Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Kenār u nūr-gāh-ı şecerden ẓuhūr ider
Allāh cihāniyān-ı eṣerden ẓuhūr ider
Pervāneye olur leheb-i şemʾadan ʿayān
Bülbüllere şukūfe-i terden ẓuhūr ider
Erbāb-ı ʿaşḳa ḥüsn-i ŝūrdan nişān virir
Ehl-i ṣubūḥa feyż-i seḥerden ẓuhūr eder
Ḳılmış yegāne vāsıṭa ŝunʿ-ı bedīʿ-ana
Ḥaḳḳıñ kemāli nevʾ-i beşerden ẓuhūr ider
Melḥūż-ı çeşm-i ʿārif olan kīmyā bulur
Feyż-i ledünn kemāl-i naẓardan ẓuhūr ider
Vā-beste ḫāl-i zülfüne cemʿiyyet ḳılup
Bir mülküñ intiẓāmı maḳarrdan ẓuhūr ider
Āmāc-ı iltifātı olan derd-keşlere
Gökden yaġar belā oḳı yerden ẓuhūr ider
Āṣār-ı ġayr-ı bāʿiṣ-i faḥr olmaz ādeme
Ferzend odur ki ṣülb-i pederden ẓuhūr ider
Çeşm-i kelīme nār-ı şecerden ẓuhūr ider
Seyr et cilveyi nerelerden ẓuhūr ider
Pervāneye şaʿile-i şemʾ-i maṭāf ider
Bülbüllere şukūfe-i terden ẓuhūr ider
Erbāb-ı ʿaşḳa ḥüsn-i ṣūrdan nişān virir
ʿĀriflere ṣafā-yı naẓardan ẓuhūr ider
Ekvāne mihr ü māhdan envār yaġdırır
Mirʾāt-ı mihre lemʿa, ya nerden ẓuhūr ider
Bir ẕerre yoḳ ki maẓhar-ı envār olmasun
Ẓann itme nūr-ı şems ḳamerden ẓuhūr ider
Ḳılmış yegāne vāsıṭa ṣunʿ-ı bedīʿane
Ḥaḳḳıñ kemāli nevʿ-i beşerden ẓuhūr ider
Āmāc-ı iltifātı olan mübtelālara
Gökden yaġar belā oḳı yirden ẓuhūr ider
Yoḳ ḥaḳḳımız şikāyete aġyār u yārdan
Her ne ẓuhūr iderse ḳaderden ẓuhūr ider
Nūr-ı kelīme berk-i şecerden ẓuhūr ider
Nār-ı ḫalīle nükte-i berden ẓuhūr ider
Keşf eyleyin ḥaḳīḳat-ı sırr-ı feŝemmeyi
Ḥaṣren dimez ki cebhe vü serden ẓuhūr ider
Pūşīde ṣanma nūr-ı cemāl-i ebed ẓuhūr
Mirʾāt-ı māsivāda nelerden ẓuhūr ider
Ekvāne mihr ü māhdan envār yaġdırır
Mişkāt-ı mihre lemʿa, ya nerden żuhūr ider
Bir zerre yoḳ ki maẓhar-ı envārı olmasun
Ẓann etme nūr-ı şems ü ḳamerden ẓuhūr ider
Pervāneye şuʿle-i şemʿi ḳılar muṭāf
Bülbüllere şukūfe-i terden ẓuhūr ider
Erbāb-ı ʿaşḳa ḥüsn-i ŝūrdan nişān virir
Ehl-i şuhūda baḳdıġı yirden ẓuhūr ider
Ḳılmış yegāne vāsıṭa ṣunʿ-ı bedīʿane
Ḥaḳḳıñ kemāli nevʿ-i beşerden ẓuhūr ider
Āmāc-ı iltifātı olan mübtelālara
Gökden yaġar belā oḳı yerden ẓuhūr ider
Yoḳ ḥaḳḳımız şikāyete Cūdī şuʾūndan
Her ne ẓuhūr iderse ḳaderden ẓuhūr ider
Günümüz Türkçesiyle
1. (Nur) ağacın kıyısından ve nur yerinden zuhur eder; Allah, eserlerin dünyalarından görünür.
2. Pervaneye mumun alevinden görünür; bülbüllere taze çiçekten zuhur eder.
3. Aşk ehline suretlerin güzelliğinden nişan verir; sabah şarabı içenlere seherin feyzinden zuhur eder.
4. (Allah) insanı eşsiz sanatına biricik vasıta kılmış; Hakk'ın kemali insan türünden zuhur eder.
5. Arifin gözünün baktığı kimyayı bulur; ilahî (ledün) feyiz bakışın kemalinden zuhur eder.
6. Toplanmayı (cem'iyyet) zülfünün beninin hâline bağlı kılarak; bir ülkenin düzeni merkezinden zuhur eder. (Beyit tam açık değildir.)
7. İltifatının hedefi olan dert çekenlere bela oku gökten yağar, yerden fışkırır.
8. Başkasının eserleri insana övünç sebebi olmaz; evlat, babanın sulbünden doğandır.
9. Kelîm'in (Musa'nın) gözüne (nur) ağacın ateşinden zuhur eder; seyret, cilve nerelerden zuhur ediyor.
10. Pervaneye mumun alevini tavaf yeri eder; bülbüllere taze çiçekten zuhur eder.
11. Aşk ehline suretlerin güzelliğinden nişan verir; ariflere bakışın safasından zuhur eder.
12. Varlıklara güneşten ve aydan nurlar yağdırır; güneşin aynasına parıltı ya nereden zuhur eder?
13. Nurların göründüğü yer olmayan bir zerre yoktur; nurun yalnız güneşten ve aydan zuhur ettiğini sanma.
14. (Allah) insanı eşsiz sanatına biricik vasıta kılmış; Hakk'ın kemali insan türünden zuhur eder.
15. İltifatının hedefi olan tutkunlara bela oku gökten yağar, yerden fışkırır.
16. Ellerden de yârdan da şikâyete hakkımız yok; ne zuhur ederse kaderden zuhur eder.
17. Kelîm'e (Musa'ya) nur ağacın şimşeğinden zuhur eder; Halîl'in (İbrahim'in) ateşine "serin ol" inceliğinden zuhur eder.
18. "Fe-semme" (orada O'nun yüzü vardır) sırrının hakikatini keşfedin; o, (tecelli) yalnız alından ve baştan zuhur eder diye sınırlamaz.
19. Ebedî zuhur eden cemal nurunu örtülü sanma; Allah'tan başka şeylerin (mâsivâ) aynasında nelerden zuhur eder.
20. Varlıklara güneşten ve aydan nurlar yağdırır; güneşin kandil yuvasına parıltı ya nereden zuhur eder?
21. Nurların göründüğü yer olmayan bir zerre yoktur; nurun yalnız güneşten ve aydan zuhur ettiğini sanma.
22. Pervaneye mumun alevini tavaf yeri kılar; bülbüllere taze çiçekten zuhur eder.
23. Aşk ehline suretlerin güzelliğinden nişan verir; müşahede ehline baktığı yerden zuhur eder.
24. (Allah) insanı eşsiz sanatına biricik vasıta kılmış; Hakk'ın kemali insan türünden zuhur eder.
25. İltifatının hedefi olan tutkunlara bela oku gökten yağar, yerden fışkırır.
26. Cûdî, ilahî hâllerden (şuûn) şikâyete hakkımız yok; ne zuhur ederse kaderden zuhur eder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Üç Yazımlı Bir Gazel
Tezde tek şiir olarak verilen bu yirmi altı beyit, dikkatle okununca aynı gazelin üç ayrı yazımına benzer. Birinci bölüm (1-8. beyitler), ikinci bölüm (9-16) ve üçüncü bölüm (17-26) aynı redifle ("zuhûr ider"), aynı vezinle ve büyük ölçüde aynı beyitlerle kurulmuştur. Pervaneye mumun alevinden, bülbüle taze çiçekten görünen nur; aşk ehline suretlerin güzelliğinden verilen nişan; insanın Allah'ın sanatına biricik vasıta kılınması ve bela okunun gökten yağıp yerden fışkırması her bölümde küçük değişikliklerle tekrar eder. Bölümlerin her biri farklı bir matla ile açılır: biri ağaçtan, ikisi Musa'nın gördüğü yanan ağaçtan söz eder.
Bu durum, şairin aynı gazel üzerinde birkaç kez çalıştığını ve müsveddelerin divana birlikte geçtiğini düşündürür. Divanın Cûdî'nin kardeşi Ahmed Tevfik Bey tarafından temize çekildiği bilinir; kardeşin şairin kâğıtlarındaki taslakları ayıklamadan aktarmış olması mümkündür. Bu bir çıkarımdır, nüshada bu konuda bir not bulunmaz. Mahlas yalnızca son bölümün son beytinde geçer.
Her Yerden Görünen Nur
Gazelin düşüncesi bütün yazımlarda aynıdır: ilahî nur tek bir yere sınırlı değildir, her şeyden zuhur eder. Musa'ya ağaçtan, İbrahim'e ateşin serinliğinden görünür; on sekizinci beyitteki "fe-semme", "Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır" ayetine (Bakara 2/115) işaret eder ve tecellinin yalnız secdeye konan alına sınırlı olmadığını söyler. On üçüncü beyit, nurun yalnız güneşten ve aydan değil her zerreden göründüğünü söyler. Sekizinci beyit ise beklenmedik bir ahlak öğüdü taşır: başkasının eserleriyle övünülmez, evlat ancak babanın sulbünden doğandır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 34-36 (şiir no. 24; yazma vr. 9a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






