Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün mefāʿilün mefāʿilün mefāʿilün
Alır ḫayāle geçmişi baḳar da ḥāle aġlarım:
Ölen kemāle aġlarım ṭoġan zevāle aġlarım
Bizim yeri ṣorarsañız ġarīb girye menbʿaı:
Ṣuyı, havāyı, ṭopraġı, ider ki nāle aġlarım
Bu ḫāke ḫūn-ı pākını revān iden şehīdler:
Ṣu istiyor ki eşkimi ider isāle aġlarım
Ey ibtidāsı gördigim hilāl ebü’l-bedūr idi
Gülerdi, şendi, ey ṣoñı sönük hilāle aġlarım
Cihān güler ḥūżur içinde bī-ḫaber çocuḳ gibi
Ben āh u vāh idüp hemān ṭalar melāle aġlarım
Cihān ḥūżur içinde mi cihān degil, mihāndır o
Mihān ki şimdi dirler ehl-i ibtiẕāle, aġlarım
Var ey kūh-ı ḳāfa düşmüşüm ki dīv içindeyim
İçimden ilticā ider de Ẕü’l-celāle aġlarım
Bir āşinā döker de aġlar āşināya derdini:
Baña yoḳ āşinā-yı dil şu dest-māle aġlarım
Ben aġlamam çocuḳ gibi ḳadın gibi ʿabeŝ yire
Bu giryeler ki eylerim sezā ricāle, aġlarım
Ḳışın açıḳda ṭaġ başında çıblaḳ aç silaḥ-bedest
Edā-yı nevbet eyleyen nefer Bilāle aġlarım
ʿAceb bu yıl gelir mi anne ʿaskere giden babam
Diyüp analar aġladan o nev-nihāle aġlarım
Cevābı hep sükūtdur ümīde yeʾs-i laṭme-zen
İçimde aç yatan suʾāle yoḳ nevāle aġlarım
Rehīn-i ẕillet olması revā mı ṣunʿ-ı ḳudretiñ
Ḳarīn-i ġarr-ı ʿiffet olmayan cemāle aġlarım
Şu yaylalar güzel ḳoyunlarıñ çerā-gehi iken
Ḳalırsa dübbe, ḳurda, tilkiye çaḳala aġlarım
Çocuḳları ṣavup başından eñ güzel cevārīş
Bir iki dānesiyle ṣoḥbet eyleyin ḫanım gibi
Semā-yı ṣāf içinde māhı ṣarsa hāle aġlarım
Günümüz Türkçesiyle
1. Geçmişi hayalime getirir, bugüne bakar da ağlarım: ölen kemale ağlarım, doğan zevale ağlarım.
2. Bizim yeri sorarsanız, garip bir ağlayış kaynağıdır; suyu, havası, toprağı inler de ağlarım.
3. Bu toprağa temiz kanlarını akıtan şehitler su istiyor; gözyaşımı akıtır, ağlarım.
4. Ey başlangıcını gördüğüm hilal, dolunayların babası idin; gülerdi, şendi; ey sonu sönük hilale ağlarım.
5. Cihan habersiz bir çocuk gibi huzur içinde güler; ben ah vah eder, hemen melale dalar, ağlarım.
6. Cihan huzur içinde mi? O cihan değil, bir zillet yeridir; şimdi bayağı insanlara "mihân" diyorlar, ağlarım. (Mısraın anlamı tam açık değildir.)
7. Var, (ey gönül); sanki Kaf Dağı'na düşmüşüm de devler içindeyim; içimden Zülcelal'e sığınır da ağlarım.
8. Bir tanıdık, tanıdığına derdini döker de ağlar; benim gönül tanıdığım yok, şu mendile ağlarım.
9. Ben çocuk gibi, kadın gibi boş yere ağlamam; bu ağlayışlarım erkeklere yaraşır, ağlarım.
10. Kışın açıkta, dağ başında çıplak, aç, elinde silah nöbet tutan Bilal adlı nefere ağlarım.
11. "Anne, acaba askere giden babam bu yıl gelir mi?" diyerek anneleri ağlatan o fidana ağlarım.
12. Cevabı hep sükûttur; umuda umutsuzluk tokat atar; içimde aç yatan, yiyeceği olmayan o soruya ağlarım.
13. Kudretin eseri olan (insanın) zillete rehin olması reva mı? İffetin aklığına eş olmayan güzelliğe ağlarım.
14. Şu yaylalar güzel koyunların otlağı iken ayıya, kurda, tilkiye, çakala kalırsa ağlarım.
15. Çocukları başından savıp en güzel cariyeler... Bir ikisiyle hanım gibi sohbet edin... Saf gök içinde ayı bir hale sararsa ağlarım. (Tezde bu birim üç mısra olarak verilmiştir; mısraların sırası ve bağlantısı açık değildir.)
Edebî ve Tarihî Yorum
Bir Savaş Yılının Ağıtı
"Ağlarım" redifiyle kurulmuş bir ağıt olan "Kendi Kendime", divanın en çok tarihî iz taşıyan metinlerindendir. Şair geçmişi hayalinde canlandırır, bugüne bakar ve ağlar: ölen kemale, doğan zevale. Dördüncü beyitteki hilal, başlangıcında "dolunayların babası" olan, gülen ve şen bir hilaldir; sonu ise sönüktür. Osmanlı bayrağının da sembolü olan hilalin sönmesi, beytin bir devletin gerilemesine yas tuttuğunu düşündürür; şiir bunu açıkça söylemez.
Onuncu, on birinci ve on ikinci beyitler bir savaş yılının sahnelerini verir. Kışın dağ başında çıplak, aç ve elinde silahla nöbet tutan nefer Bilal; "Anne, askere giden babam bu yıl gelir mi?" diye soran çocuk; cevabı hep sükût olan ve içte aç yatan soru. Üçüncü beyitteki şehitler de bu toprağa kanlarını akıtmıştır. Şiirin tarihi bilinmez, ama bu ayrıntılar Balkan Savaşları ya da Birinci Dünya Savaşı yıllarını akla getirir; Cûdî'nin 1915 tarihli "Harb-i Umûmî" kasidesi de aynı acıyı başka bir dille anlatır. On dördüncü beyitte güzel koyunların otlağı olan yaylaların ayıya, kurda, tilkiye ve çakala kalması, kaybedilen toprakların bir alegorisi olarak okunabilir.
Sekizinci beyit şiirin en kişisel yeridir: insanlar derdini bir tanıdığa döküp ağlar, şairin ise gönül tanıdığı yoktur ve mendiline ağlar. Dokuzuncu beyitte bu gözyaşının boş bir ağlayış olmadığı, "erkeklere yaraşan" bir yas olduğu söylenir. Tezde üç mısra hâlinde verilen son birimde mısraları birbirine bağlayan ilgi kurulamadığı için anlam karanlıkta kalır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 86-87 (şiir no. 61; yazma vr. 29a-29b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






