Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün

Ḳanı ol devlet-i Dārā ḳanı Sāmāniyye
Ḳanı ol devlet-i Cemşīd ḳanı Sāsāniyye
Ḳanı ol devlet-i Żaḥḥāk ḳanı Ḫāḳāniyye
Ḳanı Tübba‘ ḳanı Mebba‘ (?) ḳanı Süfyāniyye
İdelim bunda ṣafālar bu cihān fāniyye
Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye
Gel e ey ṭıfl-ı laṭīf ü ḥased-efzā-yı melek
Gel e ey dürr-i laṭīf-i ṣadef-i çarḫ-ı felek
Saña bu şehr-i Sitanbūlı gerekdir gezmek
Ṣaġ u ṣol ‘āşıḳ-ı āvāreleri seyr iderek
Ṣalınup şīve vü nāz ile Vefāyı gezerek
Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye
Ne belāsın seniñ içün ne bu vā-veylālar
Geldi ādem olanıñ başına hep sevdālar
Ṭoldı dīvāne-i ‘aşḳıñla bütün dünyālar
Ṣıġamaz oldı tīmār-ḫānelere şeydālar
Gör güzel gözleriñ ile ne bu istiġnālar
Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye
Anda vardır ẓurefā mecma‘ı bir ḫūb çarşu
Oṭurup anda biraz eglenelim ey meh-rū
İçelim ḳahve gümüş nārgileden tenbākū
Bulunur ḫiẕmete lāyıḳ niçe şūḫ-ı dil-cū
Hele Allāh[ı] severseñ dime ṣaḳın şu bu
Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye
Sū-be-sū geşt idelim lücce-i ‘ummānı gör
Vāżıḥıñ çeşmine beñzer mi şādırvānı gör
Ḳameriyye_altını gez ravża-i Rıżvānı gör
Türbe-i Ḥażret-i Sulṭān Süleymānı gör
Bī-beḳādır bu felek gerdiş-i devrānı gör
Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye

Günümüz Türkçesiyle

1. Hani o Dârâ'nın devleti, hani Sâmânîler; hani o Cemşîd'in devleti, hani Sâsânîler; hani o Dahhâk'ın devleti, hani Hakaniler; hani Tübba‘, hani Mebba‘ (okunuşu şüpheli), hani Süfyânîler. Bu dünya fanidir, burada safa sürelim. Gel ey şahım, Süleymaniye'ye gidelim.

2. Gel ey melekleri kıskandıran latif çocuk; gel ey felek çarkının sedefindeki ince inci. Senin bu İstanbul şehrini gezmen gerek; sağda solda avare âşıkları seyrederek, nazla ve edayla salınıp Vefa'yı gezerek. Gel ey şahım, Süleymaniye'ye gidelim.

3. Sen ne belasın, bu feryatlar ne senin için; adam olanın başına hep sevdalar geldi. Bütün dünya senin aşkının divaneleriyle doldu; çılgınlar artık tımarhanelere sığmaz oldu. Bak, güzel gözlerinle, bu nazlanmalar ne. Gel ey şahım, Süleymaniye'ye gidelim.

4. Orada zariflerin toplandığı güzel bir çarşı var. Ey ay yüzlü, orada oturup biraz eğlenelim; kahve ve gümüş nargileden tütün içelim. Hizmete layık nice gönül alıcı şuh orada bulunur. Allah aşkına, sakın şu bu deme. Gel ey şahım, Süleymaniye'ye gidelim.

5. Her yanı dolaşalım, okyanusun derinliğini gör; şadırvan Vâzıh'ın gözüne benzer mi, gör. Kameriyenin altını gez, Rıdvan bahçesini gör; Hazret-i Sultan Süleyman'ın türbesini gör. Bu felek kalıcı değildir, devranın dönüşünü gör. Gel ey şahım, Süleymaniye'ye gidelim.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Dîvânçe'nin musammatlar bölümündeki dördüncü şiirdir. Altı mısralı beş bentten oluşur ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Her bendin ilk beş mısraı kendi arasında kafiyelidir; altıncı mısra olan "Gel e şāhım idelim ‘azm-i Süleymāniyye" her bentte aynen tekrarlanır. Bu yapı, nakaratlı bir müseddes görünümündedir. Babaarslan bu musammatın türünü ayrıca adlandırmaz; adlandırma bizimdir. Birinci bentte geçen "Tübba‘" için Babaarslan, Duhân suresinin 37. ayetinde helak edildiği bildirilen kavim olduğunu not eder; hemen ardından gelen "Mebba‘" kelimesi neşirde soru işaretiyle verilmiştir.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir, eski devletlerin geçiciliğini sayan bir "hani" dizisiyle başlar: Dârâ, Sâmânîler, Cemşîd, Sâsânîler, Dahhâk, Hakaniler, Tübba‘, Süfyânîler. Bu dizi, dünyanın fani olduğunu hatırlatır ve hemen ardından gelen davetin gerekçesi olur: madem dünya geçicidir, safa sürelim. Sonraki bentler bir İstanbul gezisinin duraklarıdır. Sevgili Vefa'da dolaştırılır, zariflerin toplandığı çarşıda kahve içilip gümüş nargileden tütün çekilir, şadırvan ve kameriye görülür, sonunda Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesi ziyaret edilir. Son bentte türbe ile "bu felek kalıcı değildir" sözü yan yana gelir ve şiir, başladığı fanilik düşüncesine geri döner. Beşinci bentteki "Vâzıh'ın gözüne benzer mi şadırvanı gör" mısraı, şairin ağlayan gözünü şadırvanın akan sularına benzeten bir mübalağadır.

Tarihî Bağlam

Şiirin geçtiği yerler Süleymaniye Camii ve çevresidir: Vefa semti, caminin şadırvanı ve Kanuni'nin türbesi. Özçakmak, Vâzıh'ın yüksek tahsilini 1200 (1785-86) yılında İstanbul'da Süleymaniye medreselerinde tamamladığını yazar. Babaarslan da şairin tahsil için bir süre İstanbul'da bulunduğunu ve orada Galatalı İsa adında birinden Latince öğrendiğini aktarır. Şiirin bu öğrencilik yıllarında yazılmış olması akla yatkındır, ancak bu bir tahmindir; yazmada tarih kaydı yoktur. Şiir, Amasyalı bir medrese öğrencisinin gözünden XVIII. yüzyıl sonu İstanbul'unun gündelik hayatına, kahvesine, nargilesine ve gezinti yerlerine dair küçük bir tablo da sunar.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1971; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 71b-72a). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1930 (hayatı ve Dîvânçe'nin tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Fatma Özçakmak, "Mustafa Vâzıh Efendi ve Dîvânçe'si", Kesit Akademi Dergisi, 7(26), 2021, s. 255-278, s. 259-260.

Çevrimiçi kaynaklar