Özgün Metin
Ölçü: 11'li hece ölçüsü
Ey benim efendim adil hünkârım
Derman eyle bu dert bizi almadan
Gece gündüz ahu figandır karım
Aşk ateşi şu sinemi delmeden
Bu dert bizim ile bile gelmiştir
Ben bilirim bana benden olmuştur
Kömür gözlüm bilmem sana nolmuştur
Ağlayıp gezersin dahi gülmeden
Bayram gelir kanlı kinli barışır
Herkes yâriyinen bulur görüşür
Hasretlik çeken de yanar alışır
Ölüm yeğ değil mi böyle ölmeden
İntizarım ala gözlü dostuma
Acep ırakibin bize kasti ne
Kabir kuyusunda ulaş üstüme
Üstüm toprak olup yerim kalmadan
Gam değildir efendimi bulursam
Bulamayıp yollarında kalırsam
Ömrüm yetip bu dünyadan olursam
Kaldırman Hüseyin’i yâr gelmeden
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey benim efendim, adil hünkârım; bu dert bizi almadan ona derman eyle. Gece gündüz işim ah ile figandır; aşk ateşi şu göğsümü delmeden derman eyle.
2. Bu dert bizimle birlikte gelmiştir; bilirim, bana kendimden olmuştur. Kömür gözlüm, bilmem sana ne olmuştur; hiç gülmeden ağlayıp gezersin.
3. Bayram gelir, kanlı kinli olanlar barışır; herkes yâriyle buluşup görüşür. Hasret çeken de yanar, alışır; böyle ölmeden ölüm daha iyi değil mi.
4. Ala gözlü dostumu beklerim; acaba rakibin bize kastı ne. Üstüm toprak olup yerim kalmadan, kabir kuyusunda üstüme ulaş.
5. Efendimi bulursam gam değildir. Bulamayıp yollarında kalırsam, ömrüm yetip bu dünyadan gidersem, yâr gelmeden Hüseyin'i kaldırmayın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir boyunca "-madan, -meden" eki bir şey olmadan önce yetişme kaygısını taşır; dörtlüklerin ikinci ve dördüncü dizeleri bu ekle uyaklanır: "almadan, delmeden, gülmeden, ölmeden, kalmadan, gelmeden". Birinci ve üçüncü dizeler de birbirine bağlanır ("hünkârım, karım", "gelmiştir, olmuştur, nolmuştur", "barışır, görüşür, alışır", "dostuma, kasti ne, üstüme", "bulursam, kalırsam, olursam"). Dizeler on bir hecelidir; dörtlük sayısı beştir; Işık deyişi güzelleme olarak sınıflar. Son dörtlükte şair kendinden üçüncü kişi olarak söz eder ve mahlası "Hüseyin'i" biçimini alır. Metin Halil Sezgin'in aktarımıyla derlenmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Deyiş bir yakarışla açılır: âşık "adil hünkârım" dediği efendisinden, aşk ateşi göğsünü delmeden derdine derman ister. Hünkâr sözü Alevî-Bektaşî geleneğinde Hacı Bektaş Velî'ye verilen addır, ama burada bir mürşide ya da sevgiliye seslenme olarak da anlaşılabilir. İkinci dörtlükte derdin insanla birlikte doğduğu, insanın kendinden kaynaklandığı söylenir; "kömür gözlü" sevgili ise gülmeden ağlayan bir dertli olarak görünür.
Üçüncü dörtlük güçlü bir karşıtlık kurar: bayram geldiğinde küskünler barışır, herkes sevdiğiyle buluşur; hasret çeken ise yanar ve alışır. "Ölüm yeğ değil mi böyle ölmeden" dizesi, ayrılığı ölümden ağır bir hâl olarak gösterir. Son iki dörtlükte âşık kabir kuyusunu düşünür ve bir vasiyette bulunur: ölürse, yâr gelmeden cenazesi kaldırılmasın. Bu vasiyet, halk şiirinde sevgilinin son bir kez görülmesi dileğini dile getiren bilinen bir imgedir ve deyişe dokunaklı bir kapanış verir.
Kaynakça
- Caner Işık, "Gaziler Ovacığı'ndan Bir Eren; Kul Hüseyin'in Hayatı ve Deyişleri", Alevilik Araştırmaları Dergisi, sayı 6, 2013, s. 67-124 (deyiş no. 20, s. 87). https://isamveri.org/pdfdrg/D04118/2013_6/2013_6_ISIKC.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






