Özgün Metin

Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün

Gösterir her neşʾesinde lā-beḳā dünyā baña
Bir fenā ṣābit ḳılar herdem fenā dünyā baña
Ḫaṭve-i semt-i ʿademdir cünbiş-i ʿaraḳ vücūd
Ḳaṭʿ-ı menzilçün ider sevḳ-i hevā dünyā baña
Ey olan ḳāʾīl beḳā-yı intiẓām–ı ʿāleme
İtme de iṣbāt ʿaks-ı müddeʿā dünyā baña
Ben beḳā-yı cevher-i ferdi saña baḫş eyledim
Çāk çāk olduḳ da el virmez dehā dünyā baña
Feylesofān ḳoy araşdırsın medār-ı istinād
Ben emīn oldum ki olmaz müttekā dünyā baña
Mevcelen çeşmimde ey deryā-yı ḥayret mevcelen
Olmasun taʿbīr-i nefs çeşm āşinā dünyā baña
Çeşm-i ḥasret iltifāt eyler ʿamā-yı muṭlaḳa
Cūdiyā açdıḳca bāb-ı ibtilā dünyā baña

Günümüz Türkçesiyle

1. Dünya her neşesinde bana kalıcı olmadığını gösterir; fani dünya her an bana bir yokluğu ispat eder.

2. Varlığın kıpırtısı yokluk tarafına atılmış bir adımdır; dünya bu menzili aşayım diye bana arzu ve heves sürer. (İlk mısradaki bir kelime tezdeki okumayla açık değildir.)

3. Ey âlemin düzeninin kalıcı olduğunu söyleyen! Dünya bana senin iddianın tersini ispat etmektedir.

4. Ben bölünmez parçanın (cevher-i ferd) kalıcılığı fikrini sana bıraktım; paramparça olunca dünya bana onu kavrayacak bir akıl vermez. (Beytin anlamı kesin değildir.)

5. Filozoflar varlığın dayandığı noktayı araştırsın; ben eminim ki dünya bana bir dayanak olmaz.

6. Ey hayret denizi, gözümde dalgalan, dalgalan; dünya bana tanıdık bir göz gibi gelmesin. (İkinci mısra tam açık değildir.)

7. Cûdî, dünya bana bela kapısını açtıkça, hasret gözü mutlak körlüğe, mutlak gizliliğe (amâ) yönelir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Filozoflara Karşı

Bu yedi beyit, dünyanın geçiciliği temasını bir felsefe tartışmasına çevirir. Redifteki "dünyâ baña" sözüne bağlanan lâ-bekâ, fenâ, hevâ, müddeâ, dehâ, müttekâ, âşinâ ve ibtilâ kafiyeleri tartışmanın kavramlarını da verir. Üçüncü beyitte şair, "âlemin düzeninin kalıcı olduğunu" söyleyen birine seslenir ve dünyanın bu iddianın tersini ispat ettiğini söyler. Dördüncü beyitteki "cevher-i ferd", kelâm ilminin bölünemeyen en küçük parçası, yani atomdur; beşinci beyitte de "feylesofân", filozoflar, varlığın dayanak noktasını aramaya bırakılır. Cûdî kendi payına bu dünyanın kendisine dayanak olmayacağından emindir.

Böyle bir dil, maddenin ezelî ve kalıcı olduğunu savunan görüşlerin Osmanlı basınında tartışıldığı bir dönemde anlam kazanır. Şiir bu görüşlere bilimsel bir karşılık vermez; geçicilik duygusunu kanıt yerine koyar. Her neşenin içinde bir bekasızlık, her kıpırtının içinde yokluğa atılmış bir adım vardır. İkinci, dördüncü ve altıncı beyitte tezin okuyuşuyla çözülemeyen sözler var; bu üç beytin aktarımı o yüzden yaklaşıktır.

Son beyit iki anlamlı bir kelimeyle kapanır. "Amâ" hem körlük demektir, hem de tasavvufta Allah'ın zatının hiçbir şekilde bilinemeyen gizlilik mertebesinin adıdır. Dünya bela kapısını açtıkça hasret gözü bu mutlak karanlığa döner: görmemeyi seçer ya da bilinemeyenin kendisine yönelir.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 26 (şiir no. 14; yazma vr. 6b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar