Özgün Metin
Güle gûş itdüremez yok yire bülbül inler
‘Işk destânını şimdi kim okur kim dinler
Bende-i halka be-gûşum diyü yâd itdi meger
Beni ol verd-i letâfet ki kulagum çınlar
Günümüz Türkçesiyle
1. Bülbül gülü kendini dinlemeye razı edemez, boşuna inler; aşk destanını şimdi kim okur, kim dinler.
2. O incelik gülü beni galiba "kulağı halkalı kölem" diye andı ki kulağım çınlıyor.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu iki beyit bir gazelin matla beyti ile onu izleyen beyittir. Redif "-ler", kafiye ise "inle-, dinle-, çınla-" fiillerindeki "-nler" sesidir. Gazelin geri kalanı ve mahlas beyti bilinmiyor. Parça Kâmî'nin tezkirelerde en çok aktarılan şiiridir. Kınalızâde ve Beyânî iki beyti birlikte verir. Âşık Çelebi de iki beyti "itdürimez ... iñler / ʿIşḳ destânını şimdi kim oḳır kim diñler" farklarıyla kaydeder; neşrinin P nüshasında ikinci beytin "meger" kelimesi yerine "gibi" okunur. Latîfî ise yalnız matlaı, "ʿAşḳ destânını şimdi oḳur kim diñler" biçiminde, Kâmî-i Karamânî maddesinin sonunda verir. Tezkire neşirleri vezni göstermez. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, divan şiirinin en bilinen çiftini, gül ile bülbülü konu edinir. Bülbül gülün güzelliği karşısında sabaha kadar inler, ama gül onu dinlemez. Şair bu bilinen sahneyi bir yakınmaya çevirir: bülbülün feryadı boşunadır, çünkü artık aşk destanını okuyan da dinleyen de kalmamıştır. "Gûş" (kulak) kelimesi ile "dinlemek" fiili arasında bir tenasüp vardır ve ikinci beyit bu kulak imgesini sürdürür. Matlaın ikinci mısraı, bir dönemin aşka ve şiire ilgisizliğinden yakınan genel bir hüküm gibi okunabilir. Bu okuma beyte, gül ile bülbülün ötesinde bir zaman eleştirisi de katar.
İkinci beyit, halk arasında yaygın bir inanca dayanır: birisi sizi andığında kulağınız çınlar. Şair kulağının çınlamasını, sevgilinin onu "bende-i ḥalḳa-be-gûş", yani kulağı halkalı kölem diye anmasına yorar. Eski dönemde kulağa takılan halka, kölelik ve sadakatin işaretiydi. Böylece kulak çınlaması, kulaktaki halka ve sevgilinin anışı tek bir imgede birleşir. Sevgiliye "verd-i leṭâfet" (incelik gülü) denmesi, matladaki gülü ikinci beyitte sevgiliye dönüştürür. Bülbül ile âşık, gül ile sevgili arasındaki örtük benzerlik böylece açık bir eşitliğe varır. Bu son tespit bizim yorumumuzdur.
Tarihî Bağlam
Dört tezkirenin bu beyitleri aynı kişiye, Şeyh Cemâl'in akrabası Kâmî'ye vermesi, parçanın Kâmî'ye aidiyetini kuvvetli kılar. Latîfî bu şairi Karamanlı Kâmî diye, Âşık Çelebi, Kınalızâde ve Beyânî ise Şeyh Cemâl'in yeğeni olarak tanıtır. Âşık Çelebi'ye göre adı Mehmed Çelebi'dir ve 952'de (1545-46) ölmüştür. Hüseyin Hüsâmeddin Yasar'ın Şehzade Ahmed'in Amasya meclisinde andığı Kâmî ile aynı kişi olup olmadığı kesin değildir. Bu parça sitedeki Şehzade Ahmed'in Amasya meclisi yazısında da bu çekinceyle anılmıştır. Kimlik meselesi Kâmî (Şehzade Ahmed Meclisi) yazısında ayrıntılı olarak tartışılmıştır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 712. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55834,kinalizade-hasan-celebipdf.pdf
- Beyânî Mustafa, Tezkiretü'ş-Şu'arâ, haz. Aysun Sungurhan, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2017 (e-kitap), s. 165. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf
- Âşık Çelebi, Meşâ'irü'ş-şu'arâ, haz. Filiz Kılıç, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 305. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2018 (e-kitap), s. 441. https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/60327,latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzamapdf.pdf
Çevrimiçi kaynaklar





