Özgün Metin
Başlık: TAḪMĪS-İ VĀŻIḤ Lİ-ĠAZEL-İ BĀḲĪ
Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün
Bāġ-ı ruḫṣārda ḫandān gül-i ḫod-rū da güzel
Zülf-i sünbül de laṭīf kākül-i şeb-bū da güzel
Cān āġūşına layıḳ o miyān-mū da güzel
Ālet-i ḥüsni mükemmel ḳad-i dil-cū da güzel
O siyeh gözler ile Ḥaḳ bu ki ebrū da güzel
Ġālibā_ol muġ-beçe-i mest varup sūy-ı ḫuma
Pür-neşāṭ olup idüp ref‘-i ḥicāb u ḥuruma
Gülerek geldi hemān külbe-i pür-ferruḫuma
Ḫaṭ-ı nev-ḫīzim ile didi ne dirsin ruḫuma
Didim ol rū da güzel ḫaṭṭ-ı semen-bū da güzel
Ḫalḳ medḥ eyler idi gerçi o şīrīn-deheni
Dūzaḫ-ı ‘aşḳına yaḳmış idi çoḳ cān u teni
Ḥaḳ bu ki itdi idi ‘āşıḳ-ı şūrīde beni
Ṣaḥn-ı ḥammāmda dün gördüm o nāzük-bedeni
Sīnede mūdan es̱er yoḳ daḫi pehlū da güzel
Dün gece bezmde sāḳīmiz idi o dil-ber
Āstīn ber-dūş u ser-pençe dil ü cān-āver
Pīrehen çāk-i telef nā-mübeyyendir ber
Eyledüm diḳḳat ile mūy-miyānına naẓar
Cümleten bī-bedel ol sā‘id ü bāzū da güzel
Meded it Vāżıḥa yā Ḥażret-i Ḥayyu’l-bāḳī
Yine żabṭ idemedim ṭab‘-ı dil-i müştāḳı
Yoḫsa taḫmīse ne mümkin ki_ola istiḥḳāḳı
Söylese nuṭḳ-ı dürer-bārına söz yoḳ Bāḳī
Dürc-i la‘lindeki ol lü’lü’-i lālā da güzel
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanak bahçesinde kendiliğinden bitmiş gülen gül güzeldir, zülfün sümbülü de narindir, gece kokulu kâkül de güzeldir; can kucağına layık o kıl kadar ince bel de güzeldir. Güzellik aletleri tam ve eksiksizdir, gönlün aradığı boy da güzeldir. Doğrusu, o siyah gözlerle birlikte kaş da güzeldir.
2. Galiba o sarhoş meyhane çırağı küplerin yanına gitti, neşeyle dolup perdeyi ve yasağı kaldırdı; gülerek hemen sevinçle dolu kulübeme geldi. Yeni bitmiş ayva tüyümle yanağıma ne dersin, dedi. Yüz de güzel, yasemin kokulu ayva tüyü de güzel, dedim.
3. Halk gerçi o tatlı ağızlıyı överdi; o, aşkının cehenneminde nice can ve beden yakmıştı. Doğrusu beni de çılgın bir âşık etmişti. Dün hamamın avlusunda o narin bedenliyi gördüm: göğsünde tüyden eser yok, böğrü de güzel.
4. Dün gece mecliste sakimiz o dilber idi; yeni omzuna sıvamış, elini bileğinden kıvırmış, gönül ve can alan biri. (Vezni kusurlu bu mısraı neşirdeki okunuşuyla veriyoruz: gömleği yırtık, göğsü görünmezdi.) Dikkatle kıl gibi beline baktım: hepsi eşsiz, kolu da güzel, pazusu da güzel.
5. Ey her zaman diri ve ebedî kalan Allah, Vâzıh'a yardım et; gene özlem dolu gönlümün tabiatını zapt edemedim. Yoksa bu gazeli tahmis etmeye ne hakkım vardı. Bâkî konuşsa inci yağdıran sözüne söz olmaz: yakut ağzının mücevher kutusundaki o parlak inciler de güzeldir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yazmadaki başlığı "Taḫmīs-i Vāżıḥ li-Ġazel-i Bāḳī"dir: Vâzıh'ın Bâkî'nin bir gazeline yaptığı tahmis. Tahmis, başka bir şairin gazelinin her beytinin önüne aynı vezin ve kafiyede üç mısra ekleyerek beş mısralı bentler kurmaktır. Böylece her bendin ilk üç mısraı Vâzıh'ın, son iki mısraı Bâkî'nindir. Şiir beş bentten oluşur ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Bâkî'nin gazelinin redifi "da güzel"dir. İlk bendin beş mısraının hepsi bu redifle biter, çünkü tahmiste matla beytinin kafiyesi ilk bendin bütün mısralarına taşınır; sonraki bentlerde Vâzıh'ın mısraları kendi aralarında ayrı bir kafiyeyle (-uma, -eni, -er, -āḳı) kurulur.
Babaarslan iki ayrıntıya dikkat çeker. Dördüncü bendin üçüncü mısraının vezni kusurludur. Son mısradaki "lü’lü’-i lālā" terkibi ise kafiyeyi bozmaktadır; Bâkî Dîvânı'nın neşrinde bu yer "dāne-i lü’lū" biçimindedir. Yani Vâzıh, Bâkî'nin gazelini ya farklı bir nüshadan ya da hafızasından aktarmıştır; hangisi olduğu bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Bâkî'nin gazeli sevgilinin güzelliğini parça parça sayar: gül yanak, sümbül zülüf, kâkül, ince bel, boy, siyah gözler ve kaş. Vâzıh'ın eklediği mısralar bu sayımı sahnelere dönüştürür. İkinci bentte sarhoş bir meyhane çırağı (muġ-beçe) küplerin başından kalkıp şairin kulübesine gelir ve yeni bitmiş ayva tüyüyle yanağını sorar. Üçüncü bentte sevgili hamam avlusunda görülür, dördüncüde meclise sakilik eder. Gündelik mekânları ve sahneleri şiire taşıyan bu tavır, Babaarslan'ın Vâzıh'ta gördüğü Nedîm tarzı şûh edaya ve dönemin sosyal hayatını yansıtan mahallîleşme eğilimine uyar. Son bentte Vâzıh, Bâkî'nin sözünün inci yağdırdığını ve onun karşısında söz söylemeye hakkı olmadığını söyleyerek alçakgönüllülük gösterir. Bendin ilk mısraındaki "Ḥayyu'l-bāḳī" (ebedî diri olan Allah) sözü ile dördüncü mısradaki şair Bâkî'nin adı aynı kelimeyi paylaşır; bu ses oyunu bizim tespitimizdir.
Kaynakça
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1968; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 70a-70b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
- Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
Çevrimiçi kaynaklar



