Özgün Metin
Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün
Ġūr-ı ṭabʿa düşdüm envārım güzār itmez baña
Baḥtı seyr et yār-ı cānım yār-ı ġār itmez baña
Ṭabʿ-ı tārīkimden olmaz nūr-ı cānım müncelī
Heyy-i muẓlim şeb ki yā Rabb inficār itmez baña
Cūy-bār olsam revān olsam ayaġın öpmege
Serv-i nāzım sāyesin zīb-i kenār itmez baña
Kātib-i kātim degildir yoḳsa eşk-i ġam-nüvīs
Bir muhāsib derdimi öyle şümār itmez baña
Bilmese cānān cemālinden ebed kesmem nigāh
Pāy-i raḫşı böyle teheyyüc ġubār itmez baña
Ey semend-i yār gül sīnemde cevlān eylesen
Ḫāk-sārım gök yire inse ḫasār itmez baña
Cūdiya cānānımıñ ḥayrān-ı istiġnāsıyım
ʿArş u ferş olsam da itmez iʿtibār itmez baña
Günümüz Türkçesiyle
1. Tabiatın (bedenin) mezarına düştüm, ışıklarım bana uğramaz; bahtımı seyret, can dostum bana mağara dostluğu etmez.
2. Karanlık tabiatımdan can nurum parlayıp görünmez; hey karanlık gece, yâ Rab, bana bir türlü ağarmaz.
3. Ayağını öpmek için ırmak olsam, akıp gitsem, naz selvim gölgesini benim kıyıma süs etmez.
4. Gam yazan gözyaşı sır saklayan bir kâtip değildir; yoksa bir muhasip bile derdimi bana öyle (tek tek) saymaz.
5. Sevgili bilmese de cemalinden bakışımı asla kesmem; (bilmese) atının ayağı bana karşı böyle heyecanla toz kaldırmazdı.
6. Ey sevgilinin atı, (gel) gül gibi yaralı göğsümde koş; ben toprak gibi alçalmışım, gök yere inse bana zarar vermez.
7. Cûdî, sevgilimin nazlı umursamazlığına hayranım; arş da olsam yer de olsam bana itibar etmez, etmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
"İtmez baña" redifi bir yoksunluk listesi tutar: ışık uğramaz, gece ağarmaz, selvi gölge etmez, sevgili itibar etmez. Listenin her maddesi güzâr, gâr, inficâr, kenâr, şümâr, gubâr, hasâr, i'tibâr gibi "-âr" ile biten bir kelimede düğümlenir. İlk beyitteki "yâr-ı gâr", mağara dostu, Hz. Peygamber'in hicret sırasında Sevr mağarasında Hz. Ebûbekir ile birlikte saklanmasına dayanan ve sadık dostu anlatan eski bir deyimdir; şair can dostunun kendisine böyle bir sadakat göstermediğinden yakınır.
Gazelin ilk iki beyti, âşığın karanlığını bedenin içine yerleştirir. "Gûr-ı tab'", tabiatın mezarı, ruhun bedene gömülüşüdür; "tab'-ı târîk", karanlık tabiat, can nurunun görünmesine engeldir ve gece bir türlü sabaha dönmez. Üçüncü beyit klasik bir sahne kurar: âşık sevgilinin ayağını öpmek için ırmak olmayı göze alır, ama ırmak kenarının vazgeçilmez süsü olan selvi, gölgesini onun kıyısına düşürmez.
Dördüncü beyitte gözyaşı bir kâtibe benzetilir. Sır saklamaz, derdi tek tek yazar; öyle ki bir muhasip bile bu kadar dikkatli sayamazdı. Son beyitte mahlas, sevgilinin "istiğnâ"sına, kimseye ihtiyaç duymayan nazlı umursamazlığına hayran olur. Âşık arş kadar yüce de olsa, yer kadar alçak da olsa sonuç değişmez; redifin son mısrada iki kez tekrarlanması bu kesinliği vurgular.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 25 (şiir no. 13; yazma vr. 6a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






