Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Ey sen ki benden evvel idiñ āşinā baña
Virdiñ şuhūde rūşenī-i rūşenā baña
Benlik ḫarābe-zār yine reh-berlik eylediñ
Sensin vuṣūl içünde saña reh-nümā baña
Lā-şey iken vücūd virüp cān baġışladıñ
Vācib degil mi cānımı virmek saña baña
Yā Rabb ŝenā-yı nefsüñe ʿāciz vesīleyim
Benden saña ŝenā daḫi senden ʿaṭā baña
Rūşende lāne seyr iderim zerreden seni
Gelmiş bu kevkebeyle semādan ġınā baña
Yā Rabb fenā-yı muṭlaḳadır nām-zedligim
Billāhi ben didikce gelir bir ḥayā baña
Yoḳluḳla mest-i neşʾe–i tevḥīd ḳıl müdām
Lāyıḳ saña vücūd muvāfıḳ-ı fenā baña
Kesdim ḥesābı ʿaḳldan açdım kitābıñı
ʿAşḳıñ olunca fātiḥa-i ihtidā baña
Cūdīyi eyledikce ṭabīʿat keder-peẕīr
Sen vir müdām ʿaşḳla yā Rabb ṣafā baña
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey benden önce beni tanıyan (Allah); bana seni görüp tanımak (şuhûd) için parlak bir aydınlık verdin.
2. Benlik bir harabeydi, sen yine de yol gösterdin; sana ulaşmak için bana yol gösteren yine sensin.
3. Ben bir hiçken varlık verip can bağışladın; canımı sana vermem bana bir borç değil mi?
4. Yâ Rab, kendini övmene ancak âciz bir vesileyim; benden sana övgü, senden bana bağış.
5. Aydın bir gönülle seni bir zerrede seyrederim; bu parıltıyla bana gökten zenginlik gelmiştir. (İlk mısraın başındaki söz tezdeki okumayla açık değildir; anlam bu yöndedir.)
6. Yâ Rab, benim adaylığım mutlak yokluğa (fenâ) dairdir; vallahi "ben" dedikçe yüzüme bir utanç gelir.
7. Beni yoklukla, tevhid neşesiyle daima mest kıl; varlık sana yakışır, yokluk bana uygundur.
8. Akılla hesabı kestim, senin kitabını açtım; aşkın bana hidayetin fatihası, başlangıcı olunca.
9. Tabiat Cûdî'yi kedere uğrattıkça, yâ Rab, sen bana aşkla daima safa ver.
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanın başlığıyla ikinci münacatı, ilk münacatın sade yakarışından daha çok tasavvufun "fenâ" düşüncesine yaslanır. "Baña" redifinin önünde âşinâ, rûşenâ, reh-nümâ, atâ, gınâ, hayâ, fenâ, ihtidâ ve safâ gibi "-â" kafiyeleri sıralanır. Her beyit, kul ile Rab arasındaki ilişkiyi iki uca yerleştiren bir karşılık üzerine kurulur: benden övgü, senden bağış; varlık sana, yokluk bana.
Açılış beyti, Allah'ın kulu henüz o yokken tanıdığını söyleyerek ezelî bir bilgiye işaret eder. Üçüncü beyit bu bilgiden bir borç çıkarır: hiçken var edilen, canını vermeye borçludur. Altıncı beyitteki "nâm-zedlik", yani adaylık sözü dikkate değer bir kelimedir; on dokuzuncu yüzyıl sonunda seçim ve memuriyet diliyle yaygınlaşan bu kelimeyi Cûdî fenâya, kendini Allah'ta yok etmeye aday olmak anlamında kullanır. Aynı beyitte "ben" demenin utancı, tasavvufta benliğin perde sayılmasının en yalın ifadesidir.
Sekizinci beyit akıl ile aşkı karşı karşıya koyar. Şair akılla hesabı kesip Allah'ın kitabını açtığını, aşkın kendisi için hidayetin "fâtiha"sı olduğunu söyler; Fâtiha hem Kur'an'ın açılış suresi hem de bir şeyin başlangıcıdır. Son beyitte mahlas, tabiatın verdiği kederle aşkın verdiği safa arasında durur. Beşinci beyitte tezin "Rūşende lāne" diye verdiği söz, "rûşen-dilâne", aydın gönüllüce diye düzeltilirse yerine oturur; bu düzeltme bir tahmin olarak kalır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 20-21 (şiir no. 8; yazma vr. 4b-5a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






