Özgün Metin

Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿīlün

Feyżü’l-vücūd kim ʿurefādır şarāb aña
Yer yer ḥabābdır küre-i bī-hisāb aña
Bilmem ne şīşedir olan ol bāde-yi muḥīṭ
Virmez bu rütbe cūş u ḫurūş ıżṭırāb aña
Nūş eyleyen o meyden olur mest-i raḳŝ ider
Geçdikce neşʾe devr virür inḳılāb aña
Şeyḫim egerçi maẓhar-ı feyżü’l-vücūdsun
Billāhi nice maẓhar-ı kāmil şebāb aña
Mā fiʾl-vücūdi ebdaʿu min ẕalikeʾl-vücūd
Tefsīr içün bu nükteyi ʿālem kitāb aña
Bir devḥadır ki anda açar ŝad hezār gül
Hep başḳa başḳa renk virür āb u tāb aña
Benzer cihān meżāhir-i dil-ber yanaġına
Baḳtıkca ʿārıż olmada rengīn ḥicāb aña
Her nerde olsa feyż bulur müsteʾid olan
Allāh nümūn olur ḳamer ü āfitāb aña
Bilmez ḫudāyı maẓhar-ı maḫūṣa münḫaṣır
ʿĀrif ki her cihetden olur fetḥ-i bāb aña
Cūdī şu yem-i ṭaḳayyüd ü ıtlāḳı añdırır
Ŝābit midir ḥudūŝ u nigāriş bir āb aña

Günümüz Türkçesiyle

1. Varlığın feyzi ki ariflerin şarabı odur; sayısız küreler (gök cisimleri) onun yer yer kabarcıklarıdır.

2. O her şeyi kuşatan şaraba şişe olan nedir bilmem; sıradan bir şişe ona bu kadar coşku, kaynaşma ve çalkantı veremez.

3. O şaraptan içen sarhoş olur, raks eder; neşe döndükçe devir de ona değişim verir.

4. Şeyhim, gerçi sen varlık feyzinin göründüğü yersin; ama vallahi gençlik onun nice kusursuz bir aynasıdır.

5. (Arapça) Varlıkta bu varlıktan daha harika bir şey yoktur; bu inceliği açıklamak için âlem ona bir kitaptır.

6. (Varlık) bir ulu ağaçtır ki onda yüz binlerce gül açar; su ve parlaklık ona hep başka başka renk verir.

7. Cihan, tecellilerin sevgilisinin yanağına benzer; baktıkça yanağa renkli bir utanç, bir kızarıklık gelir.

8. Kabiliyeti olan nerede olsa feyz bulur; ay da güneş de ona Allah'ı gösteren birer örnek olur.

9. Arif, Allah'ı belli bir görünüş yerine sınırlı bilmez; çünkü ona her yönden kapı açılır.

10. Cûdî, bu varlık bağlılık ile mutlaklığın denizini andırır; sonradan olanlar ve nakışlar (dalgalar), suyun yüzü gibi, onda sabit midir? (Son mısraın anlamı tam açık değildir.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Varlık Şarabı

On beyitlik bu başlıksız gazel, Cûdî'nin divanında sık görülen vahdet-i vücûd düşüncesini şarap ve deniz mazmunlarıyla anlatır. Şarâb, hisâb, ıztırâb, inkılâb, şebâb, kitâb, tâb, hicâb, âfitâb, bâb: "aña" redifinin önündeki kafiyelerin ilki şaraptır ve gazelin bütün imgeleri ondan türer. Açılış beytinde ariflerin şarabı, varlığın kendisinden taşan feyizdir ve gökteki sayısız küreler bu şarabın yüzündeki kabarcıklardır. Kadehten taşan köpüğü gezegenlerle eşleştiren bu imge, eski meyhane mazmununu yeni bir kozmoloji ölçeğine taşır.

Dördüncü beyit, şiire hafif bir rindlik katar. Şeyh varlık feyzinin mazharıdır, buna itiraz yoktur; ama şair yemin ederek gençliğin bu feyzin daha kusursuz bir aynası olduğunu söyler. Beşinci beyitteki Arapça mısra, Gazzâlî'ye atfedilen "imkânda olandan daha güzeli yoktur" sözünü andıran bir düşünceyi dile getirir: varlıkta bu varlıktan daha harika bir şey bulunmaz ve âlem bu inceliği açıklayan bir kitaptır.

Gazelin sonraki beyitleri tecelliyi her yere yayar. Kabiliyeti olan nerede olsa feyz bulur, ay ve güneş ona Allah'ı gösterir; arif Allah'ı tek bir mazhara sınırlamaz, ona her yönden kapı açılır. Son beyit deniz ile dalga ilişkisini hatırlatır: varlık, mukayyed ile mutlakın birlikte bulunduğu bir denizdir ve sonradan olan şekiller suyun yüzündeki desenler gibi geçicidir. Mısraın tezdeki okuyuşu bu yorumu destekler görünse de anlam kesinlik kazanmaz.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 23-24 (şiir no. 11; yazma vr. 5b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar