Özgün Metin
Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün
Tevāżuʿ ḳāmetin ḳavs itmeyen ʿāli-maḳām olmaz
Mehī seyr et hilāl olmazdan evvel bedr tām olmaz
Kirām-ı enbiyānıñ ṭıynetī ḫāk-i edebdendir
Muḳīm-i sidre Cibrīl olsa da faḥrü’l-enām olmaz
Ṭoġar feyż-i ledünnī meşrıḳ-ı nefs-i müʾeddibden
Senā-yı berḳ-i Sīnā-perde bāzūce-kām olmaz
Dem-i evvelde ol kāmil kim olmuş kāmile’n-neşʾe
Ṣafā-yı neşʾesi muḥtāc-ı taʿmīr-i müdām olmaz
Hezārān perde-i tezvīri bir cünbīşde çāk eyler
Ḥaḳīḳat öyle bir şemşīredir kim der-niyām olmaz
Ṣarīr-i ḫāme-i ḳudsiyle hem-āhengdir naẓmım
Nevāyiler benim bezmimde ḫᵛānende ġulām olmaz
Günümüz Türkçesiyle
1. Tevazu ile boyunu yay gibi bükmeyen yüksek makama erişemez; ayı seyret, hilal olmadan önce dolunay tamamlanmaz.
2. Kerim peygamberlerin mayası edep toprağındandır; Cebrail, Sidre'de oturan olsa da insanların övüncü (Peygamber) olamaz.
3. İlahî (ledünnî) feyiz, edep öğreten nefsin doğusundan doğar; Sina perdesindeki şimşeğin parıltısı oyun heveslisine nasip olmaz.
4. Yaratılışın ilk anında kâmil olan kâmil insanın neşesinin safası sürekli onarıma muhtaç olmaz.
5. Hakikat binlerce hile perdesini bir hamlede yırtar; o öyle bir kılıçtır ki kınına girmez.
6. Şiirim kutsal kalemin cızırtısıyla uyum içindedir; Nevâyîler bile benim meclisimde şarkıcı köle olamaz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Tevazuyu ve edebi, yüceliğin şartı sayan bu altı beyitlik ahlakî gazel, sonunda beklenmedik bir övünmeye varır. İlk beyitteki benzetme gazelin en akılda kalan yeridir: ay, dolunay olmadan önce ince bir hilal olarak eğilir; insan da tevazu ile boyunu yay gibi bükmeden yüksek makama erişemez. Eğilmek, yükselmenin ön şartıdır.
İkinci beyit aynı düşünceyi peygamberlere taşır. Peygamberlerin mayası edep toprağındandır; Cebrail Sidre'de, en yüksek makamda otursa da Peygamber'in rütbesine erişemez, çünkü Peygamber topraktan, yani alçakgönüllülükten yaratılmıştır. Üçüncü beyit ilahî bilginin edep eğitimi görmüş nefse doğduğunu söyler ve Sina'daki tecelliyi, Musa'ya görünen şimşeği, oyun heveslilerinden ayırır. Beşinci beyitte hakikat kınına hiç girmeyen bir kılıçtır; binlerce hile perdesini bir hamlede yırtar.
Son beyit, gazelin baştan beri övdüğü tevazuyla çelişir gibi görünür: şairin nazmı kutsal kalemin cızırtısıyla uyumludur ve Nevâyîler onun meclisinde şarkıcı köle bile olamaz. Çağatay şiirinin büyük ustası Ali Şîr Nevâyî'nin adının çoğul kullanılması onu bir tür adı hâline getirir. Bu fahriye, divan şiirinin şairlik övüncü geleneğine uyar; tevazu dersinin ardından gelmesi ise şiire hafif bir ironi katar.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 39-40 (şiir no. 29; yazma vr. 10b-11a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






