Özgün Metin
Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün
Gehī ‘āşıḳ gehī aġyār nigāra mülḥak
Bu mes̱eldir ki dilā gāh s.k uzar gāhī ṭ.ş.ḳ
Ḥarlayup ḳan tere batmış o sebū-yı bāde
Ḳocacıḳ meclise geldi baş açıḳ yalın ayaḳ
Getür ol ḳaḥveyi nūş eyleyelim ey sāḳī
Oḳunur ‘aksi bu mir’āt-ı göñülde hū Ḥaḳ
Ḳalḳdı bir gūşede yatdı g.te küsdi kürkle
İnfi‘āl eyleyüp oġlana o şaḫṣ-ı aḥmaḳ
Kimle hem-pister-i iḳbāl olursa olsun
Zen-i dünyāya ṭalāḳ virdi bu Vāżıḥ muṭlaḳ
Günümüz Türkçesiyle
1. Sevgiliye kimi zaman âşık, kimi zaman rakip yakın olur; ey gönül, bu bir meseldir: kimi zaman biri uzar, kimi zaman öteki (neşirde harfleri kısaltılarak verilen iki kaba kelimeyle söylenmiş bir halk sözü).
2. O şarap testisi hırıldayarak kan ter içinde kalmış; kocacık meclise başı açık, yalınayak geldi.
3. Ey saki, getir o kahveyi içelim; bu gönül aynasında onun aksi "Hû Hak" diye okunur.
4. O ahmak adam oğlana gücenip bir köşeye çekildi, yattı; kaba bir deyişle, kürküne küsüp kendine ceza verdi.
5. Kiminle ikbal yatağını paylaşırsa paylaşsın; bu Vâzıh dünya kadınını kesin olarak boşadı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır; Babaarslan'a göre bu kalıp Dîvânçe'de on üç gazelde kullanılır. Redif yoktur; kafiye "mülḥaḳ, ayaḳ, Ḥaḳ, aḥmaḳ, muṭlaḳ" kelimelerindeki "-aḳ" sesidir. Kelimelerin hepsi kaf harfiyle biter ve bu şiir, Babaarslan'ın harf dökümünde kaf harfine düşen tek gazeldir. Matla beytinin ikinci mısraındaki iki kaba kelime neşirde "s.k" ve "ṭ.ş.ḳ" biçiminde, ünlüleri atılarak verilmiştir; dördüncü beyitte de bir kelime aynı yolla kısaltılmıştır. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Babaarslan, Vâzıh'ın asrın birçok şairi gibi yer yer müstehcenliğe varan bir bayağılığa düştüğünü söyler; bu gazel o eğilimin açık örneklerindendir. Şiir bir meclis sahnesi gibi kurulur ve divan şiirinin incelikli mazmunlarını gündelik konuşmanın kaba sözleriyle karıştırır. İlk beyitte sevgiliye bazen âşığın, bazen rakibin yakın olmasını, talihin sırayla birinden ötekine geçtiğini anlatan kaba bir halk sözüyle açıklar. İkinci beyit gazelin en canlı buluşudur: şarap testisi yaşlı bir adam gibi kişileştirilir. Testi şarabı dökülürken hırıldar, toprak testinin dış yüzü terler; tıpasız ağzı başı açık, ayaksız gövdesi yalınayak bir ihtiyar gibidir. Bu yorum bizim okumamızdır ve teşhis sanatının şakacı bir kullanımı olarak görülebilir.
Üçüncü beyitte sakiden şarap yerine kahve istenir ve gönül aynasında kahvenin aksinin "Hû Hak" diye okunduğu söylenir. "Hû" ve "Hak" sözleri zikirde söylenen ilahî adlardır; böylece meclisin şakası bir anda tasavvufi bir söyleyişe döner. Dördüncü beyitteki deyiş kaba ve tam açık değildir; aktarımda kendi kendini cezalandırmak anlamını esas aldık. Son beyit, dünyayı kocasından boşanan bir kadına benzeten eski bir söyleyişe dayanır: dünya kiminle ikbal yatağına girerse girsin, şair onu kesin bir talakla boşamıştır. Dünyayı üç talakla boşama sözü Hz. Ali'ye atfedilen sözler arasında anılır. Müftü olan şairin şiiri fıkıh terimi olan "talak"la bitirmesi de ayrıca dikkat çeker.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1948-1949; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 64b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






