Özgün Metin
Vezin: mefā‘īlün / mefā‘īlün / mefā‘īlün / mefā‘īlün
Müselmānlar nedir ol kāfiriñ cevr-i firāvānı
Şikāyet eylerem ‘Īsāya yoḳ mı artıḳ īmānı
Gice tā ṣubḥa dek göz yummayup bezmiñde ḳandīller
Mūm itdiñ kendiñe billāh sen şem‘-i fürūzānı
Eriyüp ḳubbe-i gerdūnuñ aḳar cümle ḳurşūnı
Benim bu sūz-ı āhımla semānıñ ṣanma bārānı
Olupdur gerden-i sīmīn sütūn-ı ḫāne-i ḫūbı
Esās-ı sengdir gūyā dil-i saḫtīn-i cānānī
Kelām-ı vaṣf-ı ebrūsın tamām it bunda ey Vāżıḥ
Keserler ḫāmeyi maḳṭa‘da budur resm-i ‘irfānī
Günümüz Türkçesiyle
1. Müslümanlar, o kâfirin bu bitmez tükenmez zulmü nedir; onu İsa'ya şikâyet ederim, hiç imanı kalmadı mı?
2. Meclisinde kandiller sabaha kadar göz yummuyor; Allah için, parlayan mumu bile kendine mum ettin (boyun eğdirdin).
3. Gökyüzünün yağmuru sanma; benim bu yakıcı ahımdan felek kubbesinin bütün kurşunu eriyip akıyor.
4. Gümüş gibi boynu güzelin evinin direği olmuştur; sevgilinin katı gönlü de sanki o evin taş temelidir.
5. Ey Vâzıh, kaşını anlatan sözü burada bitir; kalemi maktada keserler, irfan sahiplerinin âdeti budur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "firāvānı, īmānı, fürūzānı, bārānı, cānānī, ‘irfānī" kelimelerindeki "-ānı" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir "kâfir" diye anılan bir güzelin zulmünden yakınmakla açılır. Divan şiirinde sevgiliye merhametsizliği yüzünden kâfir denmesi yaygındır; Vâzıh bu sözü düz anlamıyla da işletir ve şikâyetini İsa'ya götüreceğini söyler. Böylece güzelin Hristiyan bir genç olduğu ima edilir ve "imanı kalmadı mı" sorusu iki anlam kazanır. İkinci beyit "mum" kelimesi üzerine kurulmuş bir söz oyunudur: meclisteki kandiller sabaha kadar uyumaz, sevgili ise parlayan mumu bile "mum etmiştir". Türkçede "mum gibi etmek" birini boyun eğdirmek anlamında kullanılır; beyitte mum hem ışık veren nesne hem de bu deyimin parçasıdır.
Üçüncü beyit bir abartma (mübalağa) örneğidir. Büyük kubbeler kurşunla örtülür; şair gök kubbeyi de böyle düşünür ve yağan yağmuru, kendi ahının ateşiyle eriyen kurşunun akması diye açıklar. Gerçek sebebin yerine şairane bir sebep konduğu için bu beyitte hüsn-i ta‘lil de vardır. Dördüncü beyitte gümüş boyun bir direğe, sevgilinin katı yüreği de evin taş temeline benzetilir; "sütūn, ḫāne, esās, seng" kelimeleri yapı ustalığından bir tenasüp kurar.
Son beyitteki "maḳṭa‘" kelimesi tevriyelidir. Gazelin mahlaslı son beytine makta denir; aynı kelime hattatların kalem ucunu üzerinde kestikleri küçük altlığın da adıdır. Şair, kalem gibi ince olan kaşı anlatmayı burada bitirmesi gerektiğini söylerken bu iki anlamı birlikte kullanır: kalem maktada kesilir, söz de makta beytinde kesilir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1957; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 67a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar






