Özgün Metin

Vezin: fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilātün / fe‘ilün

Ey benim ṭıfl-ı nev-āmūz u nāz u ānım
V’ey benim ġonce-i nev-reste-i nev-ḫandānım
Gel eliñden ṭutayım yabca-be-yabca cānım
Seni lālāñ gibice gezdireyim sulṭānım
Ṭurma ḳız gibi serā-perde-i ‘iṣmetde yeter
Gez gözüñ göñlüñ açılsun nitekim ġonce-i ter
Peder ü māderiñizden alalım iẕn-i şerīf
Gidelim iskeleye ṭoġru be-eṭvār-ı ẓarīf
İkimiz çifte ḳayıḳa binelim bī-teklīf
İdelim ‘azm-i temāşā-yı çemenzār-ı laṭīf
Ya Beşikṭaşa ya Ḳandīlliye yāḫod Bebeke
Ṭıfl-ı nāzım yine reşk itdürelim gel felege
Ḳuralım gülşene çarḫī siniyi bī-pervā
Dizelim cāmları kevkeb-i raḫşānāsā
Ḳorḳma al iç buña saḳızlı ṣu dirler paşa
Diyerek içireyim aldayup āb-ı ḥamrā
Süzilüp çeşm-i siyeh-mestiñ ola ḫūn-maḫlūṭ
Nigehiñ kec-külehiñ süḫanıñ nā-merbūṭ
Gāh mestāne kelām-ile şaḳırdım ṣoḥbet
Gāh ‘itāb-ı ġażab-ālūde-i nāz u naḫvet
Gelmesün rūḥ-ı laṭīfiñe a cānım s̱ıḳlet
Sīneñi aç ḳuşaġıñ çöz biraz bul ḫiffet
Vir ḳuluñ ṣaḳlasun ol ḫancer-i ser-tīziñizi
Sell-i seyf itme amān ġamze-i ḫūn-rīziñiz
Gel eliñden ṭutayım yabca-be-yabca gel gel
İdelim şöyle biraz seyr-i yem-i pür-ṣayḳal
Saña Vāżıḥ oḳusun şarḳī-i nā-yāb-ı bedel
Sen su’āl eyle Nedīmiñ mi diyü işbu ġazel
Saña ne seyr ü ṣafā itdirecekdir bendeñ
Āh ne cünbiş idecekdir ki o kāfir bendeñ

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey benim yeni yetişen, nazlı ve cazibeli çocuğum; ey benim yeni bitmiş, yeni gülmeye başlamış goncam. Gel elinden tutayım, yavaş yavaş, canım; seni lalan (çocuğa bakan terbiyeci) gibi gezdireyim, sultanım. Kız gibi iffet perdesinin ardında durma artık; gez, gözün gönlün açılsın, nitekim taze gonca da açılır.

2. Annenizden babanızdan şerefli izni alalım; zarif tavırlarla iskeleye doğru gidelim. İkimiz çifte kayığa (iki çift kürekli kayığa) teklifsizce binelim; o latif çimenliği seyre gidelim. Ya Beşiktaş'a, ya Kandilli'ye ya da Bebek'e; gel nazlı çocuğum, feleği yine kıskandıralım.

3. Gül bahçesine yuvarlak siniyi pervasızca kuralım; kadehleri parlayan yıldızlar gibi dizelim. "Korkma, al iç, buna sakızlı su derler, paşa" diyerek seni kandırıp kırmızı suyu (şarabı) içireyim. Sarhoş siyah gözün süzülüp kanla karışsın (kızarsın); bakışın, yana yatık külahın ve sözlerin birbirini tutmaz olsun.

4. Kâh sarhoşça sözlerle cıvıl cıvıl sohbet edelim; kâh sen naz ve kibirle karışık öfkeli azarlar edesin. Latif ruhuna ağırlık gelmesin, a canım; göğsünü aç, kuşağını çöz, biraz hafifle. O ucu keskin hançerinizi verin, kulunuz saklasın; aman, kan döken gamzenizle kılıç çekmeyin.

5. Gel elinden tutayım, yavaş yavaş, gel gel; şöyle biraz ayna gibi parlak denizi seyredelim. Vâzıh sana eşi bulunmaz bir şarkı okusun; sen de "bu gazel Nedîm'in mi?" diye sor. Bu kulun sana ne seyir ve safa yaşatacak; ah, o kâfir (yaramaz) kulun ne cümbüş edecek.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir, Dîvânçe'nin musammatlar bölümünün üçüncü manzumesidir ve remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmış beş bentten oluşur. Her bent altı mısradır: ilk dört mısra kendi aralarında kafiyelidir, son iki mısra ise ayrı bir kafiyeyle bendi bağlar (aaaabb, ccccdd …). Son iki mısra her bentte değiştiği için şiirde tekrar eden bir nakarat yoktur. Babaarslan bu şiiri bir terkîb-bend olarak tanımlar ve Topal ile Özçakmak'ın onu müseddes saymasını yanlış bulur; Özçakmak ise şiiri Dîvânçe'deki üç müseddesin ilki, "sevgiliyle temaşa üzerine" bir şiir olarak anar. Bent başına altı mısra müseddes biçimini, bentten bente değişen bağlayıcı beyit ise terkîb-bendin yapısını hatırlattığı için iki adlandırmanın da bir dayanağı vardır. Babaarslan üçüncü bendin son mısraında veznin kusurlu olduğunu not eder.

Anlam ve Söz Sanatları

Şiir baştan sona bir davettir. Şair "ṭıfl" (çocuk, genç) diye seslendiği sevgiliyi ailesinden izin alıp Boğaziçi'ne gezmeye çağırır. Kendini sevgilinin "lala"sı, yani çocukları gezdiren terbiyecisi yerine koyması, divan şiirinde genç sevgiliye bağlılığın bilinen bir anlatımıdır. Bentler bir gezinin sırasını izler: izin, iskele, çifte kayık, Beşiktaş, Kandilli ya da Bebek, çimenlikte kurulan sofra, içki, sohbet ve deniz seyri. Gonca imgesi ilk bentte iki kez geçer: sevgili yeni açılan bir goncadır ve gezi onun gözünü gönlünü bir goncanın açılması gibi açacaktır.

Üçüncü bentteki "sakızlı ṣu" ve "āb-ı ḥamrā" (kırmızı su) sözleri içkiyi örtülü biçimde anar. Vâzıh'ın Gazel 7'sinde de sevgiliye sunulan şarap için "bu Sāḳız hediyyesidir" (bu, Sakız'ın armağanıdır) denir; sevgiliyi içkiye ikna etme sahnesinin iki şiirde tekrarlanması dikkat çekicidir. Dördüncü bentteki hançer ve gamze kılıcı, sevgilinin bakışını silaha benzeten yaygın istiarelerdir. Son bentte şair kendi adını verir ve sevgilinin "Bu gazel Nedîm'in mi?" diye sormasını ister. Bu soru Vâzıh'ın Nedîm'i örnek aldığını açıkça söyler; Babaarslan da onu "Nedîm muakkibi", yani Nedîm'in izinden giden bir şair olarak niteler. Şiirin son kelimesi "bendeñ" (senin kulun) bir bentle biten şiirde "bend" kelimesini de çağrıştırır; bu ikinci okuma bizim tahminimizdir.

Tarihî Bağlam

Şiirdeki yerler İstanbul'un Boğaziçi kıyılarıdır. Babaarslan, Vâzıh'ın babasının ölümünden bir süre sonra yüksek tahsil için İstanbul'a gittiğini yazar; Özçakmak da şairin 1200 (1786) yılında İstanbul'da öğrenim gördüğünü belirtir. Şiirin bu İstanbul yıllarında mı, yoksa Amasya'ya döndükten sonra hatıra ve hayalle mi yazıldığı bilinmez. Kayık gezintisi, Boğaziçi bahçelerinde kurulan sofralar ve şarkı XVIII. yüzyılın Nedîm'le özdeşleşen eğlence dünyasının bilinen sahneleridir. Aynı İstanbul havası Vâzıh'ın Süleymaniye'yi anlatan Musammat 4'ünde de görülür. Şairin hayatı için Kara Müftîzâde Mustafa Vâzıh sayfasına bakılabilir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1922-1984 (şiir metni: s. 1970; Mustafa Vâzıh, Dîvânçe, Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü, Mustafa Con A 495/III, vr. 71a-71b). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Giyasi Babaarslan, "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi", Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 5(4), 2021, s. 1924-1929 (hayatı, Nedîm etkisi ve musammatların tanıtımı). https://dergipark.org.tr/tr/pub/akaded/article/993264
  • Fatma Özçakmak, "Mustafa Vâzıh Efendi ve Dîvânçe'si", Kesit Akademi Dergisi, 7(26), 2021, s. 255-278, s. 266-268 ve 274.

Çevrimiçi kaynaklar