Özgün Metin
Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün
Gösterüp cevlān dil-ḫᵛāhımca bir hāldin baña
ʿAşḳdan virmiş ḳażā āḥkāmı bir ḳānūn baña
ʿAşḳdır destimde zāhid başlı düstūrüʾl-ʿamel
Med pāyı olmaz ḥudūd Allāhdan bīrūn baña
Bir maḳāma ḫaŝdır ẓann itmeyiñ āhengimi
Öndedir ḳānūn-ı ʿaşḳ āhenk gūnā-gūn baña
Muġni-i rūḥum beyān ister ḥurūf-ı cismile
İḳtiżā itmiş bu şekli bendeki mażmūn baña
Māʾilim billāh şu dolābıñ şu ḫoş āhengine
Gerçi çoḳ gösterdi devrān devr-i nā-mevzūn baña
Bildiñiz efsāne-i devrāndan ey ḫūbān ḫoşum
Eyleyiñ Allāh içün sizler de bir efsūn baña
Ḳalmadı ḫaṭırda cemʿiyyet, perīşān söylerim
Zülf-i şeb-gūn oldı bir sevdā-yı rūz-efzūn baña
Ben miyim cānān mıdır Cūdī sezā-yı merḥamet
Yaḳdı cānānım niçün yā Rabb bu gün maḥzūn baña
Günümüz Türkçesiyle
1. (Felek) gönlümün istediği gibi bir dolaşım göstererek, kader bana aşktan hükümleri bir kanun (hem yasa hem kanun sazı) olarak vermiş. (İlk mısraın sonundaki söz tezdeki okumayla açık değildir.)
2. Ey zahid, elimdeki başlıca amel düsturu aşktır; Allah'ın dışında bana bir sınır olmaz. (İkinci mısraın başı tam açık değildir.)
3. Ahengimin bir makama özgü olduğunu sanmayın; önümde aşk kanunu var, o bana türlü türlü ahenk verir.
4. Ruhumun şarkıcısı (anlatacağını) bedenin harfleriyle anlatmak ister; bendeki anlam bana bu şekli gerektirmiş.
5. Vallahi şu çarkın (feleğin) şu hoş ahengine gönlüm akar; gerçi zaman bana çok ölçüsüz devir (usulsüz bir dönüş) gösterdi.
6. Ey güzeller, zamanın masalından hoşlandığımı bildiniz; Allah için siz de bana bir efsun okuyun.
7. Hatırda toplu bir düzen kalmadı, dağınık söylüyorum; gece renkli zülüf bana günden güne artan bir sevda oldu.
8. Cûdî, merhamete layık olan ben miyim, sevgili mi? Yâ Rab, sevgilim bugün neden böyle mahzun bir hâlde bana yandı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Aşkın Kanunu
Gazelin anahtar kelimesi "kânûn"dur ve iki anlamıyla birlikte çalışır: yasa ve Türk musikisinin telli sazı. İlk beyitte kader bu kanunu âşığın eline verir; ikinci beyitte aşk, zâhide karşı söylenen bir "düstûrü'l-amel", davranış kuralı olur; üçüncü beyitte de aynı kanun bir sazın önüne konmuş gibi türlü türlü ahenk çıkarır. Kelime kafiye dizisinin de başındadır; bîrûn, gûnâ-gûn, mazmûn, nâ-mevzûn, efsûn, rûz-efzûn ve mahzûn onu "baña" redifinin önünde "-ûn" sesiyle izler.
Musiki terimleri şiirin bütününe yayılır. Makam, ahenk ve mugannî (şarkıcı) kelimelerinin yanında beşinci beyitteki "devr" ve "nâ-mevzûn" da ikili okunur: devr hem feleğin dönüşü hem musikide usuldür; nâ-mevzûn ölçüsüz demektir. Şair feleğin çarkının ahengine hâlâ gönül verdiğini, ama zamanın kendisine çoğu kez usulsüz, aksak bir devir gösterdiğini söyler. Dördüncü beyit ise şiir yazmanın kendisine dair bir saptamadır: ruhun şarkısı ancak bedenin harfleriyle söylenebilir, yani anlam kendine bir şekil ister.
Son iki beyitte şiir alışılmış gazel sahnesine döner: dağınık zülüf, dağınık söz ve günden güne artan sevda. Kapanıştaki soru beklenmedik bir yöne gider; merhamete layık olanın âşık mı sevgili mi olduğu sorulur, çünkü sevgili bu kez mahzun bir hâlde âşığa acımıştır. İlk iki beyitte tezin birer sözü çözümsüz kaldığından oradaki aktarım tahmine dayanır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 27-28 (şiir no. 16; yazma vr. 6b-7a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






