Özgün Metin

Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlü / fe‘ūlün

Olmuş ġazel-i ḥüsnüñe ey māh-ı müşa‘şa‘
Ol ceyb ile ol deşne hemān maṭla‘ u maḳṭa‘
Aḳ üzre ḳara ḳalḳdı diyü oldı şemātet
Berrāḳ cemālinden açıldıḳda o bürḳa‘
Bu dūd-ı dilim cāmi‘-i ‘aşḳıñda mināre
Evvelce şererler ‘alem altun muṣanna‘
Bu sīne-i zerdim benim ey şem‘-i cemālim
Olmuş varaḳ-ı nüsḫa-i mihriñe muşamma‘
Vāżıḥ yine dört ḳaşlıca bir verd-ruḫ-içün
Hep vird-i zebān-ı şu‘arā şimdi murabba‘

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey parıl parıl parlayan ay, senin güzellik gazeline o yaka açıklığı ile o hançer tam matla ve makta olmuş.

2. Duru yüzünden o peçe açılınca, "akın üstünden kara kalktı" diye kötü niyetli bir sevinç başladı.

3. Gönlümün bu dumanı senin aşkının camiinde bir minaredir; ondan önce yükselen kıvılcımlar da altın işlemeli alemidir.

4. Ey güzelliğiyle mumum olan sevgili, benim bu sararmış göğsüm senin sevgi nüshanın mumlu yaprağı olmuştur.

5. Ey Vâzıh, yine dört kaşlı bir gül yanaklı için şimdi bütün şairlerin dilinde dolaşan söz murabba‘dır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "müşa‘şa‘, maḳṭa‘, bürḳa‘, muṣanna‘, muşamma‘, murabba‘" kelimelerindeki "-a‘" sesidir. Bu kelimelerin hepsi ayın harfiyle biter ve Babaarslan'ın harf dökümüne göre Dîvânçe'de ayın harfine düşen tek gazel budur. Bu zor kafiye şairi Arapça kökenli, ağır kelimelere yöneltmiş, ama o da kafiye kelimelerinin çoğunu yazı ve kitap dünyasından seçerek şiire bir bütünlük vermiştir. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazelin imgelerinin önemli bir kısmı şiir ve kitap dünyasından alınmıştır. İlk beyitte sevgilinin güzelliği bir gazele benzetilir: göğsün göründüğü yaka açıklığı bu gazelin matlaı, yani başlangıç beyti, belindeki hançer de maktaı, yani son beytidir. "Maṭla‘" kelimesi aynı zamanda ayın doğduğu yer anlamına geldiği için, ay yüzlü sevgilinin yakasından doğması da düşündürülür; "maḳṭa‘" ise "kesmek" kökünden geldiğinden hançerle tenasüp kurar. "Deşne" Farsçada hançer demektir. İkinci beyitteki "ak üstüne kara" söyleyişi, beyaz kâğıt üzerindeki siyah yazıyı da hatırlatır; burada kara peçe beyaz yüzden kalkmış ve bu, kıskançların dedikodusuna yol açmıştır. Beyit iki türlü okunabilir: kötü niyetli sevinç rakiplerin olabileceği gibi, peçenin kalkmasını kendi lehine yorumlayan âşığın da olabilir.

Üçüncü beyitte âşığın içinden yükselen ah dumanı, aşk camiinin minaresine; duman içindeki kıvılcımlar da minarenin tepesindeki altın aleme benzetilir. Dördüncü beyitte mum imgesi bir kitap imgesiyle birleşir: sevgili cemal mumudur, âşığın sararmış göğsü ise sevgi nüshasının mumlu kâğıdına dönmüştür. Son beyit, gazelin başındaki şiir benzetmesini kapatır. "Dört kaşlı" sözü, kaşlarının üstüne bıyığı yeni terlemiş delikanlıyı anlatan "çār-ebrū" mazmununun Türkçesidir. Şair bu dört kaşa bakarak dört mısralı nazım biçimi olan murabba‘ı anar ve "verd" (gül) ile "vird" (dilde dolaşan söz) arasında bir cinas kurar. Bu son beyit, Dîvânçe'de şairlerin genç güzeller için yarışırcasına şiir yazdığı bir çevreyi de ima eder.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar