Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fā’ilātü mefāʿīlü fāʿīlün
Gāhī bahār, gāh ḫazān söylerim saña
Aḥvāli ḳalb-i zāre nişān söylerim saña
Serpūşuñ at ki vech-i ḫamīrim ʿıyān ola
Tā ki ṭılsım-ı genc-i nihān söylerim saña
Toz ḳonmasun o dāmen-i ʿiŝmet-meʾābıña
Göñlüm ne ḥükm iderse hemān söylerim saña
Ṭur ḫāk-pāyi oldıcaġım var u yoġumı
Ḫoş bir zemīn bulur o zamān söylerim saña
Gül-bū-yı rāz gerçi degildir leb āşinā
Ben leb-be-leb, dehān-be-dehān saña
Bī-sekte naẓm āyet-i iʾcāz şīvesin
Ey serv-i nāz rūḥ-ı revān söylerim saña
Tafŝīl-i ḥüsn-i mücmel okur ter geçer yüzüñ
Rūḥu’l-beyān-ı āyet-i ān söylerim saña
Ey ʿaşḳ pīr ü gencler ile ülfetiñ seniñ
Gördüñ mi söyle böyle civān söylerim saña
Cūdī bülūġ-ı mertebe-i fażlıñda yoḳ sözüm
Siḥr-i āferīn belīġ-i beyān söylerim saña
Günümüz Türkçesiyle
1. Bazen bahar, bazen hazan söylerim sana; ağlayan kalbin hâllerinden işaretler söylerim sana.
2. Başındaki örtüyü at ki içimin yüzü görünsün; o zaman gizli hazinenin tılsımını söylerim sana.
3. İffetin sığınağı olan o eteğine toz konmasın; gönlüm ne hüküm verirse hemen söylerim sana.
4. Dur, ayağının toprağı olacağım; varımı yoğumu, hoş bir zemin bulunca, o zaman söylerim sana.
5. Sırrın gül kokusu gerçi dudak tanımaz; ben (onu) dudak dudağa, ağız ağıza (söylerim) sana.
6. Ey naz selvisi, ey yürüyen can; mucize ayetinin edasını aksamayan bir nazımla söylerim sana.
7. Yüzün, kısa söylenmiş güzelliğin ayrıntısını okur, taze taze geçer; o anlatılmaz cazibe ayetinin beyan ruhunu söylerim sana.
8. Ey aşk, yaşlılarla da gençlerle de dostluğun var; söyle, böyle bir genç gördün mü? Söylerim sana.
9. Cûdî, faziletinin mertebesine erişmeye sözüm yok; ama büyü yaratan, beliğ bir anlatımla söylerim sana.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Söylerim saña" redifi, bu gazelde bir vaadi her beyitte yeniden kurar. Âşık söylemek ister ama söyleyeceğini hep bir şarta bağlar: örtü açılırsa gizli hazinenin tılsımını, hoş bir zemin bulunursa varını yoğunu, dudak dudağa gelinirse sırrın gül kokusunu söyleyecektir. Böylece şiir, söylenmek istenenin hep ertelendiği bir konuşma gibi ilerler. Hazân, nişân, nihân, hemân, zamân, revân ve civân kafiyeleri bu ertelemenin mevsimini, yerini ve zamanını sıralar.
Gazelde söz ile güzellik sürekli birbirine benzetilir. Altıncı ve yedinci beyitlerde sevgilinin yüzü bir ayet gibi okunur: "i'câz", Kur'an'ın taklit edilemez sözü; "mücmel" ve "tafsîl", özet ile ayrıntı; "beyân", açıklama. Bunlar tefsir ve belagat ilminin terimleridir ve yüz, kısa söylenmiş bir güzelliğin ayrıntılı açıklaması olur. Yedinci beyitteki "ân", divan şiirinde güzelliğin tarif edilemeyen cazibesine verilen addır. Bir edebiyat öğretmeninin elinde bu terimler, sevgiliyi bir metin gibi okuyan bir dile dönüşür.
Son beyitte şair alçakgönüllülük ile övünmeyi birleştirir: sevgilinin faziletine erişmek gibi bir iddiası yoktur, ama söyleyeceğini sihirli, beliğ bir dille söyleyecektir. Beşinci beytin ikinci mısraında ise tezde redifin "söylerim" kelimesi eksiktir. Vezin de redif de bu kelimeyi ister; metin yine tezde nasılsa öyle bırakılmıştır.
Kaynakça
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 24-25 (şiir no. 12; yazma vr. 5b-6a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






