Kara Müftîzâde Mustafa Vâzıh Efendi, XVIII. yüzyılın son çeyreği ile XIX. yüzyılın ilk otuz yılında Amasya'da yaşamış bir müderris, üç kez göreve getirilip üç kez azledilmiş bir müftü, şehrin bilinen ilk tarihçesinin yazarı ve bugün bir dîvânçe dolusu şiiri elimizde bulunan bir divan şairidir. 1177 (1763-64) yılında doğmuş, 1247 (1831) yılında Amasya'da ölmüştür. Kaynaklar onu daha çok el-Belâbilü'r-Râsiye fî Riyâz-ı Mesâili'l-Amâsiyye adlı fetva ve şehir tarihi kitabıyla tanır; Amasya üzerine yazılmış sonraki eserler, Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi de dahil, ondan sık sık alıntı yapar, kimi zaman da onu düzeltir. Şairliği ise ilmî kimliğinin gölgesinde kalmıştır; tezkirelerde adı geçmez. Kendi hattıyla yazılmış tek nüshası Ankara'da bulunan Dîvânçe'si 2021 yılında iki ayrı araştırmacı tarafından tanıtılmış, Giyasi Babaarslan tarafından da tam metin olarak Latin harflerine aktarılmıştır. Vâzıh'ın doğum yeri konusunda kaynaklar ayrılır: kimileri onu Çorumlu sayar, kendisi ise Amasya'da doğduğunu yazar. Bu sayfa hayatını, Amasya'daki çalkantılı görev yıllarını, eserlerini ve Dîvânçe'nin yapısını bir araya getirir.
Hayatı
Vâzıh, Amasya müftüsü Kara İsmâil Hâtif Efendi'nin oğludur. Doğum yılı, babasının onun doğumuna düşürdüğü ve şairin kendi Dîvânçe'sine kaydettiği bir tarih beytinden bilinir: "Sāl-i mīlādıñı itmek diler iseñ ma‘lūm / Naẓar it gel hele tārīḫiñe cānım oġlum." Beyit, doğum yılını bilmek isteyen oğluna "tarihine bak, canım oğlum" diye seslenir ve ebced hesabıyla 1177 yılını verir. Annesi, Şâh Bula Hâtun Vakfı'nın mütevellîsi Hâfız es-Seyyid Mehmed Ağa'nın kızıdır. Aile, babanın müftülüğünden ötürü "Kara Müftüzâdeler" diye anılmıştır.
Vâzıh, Belâbilü'r-Râsiye'nin bir yerinde gençlik yıllarını kendisi anlatır: sıbyan mektebinden çıkıp ergenlik çağına geldiğinde, müftülük makamındaki babası onu yazı işlerinde görevlendirmiş; o da bu işleri yürütürken usûl ve fürû' kitapları üzerinde çalışmış, âlimlerle müzakere imkânı bulmuştur. Babası 15 Şaban 1198 (4 Temmuz 1784) gecesi, üçüncü müftülüğü sırasında öldü. Vâzıh bu ölüme bir mersiye yazmış, "On beşinci gecesi idi meh-i Şa‘bānıñ" mısraıyla ölüm gecesini kaydetmiş ve manzumeyi bir tarih mısraıyla bağlamıştır. Kendi anlatımına göre babasının ölümünden sonra kısa bir süre müftülüğe getirildi; ama halkın tutumunu değişmiş bulduğunu, sorulara doyurucu cevaplar veremeyeceğinden ve Allah'ın gazabından korktuğunu söyleyerek istifa edip evine çekildi.
Yaklaşık yirmi yaşında babasını kaybeden Vâzıh bundan sonra yüksek tahsil için İstanbul'a gitti. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ndeki madde ve Münir Atalar'ın çalışmasına dayanan kayıtlar, onun Gümüşhaneli Ebubekir ve Şeyhzâde Abdullah Vecîhî Efendi'lerden icazet aldığını bildirir. İstanbul yıllarında bir yabancı dil de öğrenmiştir; ancak bu dilin hangisi olduğu konusunda kaynaklar ayrılır. Atalar ve onu izleyenler Galata'da oturan gayrimüslim bir devlet tercümanından Fransızca öğrendiğini yazar; Babaarslan ise Ahmet Topal'ın çalışmasına dayanarak Vâzıh'ın Galatalı İsa adında birinden Latince öğrendiğini bizzat kendisinin bildirdiğini aktarır. Amasya'ya döndükten sonra babasının ilk müderrisi olduğu Sungurlu Medresesi'nde ders verdi.
Müftülük Yılları
Vâzıh'ın müftülüğü, Amasya'nın Canikli ailesinin nüfuzu altında bulunduğu sıkıntılı bir döneme denk gelir. Hüsameddin'in kroniğine göre 1214 (1799) yılının başında Canik mutasarrıfı ve Amasya muhassılı olan Tayyâr Mahmûd Bey büyük bir debdebeyle şehre geldi; Safer ayının yirminci günü müftü Mehmed Efendi azledildi ve yerine Tayyâr Bey'in "gözdesi olan" Kara Müftüzâde Mustafa Vâzıh Efendi getirildi. Kısa süre sonra Tayyâr Bey, hasılattan onda bir yerine üçte bir alınmasını emretti. Hüsameddin, Vâzıh'ın bu olayda tuttuğu yolu şöyle anlatır:
Fakat öşür yerine sülüs alınması pek zâlimâne bir hareket olduğundan halk müftülere ve âlimlere koşdu. Fetvâlar ve yardımlar istendi. Müftü Vâzıh Efendi, bir taraftan halkın hücûmu, diğer tarafdan Tayyâr Bey'in teveccühü karşısında bir müddet şaşaladı. Sonra emr-i veliyyü'l-emre itâ'at lüzûmuyla fetvâ verdi. Dâru'l-Hadîs müderrisi Soruklu Hacı Alî Efendi dayanamadı. Onda bir yerine üçte bir alınması meşrû' değildir, dediğinden azl ile müderrisliği Şîrîn Alî Efendi'ye verildi. Cemâziyelevvelin yirmisinde ulemânın ittifâkıyla Vâzıh Efendi'nin müftülükten çıkarılıp yerine üstâdı olan fuzalâdan Âkif Efendizâde Abdurrahîm Efendi Amasya müftüsü oldu.
Günümüz Türkçesiyle: Onda bir alınacak yerde üçte bir alınması çok zalimce bir uygulama olduğu için halk müftülere ve âlimlere başvurdu, fetva ve yardım istedi. Müftü Vâzıh Efendi bir yanda halkın baskısı, öte yanda Tayyâr Bey'in kendisine gösterdiği teveccüh arasında bir süre ne yapacağını bilemedi. Sonunda yöneticiye itaatin gerekliliğine dayanarak fetva verdi. Dârülhadis müderrisi Soruklu Hacı Ali Efendi ise buna dayanamadı ve onda bir yerine üçte bir alınmasının dine uygun olmadığını söyledi; bu yüzden azledildi, müderrisliği Şirin Ali Efendi'ye verildi. Cemaziyelevvel ayının yirminci günü ulemanın birlikte aldığı kararla Vâzıh Efendi müftülükten çıkarıldı ve yerine hocası olan âlimlerden Âkif Efendizâde Abdurrahim Efendi Amasya müftüsü oldu.
Bu azil 1799 yılının Ekim ayına düşer. Hüsameddin anlatısını şöyle sürdürür: Tayyâr Bey'in adamları vergiye karşı çıkan âlimleri gece evlerinden alıp Samsun'a sürdü, Köprü müftüsü Hacı Mustafa Efendi teheccüd namazı kılarken boğduruldu. Ramazan 1214 başında müftülüğe seçilen Maraşlı Hacı Mahmud Efendi saklanıp görevi kabul etmeyince Vâzıh yeniden müftü oldu; 1215 Muharreminin başında (1800) yine görevden alındı ve yerine bir kez daha Âkifzâde Abdurrahim Efendi getirildi. Üçüncü müftülüğü 9 Receb 1218'de (1803), Tayyâr Mahmûd Paşa'nın Amasya'ya gelip ulema arasındaki kırgınlığı gidermek istediği günlerde başladı. Hüsameddin'e göre "Vâzıh Efendi'nin müftülüğü âlimlere pek ağır geldi"; Zilkade 1218 başında (1804) ulemanın ittifakıyla bu görevden de düşürüldü. Babaarslan'ın özetiyle Vâzıh 1799-1804 arasında üç kez müftülüğe getirilmiş, her birinde dört beş aydan fazla kalamamıştır.
Son azlinden sonra kenara çekilen Vâzıh, 1232 (1817) yılında Amasya'da yeniçerilerle medrese talebeleri arasında çıkan çatışmaya karıştığı gerekçesiyle Limni adasına sürgüne mahkûm edildi. Hüsameddin, Merzifonlu müfessir İsmâil Efendi'nin hayatını anlatırken onun da aynı vakaya karıştığı söylenerek 1233 yılında "Mustafa Vâzıh Efendiyle beraber Limni'ye gönderildi"ğini ve 1234 başında döndüğünü yazar. Vâzıh'ın kendisi ise sürgün hikâyesini Belâ-yı Vâzıh Safâ-yı Lâyıh adlı 760 beyitlik manzum sergüzeştnâmesinde anlatmıştır. Bu mesnevide şehrin huzurunu bozan iki kişiyi adlarını vermeden ağır bir dille hicveder, onların halkı Sultan Mahmud'a karşı kışkırttığını, kendisinin ise bu fesada karışmadığını, yıllar önce müftülükten çekilip "vahdete" dervişçe bir yalnızlığa çekildiğini söyler.
Sürgün yolculuğunun ayrıntılarında kaynaklar birbirini tam tutmaz. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne göre Vâzıh Çorum üzerinden sürgün yerine giderken Sivas valisi Zaralızâde Lutfullah Paşa'nın gönderdiği bir ulakla yoldan çevrilip Sivas'a getirtilmiş, sürgün yeri Tokat'a çevrilmiş ve bir yıl sonra affedilmiştir. Fatma Özçakmak, Ahmet Topal'ın sergüzeştnâme neşrine dayanarak onun Sivas'ta altı ay kaldığını, orada mutasavvıf Ahmed Sûzî ile tanıştığını, Limni cezasının Tokat'a çevrildiğini burada öğrendiğini ve Amasya kadısı Ahmed Nazîf'in aracılığıyla 1235 (1819-20) yılında affedildiğini yazar. Babaarslan ise yaşlılığı ve hastalığı yüzünden Tokat'a gönderildiğini ve orada yaklaşık altı ay kaldığını söyler. Affını Vâzıh bir tarih beytiyle kutlamıştır: "Düşdi bir müjde sem'ime târih / Oldı ıtlâk Mustafâ Vâzıh."
Sürgünden döndükten sonra ömrünün geri kalanını Amasya'da geçirdi. Kimi kaynaklarda Sultan Mahmud'un onu şeyhülislamlığa çağırdığı, Vâzıh'ın da bu daveti "İdemem çarḫa müdārā bozamam ‘unvānım / Şimdi küskünlügümüz var felege sulṭānım" mısralarıyla geri çevirdiği anlatılır. Bu mısralar gerçekten Dîvânçe'deki nakaratlı bir müseddesin bendlerinin sonunda tekrarlanır; ancak şiirin böyle bir davete cevap olarak yazıldığını gösteren bir belgeye ulaşılamamıştır. Vâzıh 1247 (1831) yılında Amasya'da öldü. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki bir nüshanın son sayfasında ölüm tarihinin 16 Aralık 1831 olarak yazılı olduğunu belirtir. Atalar'a göre babasının mezarı yakınına, Şamlar Mezarlığı'na gömülmüştür; bu mezarlık 1980'li yıllarda tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Amasya ile Bağı
Vâzıh'ın hayatı baştan sona Amasya'da geçmiştir: babasının yanında yetişmiş, bu şehrin medresesinde ders vermiş, müftülüğünü yapmış, eserlerini burada yazmış ve burada ölmüştür. Zahriyesine "Mustafâ Vâzıh el-Amâsî" diye imza attığı Dîvânçe'si, adını "Amâsî" nisbesiyle anan beyitleri ve Amasya'ya ayrılmış şehir tarihi bu bağın kendi elinden çıkmış belgeleridir. Kimi kaynakların onu Çorumlu sayması, aşağıda ayrıca ele alınan bir karışıklıktan doğar.
Amasya şehir tarihçiliği onunla başlar. Belâbilü'r-Râsiye iki bölümden oluşur: ilki, şehrin sosyal, ekonomik ve dinî meselelerine dair sorular ile Vâzıh'ın bunlara verdiği cevapları toplayan bir fetva defteridir; ikincisi Amasya'nın konumunu, güzelliklerini, fethini, İslâm öncesi yapılarını ve ulemasını anlatan bir şehir tarihidir. Eserin tam ya da kısmi on beş yazma nüshası tespit edilmiştir. Telif tarihi kaynaklarda farklı verilir: Atalar onu Sivas valisi Köse Mehmed Paşa'nın Amasya'ya gelişi münasebetiyle yazıldığını ve 1235-36'da bittiğini söyler; Özçakmak ise Bayezid İl Halk Kütüphanesi'ndeki 813 numaralı nüshaya dayanarak 1239 (1823) tarihini verir. Hüsameddin bu eseri kendi kaynakları arasında sayar, ama tarihe dayanan bir eser olmadığını, daha çok Amasya'nın fethine, ulemasına ve halkının ahlak ve tabiatına dair bilgiler verdiğini söyler. Amasya Tarihi'nin pek çok yerinde Vâzıh'ın görüşlerini aktarır; Ferhad Kayası, Şamlar Mahallesi'nin adı ya da Ziyaret'teki Ziyere adı gibi konularda ise onun açıklamalarını belgesiz bulur. Vâzıh'ın kitabına yazılmış bir takrizden de söz eder.
Eserleri
Babaarslan'a göre Vâzıh'ın bugün altı eseri mevcuttur. Belâbilü'r-Râsiye fî Riyâz-ı Mesâili'l-Amâsiyye, yukarıda anlatılan fetva ve şehir tarihi kitabıdır. Güldeste-i Gülistân Hediyyeten li'l-İhvân, Sa'dî'nin Gülistân'ındaki manzum parçaların seçilerek yirmi altı "güldeste" altında toplandığı mensur bir tercümedir. Şerhu'l-Ezân ve Dellâlü'l-Cinân fıkha dair Arapça bir eserdir. Tûtî-i Vâzıh, Farsça öğretmek için Türkçe olarak manzum yazılmış bir gramer kitabıdır; müellif nüshasına göre 1242 (1826-27) yılında tamamlanmıştır. Belâ-yı Vâzıh Safâ-yı Lâyıh, sürgün macerasını anlatan mesnevidir. Altıncısı Dîvânçe'dir. Vâzıh bunlardan başka Gülistân'dan Kâdî-i Hemedân hikâyesini tercüme ettiğini ve aynı eserin bir bölümünü çevirmeye başlayıp bitiremediğini kendisi bildirir. Bazı kaynaklarda ona mal edilen Hikâye-i Beşir Çelebi ve Fütûhât-ı Şâh İsmâil ise onun eseri değildir. Topal, Vâzıh'ın bu mahlastan önce Kânî ve Midhat mahlaslarını kullandığını yazar; Babaarslan, eldeki manzum eserlerin hiçbirinde bu mahlaslara rastlanmadığını belirtir.
Şiiri ve Dîvânçe
Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü'nde, Mustafa Con koleksiyonunda A 495/III numarada kayıtlı bir mecmuanın içinde, 59b-77a varakları arasında yer alır. On sekiz varaklık bu bölüm talik hatla yazılmış, başlıklar kırmızı mürekkeple konmuştur. Müellif hattıdır; yer yer karalamalar ve düzeltmeler vardır. Zahriyede şairin "ene'l-fakîr Mustafâ Vâzıh el-Amâsî" ibaresi ve "Mustafâ Vâzıh" yazılı mührü bulunur. Kütüphanede Dîvân-ı Vâzıh adıyla kayıtlı olan eser, kaside bölümü bulunmadığı ve hacmi bir divanı doldurmadığı için araştırmacılarca dîvânçe olarak adlandırılmıştır. Eseri 2021'de önce Fatma Özçakmak tanıtmış, aynı yıl Babaarslan tam metnini neşretmiştir. Babaarslan, önceki tanıtımlarda geçen bazı nazım şekli ve tarih hatalarını da düzeltir.
Dîvânçe beş bölümden oluşur. En hacimli bölüm altmış bir gazelden oluşan Gazeliyyât'tır. Gazeller, kafiyelerinin son harfine göre Arap alfabesi sırasıyla dizilmiştir ve yirmi ayrı harfle biten şiir vardır; en çok gazel "rı" harfindedir (on dört), onu "ye" (on bir), "he" (yedi) ve "elif" (altı) izler. Gazellerin elli yedisi beşer beyittir; ikisi dört, biri altı, biri sekiz beyittir. Şair bu gazellerde on ayrı aruz kalıbı kullanmıştır. 4 ve 51 numaralı gazeller rubai vezniyle yazılmıştır; Babaarslan bunu, kendini tekrar etmeye başlayan geleneğe karşı bir yenilik arayışı olarak yorumlar. 13 numaralı gazel Farsçadır. 4 numaralı gazel ise başlığına göre Haremeyn müfettişi "Hafîd Âkif el-Amâsî" ile birlikte yazılmış bir müşterek gazeldir; Vâzıh böylece dönemin ortak şiir yazma modasına da katılmıştır.
İkinci bölüm "Mukatta'ât" başlığını taşır ve on sekiz manzumeden oluşur. Bunlar önceki çalışmalarda ya kıt'a ya da nazm diye tanımlanmıştı; Babaarslan dokuzunun nâ-tamâm gazel, altısının nazm, üçünün kıt'a olduğu görüşündedir. Nazmlardan biri Farsçadır. Bu bölümdeki 15 numaralı şiir, redifinde Amasya'nın ırmaklarını anar. Üçüncü bölüm "Ebyât" başlığı altında dört müfred beyitten oluşur; üçü Türkçe, biri Arapçadır. Dördüncü bölümde beş musammat vardır: Bâkî'nin bir gazeline yapılmış tahmis, Mikdâd Paşazâde Şehid Hasan Beg'in bir gazeline yapılmış tahmis, beş bentlik bir terkib-bend ve iki nakaratlı müseddes.
Son bölüm Tevârih'tir: uzunluğu bir beyitten yirmi bir beyte kadar değişen otuz manzume. Babaarslan bunlardan dördünün Vâzıh'ın değil başka şairlerin olduğunu belirtir. Oğullarının doğumu için Mazhar mahlaslı Şerîf Beg'in gönderdiği tarihler ve Âkifzâde'nin Vâzıh'a yazdığı cevap beyti bunlar arasındadır; Dîvânçe'nin ilk tarihi de şairin doğumuna babasının düşürdüğü beyittir. Vâzıh'ın kendi tarihleri Amasya'nın o yıllardaki hayatını yansıtır: bir çeşme ve bir hayrat tarihi, Kocacık Mescidi'nin onarımı, Yegenzâde'nin şehre su getirmesi, Benderli Hâfız Ağa'nın çeşmesi, Yegenzâde Hacı İbrâhim'in yaptırdığı iki kasır; Mahmud Tayyar Paşa'nın vezirliği, Alemdar Hüseyin Gâzî'nin ölümü, Sultan Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırması, Osman Paşa'nın vezirliği, Hakkı Paşa'nın serbest bırakılması; dostlarının çocuklarının doğumu ve düğünler. İki manzume tarih değildir: Vâzıh'ın ırmak taştığı için Âkifzâde'yi ziyarete gidemediğini bildiren özür beyti ile Âkifzâde'nin buna verdiği cevap.
Babaarslan, Vâzıh'ı genel olarak Nedîm'in izinden giden bir şair sayar. Şûhâne bir edayla yazdığı gazellerde mahallîleşme akımının etkisiyle döneminin sosyal hayatını yansıtır. Gazellerin ilk mısralarına bakmak bile bunu gösterir: köçekler, kayıkçı ve bezirgân çocukları, şarap meclisleri şiirine girer. Atasözlerine, deyimlere, halk inanışlarına ve gündelik konuşma diline yer verir. Araştırmacı, aynı yüzyılın pek çok şairi gibi onun da yer yer müstehcenliğe varan bir bayağılığa düştüğünü belirtir ve çok iyi bir şair olduğunun söylenemeyeceğini, ama divan şiirinin mazmunlarına hâkim, çevresinde olup bitene kayıtsız kalmayan bir şair olduğunu ekler. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'nde Abdullah Ercan'dan aktarılan üç "rubai"den ilki, Dîvânçe'deki 20. gazelin ilk iki beytiyle küçük farklarla örtüşür; madde Vâzıh'ın Arapça ve Farsça şiirler de yazdığını belirtir.
Dîvânçe'deki şiirlerin her biri, Babaarslan'ın neşrindeki çeviriyazıyla, günümüz Türkçesine aktarımıyla ve kısa bir yorumla bu kategoride ayrı bir sayfa olarak yer alır.
Ailesi ve Çevresi
Babası Kara İsmâil Hâtif Efendi, Hüsameddin'e göre Çorumludur. Amasya'ya gelip tahsilini İdîzâde Âkif Mustafa Efendi'nin yanında tamamlamış, 1163'te Sungurlu Medresesi'nin ilk müderrisi olmuş, 1184, 1189 ve 1198 yıllarında üç kez Amasya müftüsü olmuştur. Hüsameddin onu fıkıh ve kelamda mahir, edebiyata vâkıf bir şair olarak tanıtır ve şiirleriyle Farsça örneklerinden söz eder. Vâzıh'ın kardeşleri Mehmed, Mes'ûd, Süleyman ve es-Seyyid Ahmed Efendi'lerdir. Bunlardan Süleyman Efendi babasının ölümünden sonra Sungurlu Medresesi müderrisi olmuş, bazı Amasya müftülerinin yanında fetva müsevvidliği ve emînliği yapmış ve 1240 Muharreminde büyük depremde korkudan ölmüştür. Annesinin babası 1192'de erkek evlat bırakmadan ölünce Şâh Bula Vakfı'nın mütevelliliği önce kardeşi Ahmed Efendi'ye, onun 1212'deki ölümüyle Vâzıh'a geçti.
Oğulları konusunda kaynaklar ayrılır. Hüsameddin, İsmâil Hâtif Efendi maddesinde vakfın mütevelliliğinin 1237'de Vâzıh'ın elini çekmesiyle büyük oğlu es-Seyyid Abdurrahman Efendi'ye, 1247'deki bir ölümle de küçük oğlu es-Seyyid Nimetullah Efendi'ye geçtiğini yazar. Dîvânçe'deki tarihler ise 1237 (1821-22) yılında doğan Seyyid Muhammed Nimetullah ile 1240 (1824-25) yılında doğan ve birkaç yaşında ölen Seyyid Ahmed Tayyib'i anar. Abdurrahman Efendi'nin hangi annenin oğlu olduğu ve ne zaman doğduğu bu kaynaklardan anlaşılmamaktadır.
Vâzıh'ın hayatında en sık karşılaşılan isim, onun hocası, iki kez yerine müftü olan ve Dîvânçe'de şiir alışverişinde bulunduğu Âkifzâde ailesidir. Âkifzâde Abdurrahim Efendi, Amasya ve Anadolu ulemasını anlatan el-Mecmû' mine'l-Meşhûd ve'l-Mesmû' adlı eserin yazarıdır ve Vâzıh'ın doğum yılı bu eserde de kayıtlıdır. Dönemin Amasya ulema çevresi için Amasyalı Âlimler Okulu ve Ulema Geleneği, şehrin öteki divan şairleri için Amasya Divan Şairleri ve Edebî Muhiti yazılarına bakılabilir.
Kaynakların Durumu
Doğum yeri meselesinde Abdullah Ercan, Münir Atalar, Mesut Aydın ile Recep Dündar ve Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü Vâzıh'ı Çorum doğumlu ya da Çorumlu sayar; Atalar ailenin kökeninin Çorum olduğunu, Amasya'nın görev icabı yerleşilen yer olduğunu savunur. Vâzıh ise Belâbilü'r-Râsiye'nin sonundaki kendi hal tercümesinde Amasya'da doğduğunu, babasının Çorum'da doğduğunu ama aslen Amasyalı olduğunu söyler. Babaarslan ve Özçakmak, karışıklığın babanın Çorum'da doğmasından kaynaklandığı görüşündedir. Hüsameddin de babayı "Çorumlu" diye tanıtır. Bu sayfada şairin kendi beyanı esas alınmıştır.
Yaşı ve ölüm tarihi konusunda da hatalı kayıtlar dolaşır. Ercan doğum yılını 1733 alarak Vâzıh'ın 98 yaşında öldüğünü yazmış, bu bilgi Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü'ne de geçmiştir; Babaarslan ve Özçakmak bunun yanlış olduğunu, şairin 67-68 yaşında öldüğünü belirtir. Aynı madde, Hüsameddin'in Vâzıh için 1783 tarihini verdiğini söyler. Hüsameddin'in yayımlanmış ciltlerinde Vâzıh'ın ayrı bir maddesi bulunamadı; 1198 (1783-84) babasının ölüm yılı olduğundan, bu tarihin baba ile oğulun karıştırılmasından doğmuş olabileceğini düşünüyoruz. Bu bir çıkarımdır. Mezar yeri de farklı verilir: madde onu Alagöz Baba Türbesi bahçesinde, babasının yanında gösterir; Atalar Şamlar Mezarlığı der. Özçakmak'ın aktardığına göre babası Şamlar Mahallesi'ndeki Alagöz Baba Türbesi hazîresine gömülmüştür; iki kayıt aynı yeri anlatıyor olabilir.
Müftülük tarihlerinde de bir uyuşmazlık vardır. Vâzıh'ın kendi anlatımına göre ilk müftülüğü babasının 1198'deki ölümünün ardından gelmiş ve kendi isteğiyle bırakılmıştır. Hüsameddin'in kroniği ise 1214-1218 arasındaki üç tayini ve üç azli ayrıntılı biçimde verir; 1198 yılı için Vâzıh'ın müftülüğünden söz etmez. İki anlatının aynı döneme mi yoksa farklı dönemlere mi ait olduğu bu kaynaklarla kesinleşmemektedir.
Kronoloji
1177 (1763-64): Amasya'da doğar; doğum tarihini babası bir beyitle düşürür.
15 Şaban 1198 (4 Temmuz 1784): Babası Kara İsmâil Hâtif Efendi, üçüncü müftülüğü sırasında ölür.
1212 (1797-98): Kardeşi Ahmed Efendi'nin ölümüyle Şâh Bula Vakfı'nın mütevellîsi olur.
20 Safer 1214 (1799): Tayyâr Mahmûd Bey'in döneminde Amasya müftüsü olur.
20 Cemaziyelevvel 1214 (Ekim 1799): Üçte bir vergisine fetva verdiği için ulemanın ittifakıyla azledilir.
Ramazan 1214 (1800): İkinci kez müftü olur; 1215 Muharreminin başında yeniden azledilir.
9 Receb 1218 (1803): Üçüncü kez müftü olur; Zilkade 1218'de (1804) yine görevden düşürülür.
1232-1233 (1817-18): Yeniçeri-talebe vakasına karıştığı gerekçesiyle Limni'ye sürgün edilir; sürgün yeri Tokat'a çevrilir.
1235 (1819-20): Affedilir ve Amasya'ya döner.
1237 (1821-22): Oğlu Seyyid Muhammed Nimetullah doğar.
1241 (1825-26): Sürgün mesnevisi Belâ-yı Vâzıh Safâ-yı Lâyıh'ı tamamlar.
1242 (1826-27): Farsça grameri Tûtî-i Vâzıh'ı tamamlar.
1247 (1831): Amasya'da ölür.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 59b-77a (müellif hattı).
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 4, s. 175-190 (e-kitap s. 681-686). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page682.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 7, s. 177-179 ve 195 (e-kitap s. 319, 324). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page319.html
- Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 10, s. 404 (e-kitap s. 310). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page310.html
Akademik çalışmalar
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı: s. 1924-1930). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Fatma Özçakmak, "Mustafa Vâzıh Efendi ve Dîvânçe'si", Kesit Akademi Dergisi, 7(26), 2021, s. 255-278. https://dergipark.org.tr/tr/pub/kesitakademi/article/959375
Kitaplar
- Altuğ Ortakcı, "Mustafa Vâzıh", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2014 (güncelleme 2020). https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/mustafa-vazih
Çevrimiçi kaynaklar



![Gazel 3 — Didim aña ne ḳaçarsıñ gel [ey] āhū-yı Ḫıṭā](https://amasya05.com/storage/gallery/e451c5f77ce2d8766d2c67a0f6158707.jpg)

![Gazel 5 — Ḫāliñden evvel[ā] lebiñi emdir ey şehā](https://amasya05.com/storage/gallery/5a174783d9162554dd57a7464613f77e.jpg)
