Özgün Metin
Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün
Āferīnler saña sulṭān-ı ṣalāḥ-āver-i dīn
Ravża-i pākiñ ola bāġçe-i ḫuld-ı berīn
Ḳāmet-i himmetiñe olsa sezā ṭāḳ-ı ẓafer
Şu semāvāt-ı muraṣṣaʿ-ı kemer çarḫ-ı zerīn
Bir avuç ʿasker ile düşmeni milyon milyon
Yire serdiñ bu ne himmet ne bülend-i güzīn
Kāfiriñ habsini kāfir ḳanına yıḳatdıñ
İyledi arż-ı muḳaddes seni taḳdīse ḳarīn
Fażlıña ḥüsn-i şehādet ider aʿdā-yı ʿanūd
Ebedī şān u şeref pāyıña hem vażʿ-ı cebīn
Günümüz Türkçesiyle
1. Aferinler sana, ey dine selamet getiren sultan; temiz ravzan yüce ebedî cennetin bahçesi olsun.
2. Himmetinin boyuna bir zafer takı yaraşsa, o da mücevher kemerli şu gökler, altın çarktır.
3. Bir avuç askerle milyon milyon düşmanı yere serdin; bu ne himmet, ne yüce bir seçkinlik!
4. Kâfirin pisliğini kâfir kanıyla yıkattın; kutsal toprak seni takdise yakın kıldı. (İlk mısradaki kelimenin okunuşu kesin değildir.)
5. İnatçı düşmanlar bile faziletine güzel şahitlik eder; ebedî şan ve şeref ayağına alın koyar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Övülen sultanın adı beş beyit boyunca açıkça geçmez, ama ilk beyitteki söyleyiş onun kim olduğunu ele verir: "sultân-ı salâh-âver-i dîn", dine salâh, selamet getiren sultan. "Salâh" ve "dîn" kelimelerinin yan yana gelmesi Selâhaddîn adını yansıtır; bir avuç askerle milyonlarca düşmanı yenen, kutsal topraktan düşmanı temizleyen ve kutsal toprağın takdisine eriştiği sultan, 1187'de Kudüs'ü Haçlılardan geri alan Selâhaddîn-i Eyyûbî'dir. Başlıktaki "Himmet-i Lâ Tuhût", kuşatılamaz bir himmet anlamında okunabilir.
İkinci beyit, sultanın himmetine yaraşacak zafer takının ancak gökler olabileceğini söyler: mücevher kemerli gökyüzü ve altın çark, yani güneşin döndüğü felek. Zafer takı, Avrupa şehirlerindeki anıt kapıları bilen bir okura tanıdık gelecek bir imgedir. Dördüncü beytin sert dili, Haçlı Seferleri karşısında Müslüman tarihçiliğinin ve şiirinin geleneksel tavrını yansıtır.
Son beyit en ilgi çekici iddiayı taşır: inatçı düşmanlar bile sultanın faziletine şahitlik eder. Selâhaddîn'in cömertliği ve şövalyeliği Avrupa edebiyatında da efsaneleşmiş, onu anlatan hikâye ve romanlarla Batı'da tanınmıştır. Cûdî'nin bu bilgiyi bilip bilmediği şiirden anlaşılmaz, ama beyit tam da bu ünü anar. Divandaki bir önceki şiirde Haçlıları kışkırtan bir din adamının kınanması, bu methiyeyle birlikte okunduğunda iki şiirin aynı tarihî konunun iki yüzü olduğunu düşündürür.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 89-90 (şiir no. 64; yazma vr. 30a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






