Özgün Metin

Vezin: mefā‘īlün / mefā‘īlün / mefā‘īlün / mefā‘īlün

Bir elde dāne-i zeytūn bir elde tīġ-ı ḫūn-ḫᵛārı
İder ol ġamze-i cellād ‘uşşāḳa vefādārī
Olup seyyāḥ-ı sā’il Māverā’ü’n-nehri seyr itdi
Naẓīrin bulmadı çeşmim görüñ ol şūḫ-ı Bulġārı
Hemān sen mā-cerā-yı çeşmimi iġmāż-ı ‘ayn eyle
Meżā der-mā-meżā-yı ḫancer-i ḳahr u sitemkārı
Miyān-bendi midir ya tār-ı Ferḫārı mıdır bilmem
Bu ‘aḳdiñ pek hele müşkildir emr-i ḥall-i iẓhārı
O ṭıflıñ aġzına baḳma bir ānda var bir ānda yoḳ
Ḫuṣūṣā şer‘an ey Vāżıḥ nedir iḳrār u inkārı

Günümüz Türkçesiyle

1. Bir elinde zeytin tanesi, bir elinde kan içen kılıç: o cellat gamze âşıklara böyle vefa gösterir.

2. Gözüm dilenci bir gezgin olup Mâverâünnehir'i dolaştı; o Bulgar şuhun benzerini bulamadı, görün.

3. Sen yalnızca gözümün başından geçenlere göz yum; kahır ve zulüm hançerinin yaptıkları için geçmiş geçmişte kaldı.

4. Bu, belinin kuşağı mı yoksa Ferhâr'ın ipliği mi bilmiyorum; bu düğümü çözüp açıklamak pek zordur.

5. O çocuğun ağzına bakma, bir an var bir an yok; hele şeriatça, ey Vâzıh, ikrar ve inkâr nedir?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Gazel beş beyittir ve hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "ḫūn-ḫᵛārı, vefādārī, Bulġārı, sitemkārı, iẓhārı, inkārı" kelimelerindeki "-ārı" sesine dayanır. Mahlas son beyitte geçer. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.

Anlam ve Söz Sanatları

İlk beyit bir tezat üzerine kurulur. Gamze bir elinde zeytin tanesi, öbür elinde kan içen bir kılıç tutar. Zeytin barışın simgesidir; zeytin çekirdeğinden tespih de yapıldığı için "dāne-i zeytūn" sözü bir tespih tanesini de düşündürebilir. Her iki okumada da gamzenin bir yüzü yumuşak, öbür yüzü öldürücüdür ve şair bunu acı bir alayla "vefa" diye adlandırır. İkinci beyitte göz, Mâverâünnehir'i dolaşan bir gezgin dervişe benzetilir; uzak Türkistan ülkeleri güzelleriyle anıldığı için bu yolculuk, bir "Bulgar" güzelin benzersiz olduğunu ortaya koyar.

Üçüncü beyitteki "iġmāż-ı ‘ayn" göz yummak, görmezden gelmek demektir; "meżā mā meżā" ise "geçen geçti" anlamında Arapça bir sözdür. Dördüncü beyitte ince bel kuşağı, divan şiirinde güzelleriyle anılan Ferhâr şehrinden gelmiş bir ipliğe benzetilir. "‘Aḳd" hem düğüm hem de akit (sözleşme) demektir, "ḥall" da çözmek ve bir meseleyi halletmek anlamına gelir; beyit bu iki anlamla hem bele bağlanmış bir düğümü hem de çözülmesi zor bir hukuk meselesini düşündürür.

Son beyit küçük ağız mazmununu fıkıh diliyle birleştirir. Sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki bir an var, bir an yok gibidir. "İkrar" ve "inkâr" mahkemede birinin bir şeyi kabul etmesi ve reddetmesi anlamına gelen fıkıh terimleridir; şair, ağzın varlığı ve yokluğu üzerine şeriatın ne hüküm vereceğini sorar gibidir. Amasya'da müftülük yapmış bir âlimin şiirinde bu terimlerin şaka yollu kullanılması dikkat çekicidir; bu değerlendirme bizimdir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar