Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü / fā‘ilātü / mefā‘īlü / fā‘ilün
Sāḳī getür ‘araḳ mı mey-i lāle-rū mı var
Ṭoldur hemān ḳabaḳ mı çanaḳ mı sebū mı var
Mey-ḫāneye ‘azīmet idegör ayaḳda ṣav
Ey dil büt-i ġamıñ yine ġāyet hücūmı var
‘Aşḳ āteşi içinde bu şeydā dili görüñ
Billāh didirir ki ḥamāmda delü mi var
Aġyār baḳmasun diyü nāme-i ḥüsnine
Ḳara beñ-ile bir iki üç yerde mū mı var
Vāżıḥ anıñ çeh-i zenaḫına göz aldırır
Bī-çāre hīç bilmez öñinde ḳuyu mı var
Günümüz Türkçesiyle
1. Saki, getir; rakı mı var, lale renkli şarap mı var? Hemen doldur; kabak mı var, çanak mı var, testi mi var?
2. Ey gönül, meyhaneye doğru yola çık, ayaktayken savuş; güzel putun gamının yine son derece hücumu var.
3. Aşk ateşi içindeki bu çılgın gönlü görün; vallahi insana "Hamamda deli mi var?" dedirtir.
4. Rakipler bakmasın diye güzelliğinin mektubunda, kara benle birlikte bir, iki, üç yerde kıl mı var? (Beyit tam açık değildir; yüzdeki ben ve tüyler, yazıyı başkalarına okunmaz kılan lekeler gibi düşünülmüş olabilir.)
5. Vâzıh, onun çene çukuruna gözünü kaptırır; zavallı, önünde kuyu olduğunu hiç bilmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel, muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "mı var" sözüdür; kafiye "rū, sebū, hücū(m), delü, mū, ḳuyu" kelimelerindeki "-u/-ū" sesidir. İkinci beyitte "hücūmı var" sözünün içindeki "mı" hecesi redifle ses bakımından örtüşür. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir meyhane çağrısıyla açılır. Saki'ye seslenen şair, ne içki varsa ve hangi kap bulunursa onu istemektedir: rakı, lale renkli şarap, kabak, çanak, testi. Bu ev eşyası ve içki adları, gazele bir meclisin gürültülü havasını verir. Özçakmak bu beyti Vâzıh'ın Nedîmâne üslubuna örnekler arasında anar; onun okuyuşunda "ḳabaḳ" yerine "tabak" vardır. Üçüncü beyitteki "Hamamda deli mi var?" sözü halk ağzından alınmıştır; Özçakmak da beyti Vâzıh'ın şiirlerine halk söyleyişini taşımasına örnek gösterir. Aşk ateşinde yanan gönül, sıcak hamamda bağıran bir deliye benzetilir.
Dördüncü beyit tam olarak çözülemeyen bir benzetme içerir: sevgilinin yüzü bir mektuba, ben ve tüyler bu mektubun üstündeki işaretlere benzetilmiştir. Son beyitte çene çukuru, divan şiirinde bilinen "çāh-ı zenaḫ" (çene kuyusu) mazmunuyla bir kuyuya dönüşür. Âşık gözünü bu çukura kaptırır, ama önünde bir kuyu bulunduğunu, yani düşüp kurtulamayacağı bir tehlike olduğunu bilmez. Sona yerleştirilen bu deyimsel söyleyiş, Babaarslan'ın Vâzıh'ta gördüğü atasözü ve deyim kullanımına uyar.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1940; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 61b-62a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Fatma Özçakmak, "Mustafa Vâzıh Efendi ve Dîvânçe'si", Kesit Akademi Dergisi, 7(26), 2021, s. 255-278, s. 271-272.
Çevrimiçi kaynaklar


![Gazel 16 — Ḳaddiñ gibi derd [ü] elemim dilde uzundur](https://amasya05.com/storage/posts/pk6Q9uJa9eseW6aTb6bB0FnQ.jpg)



