Özgün Metin
Vezin: fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilātün / fā‘ilün
‘Āşıḳ-ı şūrīde bir bezm-i mürekkeb eylemiş
Ḫūn-ı dilden ḥāżır-ı cām-ı leb-ā-leb eylemiş
Tellemişler perçemin ol ṭıfl-ı nāz u şīveniñ
Ġālibā kim iḳtidā-yı ‘azm-i mekteb eylemiş
Rabbi yessir lā-tu‘assir ḫūn-ı cānından bu dil
Yazmaġa sī-pāresin la‘līn-mürekkeb eylemiş
Sūre-i Kevs̱er ḳırā’at idecekdir ġālibā
Vāżıḥā ol ṭıfla baḳ taḥrīk-i leb eylemiş
Günümüz Türkçesiyle
1. Çılgın âşık bir mürekkep meclisi kurmuş; gönül kanından ağzına kadar dolu bir kadeh hazırlamış.
2. O nazlı, cilveli çocuğun perçemini tellemişler; galiba mektebe gitmeye niyet etmiş.
3. Bu gönül, "Rabbi yessir velâ tuassir" diyerek, onun cüzünü yazmak için can kanından kırmızı mürekkep yapmış.
4. Galiba Kevser suresini okuyacak; ey Vâzıh, o çocuğa bak, dudağını kıpırdatmış.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir, Dîvânçe'nin Mukatta‘ât bölümündeki ikinci manzumedir. Babaarslan onu, matla beyti bulunan ama gazel için gereken beyit sayısına ulaşmayan nâ-tamâm (yarım) gazeller arasında sayar. Dört beyittir ve remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "eylemiş", kafiye "mürekkeb, leb-ā-leb, mekteb, leb" kelimelerindeki "-eb" sesidir; "mürekkeb" kelimesi kafiyede iki kez kullanılır. Babaarslan son mısraın vezninin kusurlu olduğunu dipnotta belirtir. Mahlas son beyitte geçer.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiirin konusu mektebe başlayan bir çocuktur. İkinci beyitte çocuğun perçeminin tellendiği, yani süslendiği söylenir ve şair bunu çocuğun okula gitmeye niyet etmesine bağlar. Üçüncü beyitteki "Rabbi yessir velâ tuassir" (Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma) duası, bir işe, özellikle okumaya başlarken söylenir. "Sī-pāre" Farsçada "otuz parça" demektir; Kur'an'ın otuz cüzünü ve çocukların okumaya başladıkları cüzü anlatır. Âşık, sevgilinin okuyacağı bu cüzü kendi can kanından yaptığı kırmızı mürekkeple yazmak ister.
Kelime oyunları şiirin bütününe yayılır. "Mürekkeb" kelimesi ilk beyitte "birleşik, karışık" anlamını da çağrıştırır, üçüncü beyitte ise doğrudan yazı mürekkebidir. "Leb-ā-leb" (ağzına kadar dolu) sözündeki "leb" dudak demektir ve son beyitteki dudak kıpırdatmayla birleşir. Son beyitteki Kevser hem Kur'an'ın en kısa suresinin adı hem de cennetteki ırmağın adıdır; divan şiirinde sevgilinin dudağı çoğu zaman Kevser'e benzetilir. Çocuğun kısa bir sureyi okumak için dudaklarını kıpırdatması, âşık için Kevser'in akmaya başlaması gibidir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1961; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 68a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar





