Özgün Metin
Vezin: Fâ‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilâtün Fe‘ilün
Ben demezdim ki sana dehr ide bîdâd görem
Dostlar gamda ola düşmenini şâd görem
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben, felek sana zulmetsin de göreyim demezdim; dostların gam içindeyken düşmanını sevinçli göreyim de demezdim. Beyit, ölen dostun ardından yazılmış bir ağıt gibi okunur: şair, dostunun başına gelenlerin ve düşmanının buna sevinmesinin kendisini derinden yaraladığını söyler.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Bu tek beyit iki mısraı birbiriyle kafiyeli bir matla‘dır, yani bir gazelin ilk beytidir; ancak gazelin devamı yazılmamış, beyit bir anda söylenmiş ve öylece kalmıştır. Redif "görem", kafiye ise "bîdâd" ile "şâd" kelimelerindeki "-âd" sesidir. Vezin aruzun remel bahrinden "fâ‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilâtün fe‘ilün" kalıbıdır; kaynakta belirtilmez, tespit bizimdir. Beyit, Âşık Çelebi'nin Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ adlı şair tezkiresinde, Kemalpaşazâde'nin kendi ağzından anlattığı bir olayın içinde geçer. Hüsameddin olayı tezkirenin Nuruosmaniye Kütüphanesi'ndeki nüshasından (nr. 3719, vr. 43) aktarır; buradaki metin onun aktarımıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Beytin gücü sadeliğinden ve olayın içinde taşıdığı keskin cevaptan gelir. "Dehr" zaman, felek demektir; divan şiirinde kişinin başına gelen kötülükler çoğu zaman feleğe yüklenir. "Bîdâd" zulüm, haksızlık anlamındadır. Birinci mısra ölen dostun uğradığı haksızlığı, ikinci mısra ise onun ardında kalanların iki ayrı hâlini anlatır: dostlar gam içindedir, düşman sevinçlidir. "Gam" ile "şâd" arasındaki karşıtlık (tezat) beytin dayandığı asıl sanattır. Şair düşmanı adıyla anmaz; ama beyti kimin karşısında söylediği düşünüldüğünde ikinci mısraın muhatabı açıktır. Beytin söylendiği anı anlatan cümleden anlaşılacağı gibi bu, bir ağıt olduğu kadar bir sitemdir de.
Tarihî Bağlam
Olayı Kemalpaşazâde Tevârîh-i Âl-i Osmân'da, Uğurluoğlu Ahmed'in hayatını anlattığı yerde kendisi yazmış, Âşık Çelebi de oradan aktarmıştır. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın torunu, Uğurlu Mehmed'in oğlu ve II. Bayezid'in damadı olan Ahmed Mirza, Hüsameddin'in Göde Ahmed Bey diye de andığı şehzade, 902 (1496-97) yılında İran'da tahta çıkmış ve orada öldürülmüştür. Ölüm haberi Osmanlı ülkesine ulaştığında Kemalpaşazâde, Ahmed'le aralarında eskiden beri düşmanlık bulunan Çandarlı Halil Paşa oğlu İbrâhim Paşa'nın meclisine gider. Paşa, Kemalpaşazâde'nin Ahmed'e bağlılığını bildiği hâlde ölüme sevindiğini gösterir ve alaylı bir dille "Mirza'nın dostları ölümüne mersiye demişler, ayrılık acısını gidermek için şekerle sütle sabır helvaları yemişler; siz de bir şey dediniz mi?" diye sorar. Kemalpaşazâde'nin anlatımına göre bu matla‘ o anda, düşünmeden aklına gelmiş ve onu okumuştur. Âşık Çelebi olayın sonunu şöyle bağlar: "Harîf müteessir olup şâdî iken nâlân oldu ve dediği söze ve yediği herzeye pişman oldu", yani karşısındaki etkilenip sevinçliyken inler hâle geldi, söylediğine pişman oldu.
Olayın Amasya ile bağı Hüsameddin'in notlarında belirir. Tarihçiye göre Ahmed Mirza, II. Bayezid'in Amasya'daki sarayında Kemalpaşazâde ile birlikte büyümüş, ikisinin dostluğu buradan kalmıştır; İbrâhim Paşa'nın Amasya'daki vezirlik ve lalalıktan azline de Ahmed Mirza sebep olmuştur. Hüsameddin, Kemalpaşazâde'nin 903 (1497-98) yılında küçük bir olay yüzünden İbrâhim Paşa'yı gücendirdiğini yazar ve bu matla‘ı o olay olarak anlatır. Bu bilgiler yalnız Hüsameddin'e dayanır; Amasya sarayındaki ortak çocukluk onun açıklamasıdır.
Kaynakça
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, c. 6, Amasya: Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, s. 136-137 (e-kitap s. 137-138; "Ahmed Şemseddîn Efendi-Kemâl Paşazâde" maddesi, Âşık Çelebi aktarımı ve 33-34. dipnotlar). https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page137.html
- Âşık Çelebi, Meşâ‘irü'ş-şu‘arâ, Nuruosmaniye Kütüphanesi nr. 3719, vr. 43 (Hüsameddin aktarımıyla).
Çevrimiçi kaynaklar






