Özgün Metin
Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün
Meh-cebīnler seyr idüp gīsū-yı ḥamlar görmüşüz
Şāmlar, şebler geçirmiş ṣuḥb-demler görmüşüz
Yoḳladıḳ yoḳdur birinde şemme-i bū-yı vefā
Biz bu gülşende hezārān ġonce-femler görmüşüz
Kūy-ı tecrīde nigāristān-ı çīnden geçmişiz
Hey ne dil-keş dil-rübā dil-ber ṣanemler görmüşüz
Bezm-i rezminden geçüp İskender ü Dār ellerin
Ser-nigūn olmuş ʿālemler cām-ı Cemler görmüşüz
Her geçen mecrūḥ geçmiş bu güzer-gehden meger
Naḳş-ı pā-yı evvelīn üstünde demler görmüşüz
Yaptıġın yāre döner bir gün yapar aġyāra da
İtmeyiz inkār devrānda ne keremler görmüşüz
Görmediñ Cūdī ṣarīr-i ḫāme-i ġālib gibi
Gerçi çoḳ şīrīn nevānīler ḳalemler görmüşüz
Günümüz Türkçesiyle
1. Ay alınlı güzelleri seyredip kıvrım kıvrım saçlar görmüşüz; akşamlar, geceler geçirmiş, sabahlar görmüşüz.
2. Yokladık, hiçbirinde vefa kokusundan bir iz yok; biz bu gül bahçesinde binlerce gonca ağızlı görmüşüz.
3. Tecrid mahallesine Çin'in resim galerisinden geçerek gelmişiz; hey, ne gönül çeken, gönül kapan dilber putlar görmüşüz.
4. İskender'in ve Dârâ'nın meclisinden ve savaşından geçip baş aşağı olmuş sancaklar (ve âlemler), Cem'in kadehlerini görmüşüz.
5. Meğer bu geçitten her geçen yaralı geçmiş; öncekilerin ayak izleri üstünde kanlar görmüşüz.
6. (Felek) yâre yaptığını bir gün döner ellere de yapar; inkâr etmeyiz, zamanede ne lütuflar görmüşüz.
7. Cûdî, Gâlib'in kaleminin cızırtısı gibisini görmedin; gerçi tatlı sesli ney gibi nice kalemler görmüşüz.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Görmüşüz" redifi, bu gazeli dünyayı dolaşıp gördüklerini sayan bir yaşlının anlatısına çevirir. Birinci kişi çoğul ve duyulan geçmiş zaman, söze hem tecrübe hem mesafe katar: ay yüzlüler, kıvrım saçlar, gonca ağızlar görülmüş, ama hiçbirinde vefa kokusu bulunmamıştır. Üçüncü beyitteki "kûy-ı tecrîd", dünyadan el etek çekmenin mahallesidir ve oraya varmak için önce Çin'in resim galerisinden, yani güzellik putlarıyla dolu dünyanın içinden geçmek gerekmiştir.
Dördüncü beyit tarihin büyük sahnelerini aynı listeye ekler. İskender ile Dârâ'nın meclisleri ve savaşları geçilmiş, "ser-nigûn olmuş âlemler", baş aşağı olmuş sancaklar ve âlemler görülmüştür; "alem" sancak, "âlem" dünya demektir ve aynı yazılış iki anlamı birlikte taşır. Beşinci beyitte "dem" kelimesi de ikilidir: hem kan, hem an. Öncekilerin ayak izlerinin üstündeki kan, aynı yoldan geçen her yolcunun yaralandığını söyler.
Mahlas beyti, Cûdî'nin şiir zevkine dair açık bir tanıklıktır. Nice tatlı sesli kalem görülmüştür, ama Gâlib'in kaleminin cızırtısı gibisi görülmemiştir. On sekizinci yüzyılın Mevlevî şairi Şeyh Gâlib, Cûdî'nin kuşağı için klasik şiirin son büyük ustasıydı. Cûdî'nin divanında Fuzûlî, Nâilî ve Nigârî'nin yanında Gâlib'in adının da anılması, kendi şiirini hangi soy kütüğüne bağladığını gösterir.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 39 (şiir no. 28; yazma vr. ). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






