Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlü / fe‘ūlün
‘Aynī ile āhūya müşābih özi dirler
Aṣḥāb-ı baṣīret anıñ illā gözi dirler
Cānān ḥużūrına gelüp cümle-i ‘uşşāḳ
Biñ cān fedā pāyına işte yüzi [dirler]
Ol egri ḳaşın ṭoġrusı ben vesmeli gördüm
Aṣlında da ġāyetle siyeh ḳunduzī [dirler]
Ḳoynuma alup sīne-i mecrūḥuma ṣardım
Ol ṭıfl-ı leben-ḫordeyi emlik ḳuzı [dirler]
Eş‘ār ile iş‘ār-ı viṣāl itdi bu Vāżıḥ
Ḫavfım bu ki düşmenlere işbu sözi dirler
Günümüz Türkçesiyle
1. Onun kendisi için "aynen ceylana benzer" derler; basiret sahipleri ise "ancak gözü (ceylana benzer)" derler. ("‘Aynī ile" sözü hem "aynen" hem "gözüyle" diye anlaşılabilir.)
2. Bütün âşıklar sevgilinin huzuruna gelip "İşte yüzü; bin can ayağına feda olsun" [derler].
3. O eğri kaşın doğrusu, ben onu rastıklı gördüm; aslında da son derece siyah, "kunduz kürkü gibi" [derler].
4. O süt emmiş çocuğu koynuma alıp yaralı göğsüme sardım; ona "emlik kuzu" [derler].
5. Bu Vâzıh, şiirlerle vuslatı bildirdi; korkum şu ki bu sözü düşmanlara söylerler.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel, hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "dirler" (derler) fiilidir; kafiye "özi, gözi, yüzi, ḳunduzī, ḳuzı, sözi" kelimelerindeki "-zi/-zı" sesidir. İkinci, üçüncü ve dördüncü beyitlerde redif neşirde köşeli parantez içinde verilmiştir; yazmada tekrarlanan redifin yazılmadığı ve neşirde tamamlandığı anlaşılıyor. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
"Derler" redifi gazelin her beytini bir başkasının ağzından söylenmiş bir söze bağlar: insanlar, basiret sahipleri, âşıklar ya da düşmanlar bir şey söyler. İlk beyitte "‘aynī ile" sözü tevriyelidir. Arapça "‘ayn" hem "göz" hem de "bir şeyin kendisi" anlamına geldiği için bazıları sevgilinin "aynen" ceylana benzediğini söyler, basiret sahipleri ise benzerliğin "ancak gözde" olduğunu düzeltir. Üçüncü beyitte "egri" ile "ṭoġrusı" arasında bir tezat vardır; eğri kaşın "doğrusu" söylenir. "Vesme" kaşı karartmak için kullanılan bir boyadır; "ḳunduzī" ise kunduz kürkünün parlak koyuluğuna benzetmedir.
Dördüncü beyitteki "emlik kuzu" sözü, halk dilinde henüz anasını emen kuzu için kullanılır. Bu gündelik kelime, "ṭıfl-ı leben-ḫorde" (süt emmiş çocuk) gibi Farsça bir terkiple aynı mısrada yan yana gelir. Son beyitte "eş‘ār" (şiirler) ile "iş‘ār" (bildirmek) arasında bir cinas kurulur: şair vuslatı şiirleriyle bildirmiştir ve bu sözlerin düşmanlara ulaşmasından korkar. Babaarslan, Vâzıh'ın halk söyleyişini şiirlerine taşıdığını belirtir; "emlik kuzu" bunun açık örneklerindendir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1943; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 62b-63a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






