Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlü / fe‘ūlün

Ḳaddiñ gibi derd [ü] elemim dilde uzundur
Ḫaddiñ gibi cān u ciger ālūde-i ḫūndur
Sen ṭıfl-ı nev-āmūḫte-i şīve vü şengiñ
Dil derd ü ġam-ı hicr ü belāsıyla zebūndur
Çeşm-i siyeh-i mestleriñ sūre-i Kāfir
Müjgān-ı siyāhān daḫi tefsīr-i ‘uyūndur
Çeşm-i siyeh-i mest-i mey-i naḫvet-i nāzıñ
‘Uşşāḳıña billāh hemān ‘ayn-ı cünūndur
Sa‘y eylese tanẓīre Ḥafīd n’ola bu şi‘ri
Vāżıḥ yine ol cān hele ḫaylīce ṭorundur

Günümüz Türkçesiyle

1. Boyun gibi gönlümdeki dert ve elem de uzundur; yanağın gibi can ve ciğer de kana bulanmıştır.

2. Sen şive ve şakacılığı yeni öğrenmiş bir çocuksun; gönül ise ayrılığın derdi, gamı ve belasıyla güçsüz düşmüştür.

3. Kara, sarhoş gözlerin Kâfirûn suresidir; kara kirpiklerin de gözlerin tefsiridir.

4. Naz kibrinin şarabıyla sarhoş kara gözün, Allah için, âşıkların için deliliğin ta kendisidir.

5. Hafîd bu şiire nazire yazmaya uğraşsa şaşılmaz; Vâzıh, o can da hani epeyce torundur. ("Hafîd" Arapçada torun demektir; beyit bu adla Türkçe "torun" kelimesi arasında bir söz oyunu yapar.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel, hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-dur/-dür" ekidir; kafiye "uzun, ḫūn, zebūn, ‘uyūn, cünūn, ṭorun" kelimelerindeki "-un/-ūn" sesidir. İlk beyitteki "[ü]" bağlacı neşirde köşeli parantezle tamamlanmıştır. Mahlas son beyitte, bir başka şairin adıyla birlikte geçer.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit iki benzetmeyi yan yana koyar: dert sevgilinin boyu gibi uzun, can ve ciğer onun yanağı gibi kırmızıdır. İkinci beyitte sevgili yine "yeni öğrenmiş çocuk" olarak anılır; bu imge 9. gazelde de vardır. Üçüncü beyit, 2. gazeldeki "Kāfirūn" ve "tefsīr-i ‘uyūn" benzetmesini tekrarlar: acımasız gözler Kâfirûn suresi, kirpikler onların tefsiridir. Dördüncü beyitteki "‘ayn-ı cünūn" sözünde "‘ayn" hem "göz" hem "bir şeyin kendisi" anlamına gelir; sarhoş göz, deliliğin ta kendisidir.

Tarihî Bağlam

Son beyit gazelin bir şairler arası söyleşiden doğduğunu düşündürür. Vâzıh, "Ḥafīd" adlı birinin bu şiire nazire yazmaya uğraşmasına şaşılmayacağını söyler ve Arapçada torun anlamına gelen bu adı Türkçe "torun" kelimesiyle oynatır. Dîvânçe'deki 4. gazel, "Âkif el-Amâsî'nin torunu, Haremeyn müfettişi" ile birlikte söylenmiş bir müşterek gazeldir. Hüsameddin'e göre Îdîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin torunu Âkifzâde Abdürrahîm Efendi 1226 (1811) yılında Haremeyn müfettişi olmuş, 1231 (1816) yılında ölmüştür. Hüsameddin aynı kişiyi, 1214 (1799) yılında Vâzıh'ın yerine Amasya müftüsü olan "üstâdı" olarak da anar. Buradaki Hafîd'in aynı kişi olduğu ve Abdürrahîm Efendi'ye işaret ettiği bizim çıkarımımızdır. Bu doğruysa "hayli torundur" sözü iki türlü anlaşılabilir: ya ünlü bir şairin torunu olarak şiir yeteneğini dedesinden aldığına dair bir övgüdür, ya da öğrencinin hocasına yönelttiği bir şakadır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar