Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün

Didim aña ne ḳaçarsıñ gel [ey] āhū-yı Ḫıṭā
Didi bizimkisi böyle ḳaçar artıḳ arama
Didim ol dīde-i bīmārlarıñ nergis mi
Çeşm-i nāzın süzerek didi baña ol şeh lā
Bir ẓarāfet ile cāmı ele al taṭyīb it
Reşk-i la‘liñle biraz acısı vardır cānā
Maraż-ı ra‘şe getirmiş ġam-ı ḳaddiñle begim
Geçirir ‘ömrini lerziş ile serv-i bālā
Yine bir ‘aşḳ-ı nigār-ı neve oldum ser düş
Ola kim ḫayr ide encāmını Vāżıḥ Mevlā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ona, ey Hıtâ ceylanı, neden kaçıyorsun, gel, dedim. Bizimki böyle kaçar, artık arama, dedi.

2. O hasta (baygın) gözlerin nergis mi, dedim. O şah, nazlı gözünü süzerek bana "lâ" (hayır) dedi. Bu cevap aynı zamanda gözlerinin "şehlâ" olduğunu da söyler.

3. Kadehi bir zarafetle eline al da onu güzelleştir; dudağının yakutunu kıskandığından biraz acılığı vardır, ey can.

4. Beyim, boyunun gamı titreme hastalığı getirmiş; uzun boylu servi ömrünü titreyerek geçirir.

5. Yine yeni bir güzelin aşkına baştan aşağı tutuldum; Mevlâ, Vâzıh'ın sonunu hayreylesin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "Ḫıṭā, lā, cānā, bālā, Mevlā" kelimelerindeki "ā" sesine dayanır. İkinci mısraı "arama" ile biten matla beytinde kafiye sesi ancak kulakla tamamlanır. Birinci beytin ilk mısraındaki "[ey]" sözü vezin gereği neşirde köşeli ayraç içinde eklenmiştir. Kime yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiirin ilk iki beyti "didim... didi" kalıbıyla kurulmuş küçük bir konuşmadır. Âşık soru sorar, sevgili kısa ve şakacı cevaplar verir. Bu soru-cevap düzeni, Babaarslan'ın Vâzıh için söylediği "Nedîm muakkibi", yani Nedîm'in şûh ve konuşma diline yakın söyleyişini izleyen şair niteliğini iyi gösterir. Birinci beyitte sevgili, misk ceylanlarının yurdu sayılan Hıtâ'nın ceylanına benzetilir; ceylanın kaçması da sevgilinin âşıktan kaçmasıdır. Sevgilinin "bizimki böyle kaçar" cevabı gündelik konuşmanın rahatlığını şiire taşır.

İkinci beyit gazelin en ustalıklı yeridir. Âşık, sevgilinin baygın gözlerini nergise benzetip benzemediğini sorar; sevgili gözünü süzerek "şeh lā" der. Babaarslan bu söyleyişteki îhâm sanatına dikkat çeker: "lā" Arapça "hayır" demektir, ama "şeh" ile birleşince ela ile mavi arasındaki koyu göz rengini anlatan "şehlā" kelimesi okunur. Sevgili hem benzetmeyi reddeder hem de gözlerinin şehlâ olduğunu söylemiş olur. Üçüncü beyitte şarabın acılığı, sevgilinin yakut dudağını kıskanmasına bağlanır; dördüncü beyitte servinin rüzgârda sallanması, sevgilinin boyunu kıskanmaktan gelen bir titreme hastalığı olarak gösterilir. Her ikisi de gerçek sebebin yerine şairane bir sebep koyan hüsn-i ta‘lil örnekleridir. Son beyitte şair yeni bir sevdaya düştüğünü itiraf eder ve sonunun hayırlı olması için dua eder. Beytin ilk mısraındaki "ser düş" ifadesini neşirdeki okunuşuyla verdik; "baştan aşağı tutulmak" anlamında anlaşılabilir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar