Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün

Riyānıñ naḳışı hiç bū-riyādan farḳı var yoḳdur
Mürāʾīniñ ḥaṣīr-i bī-bahādan farḳı var yoḳdur
Ġaraż taḥtında yā bir nefʾ-i nā-meşrūʿ żımnında
Duʿā-yı ḫayrıñ elbet bed-duʿādan farḳı var yoḳdur
Lebinde ẕikre baḳma bir de şeyḫiñ miʿdesin yokla
Ḥerīfiñ şīşe-i fülfül-nümādan farḳı var yoḳdur
Niçün ḥayvān-ı nāṭıḳ zuʿmuna zuʿmun ṭutar ḥüccet
O manṭıḳsız delīliñ iddiʿādan farḳı var yoḳdur
Hep eslāfından aḫẕ eyler lisānı, ʿilm-i insanī
ʿUlūm-ı ʿālemiñ ʿaks-ı ŝadādan farḳı var yoḳdur
Cünūnuñ nevʿine nisbetledir ʿālemde Leylāsı
Şu Mecnūnun o Ḳaysı mübtelādan farḳı var yoḳdur
Revān-ger müncizüñ maḥbes-i hāk-i vücūdumda
Ḥabābıñ sīnesinde bir hevādan farḳı var yoḳdur

Günümüz Türkçesiyle

1. Riyanın nakşının hasırdan (bûriyâ) ne farkı var? Yoktur. Riyakârın değersiz bir hasırdan ne farkı var? Yoktur.

2. Bir maksat altında ya da meşru olmayan bir çıkar uğruna edilen hayır duasının bedduadan elbette ne farkı var? Yoktur.

3. Dudağındaki zikre bakma, bir de şeyhin midesini yokla; herifin içi biberle dolu görünen bir şişeden ne farkı var? Yoktur.

4. "Konuşan hayvan" iddiasına neden yine iddiayı delil tutarsın? O mantıksız delilin iddiadan ne farkı var? Yoktur.

5. İnsan bilgisi dilini hep öncekilerden alır; âlemin ilimlerinin bir yankıdan ne farkı var? Yoktur.

6. Herkesin âlemdeki Leylâ'sı deliliğinin türüne göredir; şu Mecnun'un o tutkun Kays'tan ne farkı var? Yoktur.

7. Varlığımın toprak hapishanesinde (ruhun), bir kabarcığın göğsündeki havadan ne farkı var? Yoktur. (İlk mısra tezdeki okumayla tam açık değildir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

"Farkı var yokdur" redifi bir soru ile cevabı tek kalıba sıkıştırır: farkı var mı, yoktur. Bu kısa kalıp, gösterişle gerçeği ayırmak isteyen hicivli bir dil kurar. Hezecin dört "mefâîlün"lü kalıbı içinde bûriyâ, bî-bahâ, bed-duâ, fülfül-nümâ, iddiâ, sadâ, mübtelâ ve hevâ kafiyeleri bu ayırma işinin malzemesini verir.

İlk beyit bir ses oyunuyla açılır: "riyâ" ile "bûriyâ", yani gösteriş ile hasır. Riyanın nakşı, bir hasırın örgüsünden farksızdır; riyakâr da değersiz bir hasırdan başka bir şey değildir. İkinci beyit çıkar için edilen hayır duasını beddua ile bir tutar. Üçüncü beyit hicvi en açık biçimde şeyhe yöneltir: dudağındaki zikre değil midesine bakılmalıdır. Divan şiirinde zâhide ve sofuya yönelen alay geleneği burada bir şeyh portresine dönüşür.

Dördüncü ve beşinci beyitler mantık ve bilgi üzerine düşünür. İnsanın mantık kitaplarındaki tanımı "hayvân-ı nâtık", konuşan canlıdır; şair bu tanımı delil olarak kullanan bir iddianın kendi kendisini kanıtlamaya kalkan döngüsel bir düşünce olduğunu söyler. Beşinci beyitte insan ilmi, dilini öncekilerden alan bir yankıya benzetilir. Altıncı beyit ise aşkta bile özgünlüğe yer bırakmaz: Mecnun'un Kays'tan bir farkı yoktur, herkesin Leylâ'sı deliliğinin türüne göre değişir.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 33-34 (şiir no. 23; yazma vr. 8b-9a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar