Özgün Metin

Ölçü: 11'li hece ölçüsü

Hakk’ın cevherinden arşın yüzünden
Anda hasıl oldu güruhu Naci
Hak sana bir evlat dünya yemişi
Verince tatlıdır alınca acı
Değme arif bu sözümü bilemez
Yoğurmazdan evvel Cibril Ademi
Münkirler ne bilir ilmi Ademi
Ruhlardı Hak ile buluşan hacı
Arif arif ile gönül katmadan
Kırklar ayan olup sema tutmadan
Selman dahi ol Kırklar’a yetmeden
Ali idi Kırklar’daki duacı
Çekilip giderken Miraç yolunda
Rast gelip de sekiz uçmak elinde
Cennet evlerinde elma dalında
Fatma Ana idi dar çeken bacı
Ben günahkâr kulum söylerim Allah
Nur örtüsü kara donlu Beytullah
Körüğü gülbanktır çeken eyvallah
Andan hâsıl oldu Ali kılıcı
Gerçek erenlerin incedir yolu
Sen seni sanma ki divane deli
Yüz yirmi dört bin nebiden evveli
Fahri alem giydi ol nurdan tacı
Kul Himmet’im eder yeter bu sözün
Söyletme Hüseyin’im açıktır sözüm
Bir sağıma baktım bir sol omuzum
Kamile yakındır dünyanın ucu

Günümüz Türkçesiyle

1. Hakk'ın cevherinden, Arş'ın yüzünden kurtuluşa eren topluluk orada meydana geldi. Hak sana bir evlat verir, o dünyanın meyvesidir; verince tatlıdır, alınca acıdır.

2. Her arif bu sözümü bilemez. Cebrail Âdem'i yoğurmadan önce, inkârcılar Âdem'in bilgisini ne bilir; Hak ile buluşan hacılar ruhlardı.

3. Arif arifle gönül katmadan, Kırklar görünüp semaha durmadan, Selman bile Kırklar'a yetişmeden önce, Kırklar'daki duacı Ali idi.

4. Peygamber Miraç yolunda çekilip giderken, sekiz cennetin elinde rastladığı, cennet evlerinde elma dalında dar çeken bacı Fatma Ana idi.

5. Ben günahkâr kulum, Allah derim; Beytullah'ın örtüsü nurdan, kara donludur. Onun körüğü gülbanktır, çeken "eyvallah" der; Ali'nin kılıcı ondan meydana geldi.

6. Gerçek erenlerin yolu incedir; sen kendini divane, deli sanma. Yüz yirmi dört bin peygamberden önce âlemin övüncü o nurdan tacı giydi.

7. Kul Himmet'im der ki: yeter bu sözün; Hüseyin'im, beni söyletme, sözüm açıktır. Bir sağıma, bir sol omzuma baktım; olgun kişiye dünyanın ucu yakındır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Mahlas dörtlüğünde "Kul Himmet'im" adı geçer, aynı dörtlükte de "Hüseyin'im" diye bir başkasına seslenilir; aidiyet bakımından deyiş bu yüzden ayrı bir yerde durur. Işık'a göre metin, Kul Hüseyin'in "Neden hâsıl oldu güruhu naci" sorusuna Kul Himmet'in verdiği cevap olarak bilinir; Kul Himmet'e ait olduğu da düşünülür, ama Gaziler Ovacığı'nda Kul Hüseyin'in deyişi diye aktarılır. Işık aynı yazıda XVI. yüzyıl şairi Kul Himmet ile XIX. yüzyılda yaşayan Kul Hüseyin arasında büyük bir tarihsel uzaklık bulunduğunu, ikisi arasında mürşit-mürit ilişkisi kurulamayacağını da belirtir. Yedi dörtlük on birli hece ölçüsüyle söylenmiştir ve Işık'ın sınıflamasında nefestir; son dizeler "-cı, -ci" sesinde birleşir: "Naci, acı, hacı, duacı, bacı, kılıcı, tacı, ucu". Derlemeye üç kaynak kişi katkıda bulunmuştur; Keçiköylü Ali Yüksel ile Erdoğan Koç bunlardandır.

Anlam ve Söz Sanatları

Bu deyiş, Alevî şiirindeki soru-cevaplı söyleşmenin bir örneğidir. Soran deyişte "kurtuluşa eren topluluk neden meydana geldi" diye sorulur; bu deyiş cevabı verir: Hakk'ın cevherinden, Arş'ın yüzünden. Cevap, Alevî inancının yaratılış anlatılarına yaslanır: ruhların Âdem'den önce Hak ile buluşması, Selman'dan önce Kırklar meclisinde dua eden Ali, Miraç yolunda cennette dar çeken Fatma Ana. Beşinci dörtlükteki Beytullah, gülbank ve Ali'nin kılıcı imgeleri yoğun ve kapalıdır; kaynak açıklama vermez, aktarımımız yaklaşıktır.

Son dörtlük iki şair arasındaki konuşmayı açıkça gösterir: "Kul Himmet'im der ki yeter bu sözün, söyletme Hüseyin'im". Işık, bu tür bir deyişe karşılık deyiş söylemenin, kutsal kelam sayılan sözlerin zamanla nazireler yoluyla yenilenmesi anlamına geldiğini yazar. Bu yüzden deyiş, Kul Hüseyin'in kendi sözü olmaktan çok, onun sorusuyla birlikte yörede söylenegelen bir cevap olarak bu kategoride yer alır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar