Özgün Metin

Ma‘rifet gerçi ki beyzâdelere lâyıkdır
Okuyub yazmaz ise yine bey oğlu beydir
Ehl-i ‘ilm oğlu olub hânekah-ı âlemde
Câhil olmakdan ise doğmadan ölmek yeğdir

Günümüz Türkçesiyle

1. Bilgi ve hüner gerçi bey oğullarına yaraşır; ama okuyup yazmasa da bey oğlu yine beydir.

2. Bu dünya konağında bir bilgin oğlu olup da cahil kalmaktansa, hiç doğmadan ölmek daha iyidir. (Hânekah, dervişlerin konakladığı tekkedir; dünya, insanın bir süre kalıp ayrıldığı bir konağa benzetilmiştir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

İki beyitlik bu Türkçe parçada yalnız ikinci ve dördüncü mısralar birbiriyle kafiyelidir ("beydir, yeğdir"); bu, kıt‘a nazım şeklinin düzenidir. Kafiye tam değildir; "bey" ve "yeğ" kelimeleri ancak yakın seslerle karşılanır. Vezin kaynakta belirtilmez; mısralar aruzun remel bahrine yakın bir akış taşısa da aktarılan biçimiyle tek bir kalıba düzgün oturmadığı için burada vezin verilmemiştir. Hüsameddin parçayı iki yerde aktarır. Burada esas alınan metin, Amasya Tarihi'nin on birinci cildindeki kısa maddede "Merhûmun şu iki beyti meşhûrdur" diye verilen metindir. Altıncı ciltteki büyük maddede, bir dipnotta, aynı beyitler "Mârifet", "lâyıktır", "Okuyup" yazılışlarıyla ve üçüncü mısra "Ehl-i ilm oğlu olup hângâh-ı dünyada" biçiminde geçer.

Anlam ve Söz Sanatları

Parça iki ayrı insan tipini karşı karşıya koyar: bey oğlu ve bilgin oğlu. Birinci beyit dünyanın bilinen düzenini anlatır: bilgi bey oğullarını süsler, ama bey oğlunun beyliği bilgisine bağlı değildir; okuyup yazmasa da soyundan gelen makam onu korur. İkinci beyit ise bilgin ailesinden gelen için başka bir ölçü koyar: onun tek mirası bilgidir, cahil kalırsa elinde hiçbir şey kalmaz; böyle yaşamaktansa hiç doğmamak daha iyidir. "Doğmadan ölmek" sözü, olmayacak bir şeyi söyleyerek düşünceyi en uç noktasına taşıyan bir mübalağadır. Dünyanın "hânekah", yani bir tekke ya da konak olarak anılması da insanın dünyada geçici bir misafir olduğunu hatırlatan bir istiaredir; altıncı ciltteki "hângâh-ı dünya" okuması aynı imgeyi taşır. Beyitlerde "bey" ile "ehl-i ilm", "okuyup yazmak" ile "câhil olmak", "doğmak" ile "ölmek" arasında kurulan karşıtlıklar tezat sanatıyla düşünceyi keskinleştirir.

Tarihî Bağlam

Hüsameddin bu beyitleri Kemalpaşazâde'nin ilim yoluna nasıl girdiğini anlatan ünlü hikâyenin yanında verir. Taşköprizâde'nin aktardığı rivayete göre genç Kemalpaşazâde, sipahi olarak katıldığı bir seferde, Çandarlı İbrâhim Paşa'nın meclisinde otuz akçelik bir müderris olan Molla Lütfî'nin ünlü akıncı beyi Evrenosoğlu Ahmed Bey'in üst tarafına oturduğunu görmüş ve "Ben Ahmed Bey'in rütbesine eremem, ama bu müderrisin mertebesine çalışıp erebilirim" diyerek ilmiye yoluna geçmiştir. Hüsameddin bu hikâyeye inanmaz: bir vezir torununun bilgi ile beylik arasındaki farkı bilmeyecek kadar saf olamayacağını söyler ve "Kemal Paşazâde bu hususta şu beyitleri söylemiştir" diyerek bu parçayı dipnotta aktarır. Beyitler bu yüzden, Hüsameddin'in gözünde, Kemalpaşazâde'nin bilgi ve soy üzerine kendi görüşünü yansıtan bir belgedir. Kime ve ne zaman söylendikleri bilinmiyor.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar