Özgün Metin

Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün

Şu māh-ı rūzede rūz oldı mı, sürūş oluruz
Ki ekl ü şürb ü şehiyyāta perde-pūş oluruz
Mülk-i berāʾet-i şehvetle ʿaḳl-ı ṣarf oldı
Biz ekl ü şürbi bıraḳsaḳ berī-i hūş oluruz
İder ẓalām-ı ṭabīʿatle ṭabʿımız ʿavdet
Ḫuluvv-i rūzeyi imlāya pür-ḫurūş oluruz
Ẓuhūr-ı ẓuhr ile başlar hücūma ejder-cūʿ
Tütün belāsı da varsa amān ne ḫōş oluruz
Tefevvühāt-ı ṭufūlāne, ṭavr-ı mestāne
Vehimde sübḥa-be-dest ittiḳā-fürūş oluruz
İkindiden dem-i ifṭara dek hemān ṣıḳ ṣıḳ
Baḳar da sāʿate lā-ḥavle dir ḫamūş oluruz
Baḳıñ ne mertebe aç gözlüyüz ki hem-çü ẕübāb
Ne görse gözlerimiz iştihā be-dūş oluruz
Cenāb-ı baḳlavadan al da turşısına ḳadar
Niyāza baş keseriz, ḫulḳa-bend-gūş oluruz
Gözüñ naṣībesidir zeyn-i sofra-i ifṭār
Degil mi miʿdeye kāfī ki çorba-nūş oluruz
Yeri çemenle, gögi necm ile Ḫudā Cūdī
Donatdı, çünki bilir māʾil-i nuḳūş oluruz

Günümüz Türkçesiyle

1. Bu oruç ayında gün olunca melek oluruz; çünkü yemenin, içmenin ve isteklerin üstüne perde çekeriz.

2. Akıl şehvetten uzaklık mülküne harcandı (mısra tam açık değildir); biz yemeyi içmeyi bıraksak aklımızı yitiririz.

3. Tabiatımız tabiatın karanlığına döner; orucun boşluğunu doldurmak için kükreriz.

4. Öğle görününce açlık ejderhası saldırıya başlar; bir de tütün belası varsa, aman, ne hoş oluruz!

5. Çocukça laflar, sarhoşça tavır; vehim içinde, elde tespih, takva satıcısı oluruz.

6. İkindiden iftar vaktine kadar sık sık saate bakıp "lâ havle" der, susarız.

7. Bakın ne kadar aç gözlüyüz ki sinek gibi gözlerimiz ne görse iştahı sırtlanırız.

8. Baklava hazretlerinden al da turşusuna kadar, niyaza baş keseriz, kulağı halkalı köle oluruz.

9. İftar sofrasının süsü gözün nasibidir; çorba içmemiz mideye yetmez mi?

10. Ey Cûdî, Allah yeri çimenle, göğü yıldızla donattı; çünkü bilir ki biz süslere meylederiz.

Edebî ve Tarihî Yorum

Çocukların ramazanının karşısına ironik bir ayna konur: "Ramazân-ı ricâl", yani erkeklerin ramazanı. Çocuklar ramazanı bir bayram neşesiyle yaşarken, yetişkin erkekler oruçta gülünç bir hâle düşer. İlk beyit bir iddiayla başlar: gündüzleri yemeyi ve içmeyi bıraktığımız için melek oluruz. Ama ardından gelen beyitler bu iddiayı adım adım çürütür: aç kalan akıl kaybolur, tabiat karanlığına döner, orucun boşluğunu doldurmak için kükreriz.

Dördüncü beyitten itibaren tablo bir hiciv kesinliği kazanır: öğle olunca açlık ejderhası saldırır, tütün tiryakileri için durum daha da kötüdür; elde tespih, takva satan bir tavır takınılır; ikindiden iftara kadar sık sık saate bakılıp "lâ havle" çekilir. Sekizinci beyitteki "baklava hazretleri" ifadesi, iftar sofrasının saygıyla karşılanan yıldızını şakayla yüceltir; oruçlu, baklavadan turşuya kadar her şeye kulağı halkalı bir köle gibi boyun eğer. Gazelin son sözü bağışlayıcıdır: Allah yeri çimenle, göğü yıldızla süslemiştir, çünkü insanın süse meylettiğini bilir; iftar sofrasının süsü de bu meylin bir parçasıdır. Şair kendini de bu "biz"in içinde sayar ve eleştiriyi bir kendi kendine gülme hâline getirir.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 101 (şiir no. 248; yazma vr. 74b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar