Özgün Metin
Vezin: Fāʿīlātün fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün
Elliyi geçdim ḥayātımda ḥalāvet ḳalmadı
Cism ü cān bīnende eski kerem-ülfet ḳalmadı
Bir alay zāʾid nümāyişdir güzeller çeşmime
Cām-ı neşʾemde şarāb-ı şevḳ-i vuṣlat ḳalmadı
Ben ne cāmıñ teşnesiydim ki içer ḳanmaz idim
Bir serāb içdim nihāyet kim ḥarāret ḳalmadı
Ḳuṭb-ı menfī cāẕibe-dār olsa da müŝbit hani?
Ḳuṭb-ı mıḳnāṭīs-ı eḥsāsımda ḳuvvet ḳalmadı
İḫtiyār oldıḳça insān ẓan ider dünyā daḫı
İḫtiyār oldı liḳāsında leṭāfet ḳalmadı
Mihr ü meh toġmakda ḥālāseniyy on dört ḳız gibi
Nice on dörtler ʿacūz oldı ṣabāḥat ḳalmadı
Diger on dörtler göziyle baḳ cihān ḥālā civān
Ey zavallı pīrler siz de o rüʾyet ḳalmadı
Bir zamān mey ṣun amān sāḳī diyen feryādlar
Şimdi mest ü pest olup dir ṣunma ṭāḳat ḳalmadı
Öyle vīrān oldı cismim kim barınmaz anda cān
Naḳle ḳaldı iş, evi taʿmīre ḥācet ḳalmadı
Bir selāmet var ise min-baʿd īmānımdadır
Cūdiyā bir başḳa ümīd-i selāmet ḳalmadı
Günümüz Türkçesiyle
1. Hayatımda elliyi geçtim, tatlılık kalmadı; beden ile can arasında eski cömert dostluk kalmadı.
2. Güzeller gözüme fazladan bir gösteri alayıdır; neşe kadehimde kavuşma şevkinin şarabı kalmadı.
3. Ben ne kadehe susamıştım ki içer de kanmazdım; sonunda bir serap içtim ki susuzluk kalmadı.
4. Eksi kutup çekici olsa da artı nerede? Duyularımın mıknatıs kutbunda güç kalmadı.
5. İnsan ihtiyarladıkça dünyanın da ihtiyarladığını sanır; yüzünde letafet kalmadı (der).
6. Güneş ve ay, on dört yaşındaki kızlar gibi hâlâ doğmakta; nice on dörtlükler kocakarı oldu, güzellik kalmadı.
7. Başka on dörtlüklerin gözüyle bak, dünya hâlâ genç; ey zavallı ihtiyarlar, sizde o görüş kalmadı.
8. Bir zaman "Aman saki, şarap sun!" diye feryat edenler, şimdi sarhoş ve bitkin olup "Sunma, takat kalmadı" der.
9. Bedenim öyle viran oldu ki can orada barınmaz; iş taşınmaya kaldı, evi onarmaya gerek kalmadı.
10. Bundan sonra bir selamet varsa imanımdadır; ey Cûdî, başka bir selamet umudu kalmadı.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Elliyi geçtim hayatımda" diye başlayan gazel, divanın yaşlılık şiirlerinin en açık ve en kişisel olanıdır; her beyitte "kalmadı" redifiyle bir kaybı kaydeder. Tatlılık, beden ile can arasındaki eski dostluk, kavuşma şevki, susuzluk ve duyuların gücü bir bir sayılır. Dördüncü beyit bu kaybı bir fizik imgesiyle anlatır: mıknatısta eksi kutup çekse bile artı kutup yoksa çekim olmaz; şairin duyularının mıknatısında güç kalmamıştır.
Beşinci ile yedinci beyitler arasında gazelin en ince gözlemi yer alır. Yaşlanan insan dünyanın da yaşlandığını sanır; oysa güneş ve ay hâlâ on dört yaşındaki kızlar gibi doğmaktadır. "On dört" sayısı burada iki anlamlıdır: hem genç kızın yaşıdır hem de ayın dolunay olduğu on dördüncü gecedir. Dünya değişmemiştir, değişen bakan gözdür: başka on dörtlüklerin gözüyle bakılırsa dünya hâlâ gençtir. Dokuzuncu beyit bedeni viran bir eve benzetir; onarmanın anlamı kalmamıştır, iş taşınmaya kalmıştır. Makta beyti bütün kayıpların karşısına tek bir umudu koyar: bundan sonra selamet ancak imandadır.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 117-118 (şiir no. 272; yazma vr. 80a-80b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






