Özgün Metin
Vezin: mef‘ūlü / mefā‘īlü / mefā‘īlün / fa‘
Ḳaşıñ elemi ile ḳadim nūn oldı
Günden güne derd ü elem efzūn oldı
Cān perçem-i Leylāsına Mecnūn oldı
Dil dīde-i fettānına meftūn oldı
Ṭāḥūne-i ‘aşḳında yoġ itdim kendim
Şimdi dir imiş benden için o n’oldı
‘Uşşāḳı kemānçe gibi zār eylerler
Dil-berler arasında bu ḳānūn oldı
Billāh ḳızılını çıḳardıñ artıḳ
Bu Vāżıḥıñ ey şūḫ cigeri ḫūn oldı
Günümüz Türkçesiyle
1. Kaşının derdiyle boyum nun harfi gibi büküldü; günden güne dert ve elem arttı.
2. Canım onun Leylâ gibi perçemine Mecnun oldu; gönlüm onun fettan gözüne tutuldu.
3. Aşkının değirmeninde kendimi yok ettim; şimdi benim için "O ne oldu" diyormuş.
4. Güzeller âşıkları kemançe gibi inletirler; dilberler arasında bu bir kanun oldu.
5. Vallahi artık kızılını çıkardın; ey şuh, bu Vâzıh'ın ciğeri kan oldu.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu şiir, Dîvânçe'nin vezin bakımından en dikkat çekici gazellerinden biridir. Babaarslan'a göre Dîvânçe'deki 4 ve 51 numaralı gazeller rubai kalıbıyla, "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlün fa‘" veznindeki ahreb kalıbıyla yazılmıştır. Rubai vezni normalde dört mısralık rubailerde kullanılır; Babaarslan, bu vezinle gazel yazmayı XVIII. ve XIX. yüzyıl şairlerinin kendini sürekli tekrar eden gelenek karşısında bir çıkış yolu arayışının ya da yenilik yapma isteğinin Vâzıh'ın şiirindeki yansıması olarak yorumlar. Redif "oldı" kelimesidir; kafiye "nūn, efzūn, Mecnūn, meftūn, ḳānūn, ḫūn" kelimelerindeki "-ūn" sesidir. İkinci beytin iki mısraı da kafiyeli ve redifli biter. Üçüncü beyitte kafiye yerinde "o n’oldı" sözü bulunur; burada "n" sesi kafiyeye ancak yaklaşır. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin ilk beytinde bir harf benzetmesi vardır: âşığın boyu, kaşın derdiyle iki büklüm olup "nun" (ن) harfine dönmüştür. Kaşın kendisi de çoğu zaman nun harfine benzetildiği için âşık, sevgilinin kaşının biçimini kendi bedeninde taşır hâle gelmiştir. İkinci beyitte Leylâ ile Mecnun hikâyesine telmih yapılır; can sevgilinin perçemine Mecnun, gönül fettan gözüne meftun olmuştur. "Mecnūn" ile "meftūn" kelimeleri ses bakımından birbirine çok yakındır. Üçüncü beyitte aşk bir değirmene benzetilir; âşık kendini bu değirmende öğütüp yok etmiştir, sevgili ise onu kayıtsızca "o ne oldu" diye sorar. Bu soru, konuşma dilinden alınmış rahat bir söyleyiştir ve sevgilinin ilgisizliğini acı bir şakayla anlatır.
Dördüncü beyit musiki terimleriyle kurulmuş bir tevriyedir. "Kemānçe" yaylı bir çalgıdır ve âşıklar onun gibi inletilir; "ḳānūn" ise hem bir çalgının adı hem de "töre, kural" demektir. Böylece mısra, dilberler arasında âşıkları inletmenin bir kural olduğunu söylerken iki çalgıyı da yan yana getirir. Son beyitteki "kızılını çıkarmak" söyleyişinin anlamını kesin olarak belirleyemedik; ciğerin kana dönmesiyle birlikte düşünüldüğünde "son haddine getirmek" gibi bir anlam akla gelir. Bu bizim okumamızdır. Kızıl renk ile kan arasındaki bağ, beyti gazelin baştan beri süren dert ve elem temasıyla bitirir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1956; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 66b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






