Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü mefāʿīlü mefāʿīlü feʿūlün
Hengām-ı ṣabāvet ki ṣafā-yı dil ü cāndır
Her neşʾesi enmūẕec-i eşvāḳ-ı cināndır
Şiʿriyyeti ẓāhir aña ancaḳ bu cihānıñ
Dehşetli ḥaḳīḳatler o maʿṣūma nihāndır
Her gördigi her ṭuydıgı eglence, oyuncaḳ
Bilmez ne dimekdir bu menāfiʿ, o ziyāndır
Her ṣavt, gelir küşene bir naʿme-i bülbül
Ger naʿre-i mestāne vü ger bāng-i eẕāndır
Hep geçdik o gülzār-ı ṣabādan ki ṣabā-veş
ʿÖmrüñ güẕeri anda serīʿü'l-cereyāndır
Eṭfāle ṣoruñ ẕevḳini şehr-i ramażānıñ
Eṭfāle o, ay başḳa tecelliyle ʿayāndır
Yevm-i şeki taḥḳīḳa çocuḳlar ider īṣāl
Ḳayyim başı ḳandilleri ṭaḳmış ramażāndır
İŝbāt-ı helāl itmek içün çeşmiñi yorma
Çaḳmaḳcıda bādāmlı simid per-i ṭaʿāndır
Git cāmiʿa bir kere ḥażırlıḳları seyr it
Bir sergi mi yoḳsa ḥarem-i şād-ı revāndır
Zenbīl, ya mendīl-i be-dest ekŝer-i eşḫās
Kimi yuḳarı, kimi aşaġuya revāndır
Ḳoşmaḳda maḥallāta ayaḳda ṣatan eṣnāf
Her ṭabla vü her deskere seyyār-ı dükāndır
Her ḫaṭvede bir ʿaks idiyor enker-i aṣvāt
Gezgincileriñ dūş u seri ṭabla, ḳolandır
Nazlı pideler bedr-i münevver gibi parla
Her naẓrada bir niʿmet-i ḥaḳ lemʿa-feşāndır
Baṣdırma, reçel, peynir ʿasel, zeytūn ufaḳ şey
Ḳaymaḳlı ḳaṭāʾifle börek sofraya şāndır
Hep ṣırma ḳuşaḳlı geline döndi minārāt
Māhiyye ise başḳaca bir zeyn-i miyāndır
Herhangi cevāmiʿdeki var çifte mināre
Yek-digerine nūr-ı ʿalī nūr-ı beyāndır
Fırlar yuḳarı ṭoġrı şuʿāʿāt-ı ḳanādīl
Envār-ı terāvīḥ semāvāta revāndır
Bülbülleri çoḳ bāġçeye döndi cevāmiʿ
Ḥāfıẓlarıñ elḥānı dile şevḳ-resāndır
Her vāʿiẓ ü ḥāfıẓ ki birer şemʿa-i maḥfil
Pervāne gibi ḫalḳa muṭāf-ı cevelāndır
Ben mūm dikerek işte fenārı hażır itdim
Anne babama ṣor ki terāvīḥ ne zamāndır
Varmış bu gice ḳahvede baba, gideriz ya
Cānım ḳaragözle ḥacivād; ṣanma yalāndır
Ġılman bey ile Ḥūriye Ḫānım ḳonuşurdı
Adam başına bir ikilikmiş; ne ziyāndır
Bilmez pederiñ avda ḳara gözlüsi aġlar:
Çoḳ eksigimiz var ki fülān şeyle fülāndır
At cānbazı, ip cānbāzı hem çalġı tiyatro
Pandomimanıñ pasḳalı ġāyetle yamāndır
Bir başḳa gice onlara da gitsek olur ya!
Vallāh gidelim baba, mübārek ramażāndır
Anne, bu gice ḳalḳacaġım ben de saḥūra
Bekçi ṭavulı çıḳdı mı, derḥāl, uyandır
El-ġıbṭa, size sevgili maʿṣūm melekler
Bayrām, ramażān sizler ile ḫande-künāndır
Ey sīne-i eṭfālı iden şevḳ ile reyyān
Cūdī ḳuluñı kevŝer-i ġufrānıña ḳandır
Günümüz Türkçesiyle
1. Çocukluk çağı ki gönlün ve canın safasıdır; her neşesi cennet özlemlerinin bir örneğidir.
2. Ona bu dünyanın ancak şiirselliği görünür; korkunç gerçekler o masumdan gizlidir.
3. Her gördüğü, her duyduğu eğlence ve oyuncaktır; bu fayda nedir, şu zarar nedir bilmez.
4. Her ses kulağına bir bülbül nağmesi gibi gelir; ister sarhoş bağırışı olsun, ister ezan sesi.
5. Hepimiz o çocukluk gül bahçesinden geçtik ki seher yeli gibi ömrün geçişi orada pek hızlı akar.
6. Ramazan ayının zevkini çocuklara sorun; o ay çocuklara başka bir tecelliyle görünür.
7. Şek gününün aydınlanması haberini çocuklar getirir: "Kayyum başı kandilleri takmış, ramazandır!"
8. Hilali ispat etmek için gözünü yorma: Çakmakçı'da bademli simit (mısra tam açık değildir)...
9. Bir kere camiye git, hazırlıkları seyret: bir sergi mi, yoksa sevinçli ve canlı bir harem mi?
10. İnsanların çoğunun elinde zembil ya da mendil; kimi yukarı, kimi aşağı gider.
11. Ayakta satış yapan esnaf mahalleleri dolaşır; her tabla ve her el arabası gezer bir dükkândır.
12. Her adımda seslerin yankısı çınlar; seyyar satıcıların omzu ve başı tabla, askıdır.
13. Nazlı pideler dolunay gibi parlar; her bakışta Hakkın bir nimeti parıltı saçar.
14. Pastırma, reçel, peynir, bal, zeytin ufak şeylerdir; kaymaklı kadayıfla börek sofraya şandır.
15. Minareler hep sırma kuşaklı geline döndü; mahya ise ayrıca bir bel süsüdür.
16. Hangi camide çifte minare varsa, birbirine nur üstüne nur, bir beyan nurudur.
17. Kandillerin ışınları yukarı doğru fırlar; teravih nurları göklere akar.
18. Camiler bülbülü çok bahçelere döndü; hafızların nağmeleri gönle şevk ulaştırır.
19. Her vaiz ve hafız bir meclis mumudur; halk için pervane gibi etrafında dolaşılan yerdir.
20. (Çocuk:) "Ben mum dikip işte fenerimi hazırladım; anneme babama sor, teravih ne zaman?"
21. "Baba, bu gece kahvede varmış, gideriz ya; canım, Karagöz ile Hacivat, yalan sanma!"
22. "Gılman Bey ile Huriye Hanım konuşurdu; adam başına bir ikilikmiş, ne zararı var?"
23. (Çocuk) bilmez ki babasının kara gözlüsü evde ağlar: "Çok eksiğimiz var, falan şeyle falan..."
24. "At cambazı, ip cambazı, bir de çalgılı tiyatro; pandomimanın paskalı pek yamandır!"
25. "Bir başka gece onlara da gitsek olur ya! Vallahi gidelim baba, mübarek ramazandır!"
26. "Anne, bu gece ben de sahura kalkacağım; bekçinin davulu çıktı mı, hemen uyandır!"
27. Size gıpta ederim, sevgili masum melekler; bayram da ramazan da sizinle güler.
28. Ey çocukların göğsünü şevkle kandıran (Allah), kulun Cûdî'yi de mağfiretinin Kevser'iyle kandır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Çocukların ramazanı, "Ramazân-ı etfâl", divanın en canlı ve en sevimli şehir tablolarından biridir; son dönem Osmanlı şehrinde ramazanın nasıl yaşandığına dair bir belge olarak da değerlidir. İlk beş beyit çocukluğu anlatır: çocuğa dünyanın yalnız şiirselliği görünür, korkunç gerçekler ondan gizlidir; sarhoş bağırışı da ezan sesi de onun kulağına bülbül nağmesi gibi gelir. Altıncı beyitten itibaren şair ramazanı bu gözle anlatmaya girişir: ayın başladığı haberini, kayyumun minarelere kandil asmasından çocuklar getirir.
Bir ramazan çarşısı
Dokuzuncu ile on dokuzuncu beyitler arasında bir ramazan şehri canlanır: camide hazırlıklar, zembil ve mendil taşıyan kalabalıklar, mahallelerde dolaşan seyyar satıcılar, dolunay gibi parlayan ramazan pideleri, pastırma, reçel, peynir, bal, zeytin ve kaymaklı kadayıfla börek. Minareler sırma kuşaklı gelinlere benzer; iki minare arasına gerilen ışıklı yazı, mahya, bu gelinin bel süsüdür. Camiler, hafızların nağmeleriyle bülbül dolu bahçelere döner.
Çocuğun sesi
Yirminci beyitten itibaren söz çocuğa geçer ve şiir neredeyse bir sahneye dönüşür. Çocuk fenerine mum dikmiştir, teravihin saatini sorar; kahvede Karagöz ile Hacivat oynatılacağını, adam başına bir ikilik olduğunu söyler; at cambazını, ip cambazını, çalgılı tiyatroyu ve pandomimanın paskalını anlatır; sahura kalkmak için bekçinin davuluyla uyandırılmak ister. Araya sıkıştırılmış tek bir beyit, yirmi üçüncü beyit, tablonun öbür yüzünü gösterir: çocuk bilmez ki annesi evde "çok eksiğimiz var" diye ağlamaktadır. Son iki beyit çocuklara gıptayla ve Allah'a bir duayla kapanır: çocukların gönlünü şevkle kandıran, Cûdî'yi de mağfiret Kevser'iyle kandırsın. Hemen ardından gelen erkeklerin ramazanı gazeliyle birlikte şair, ramazanı çocukların ve yetişkinlerin gözünden iki ayrı aynada gösterir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 98-100 (şiir no. 247; yazma vr. 73b-74a-74b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






