Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Ne nār u nūrdur esbāb-ı iştiʿāl-i vücūd
Gözümde olmadı rūşen dirīġ ḥāl-i vücūd
Bu kibriyā ki ola māverā-yı ḥadd-i ḫayāl
Ṣıġar mı dāʾire-i ʿaḳla ẕü'l-celāl-i vücūd
Vücūd ider yine māhiyyet-i vücūdı beyān
Ġılāf-ı lafẓdan eblaġdır insilāl-i vücūd
Feżā siyāh ṣaḥāʾif, ʿanāṣır aḥruf nūr
Nuḳūş-ı kevn, birer lafẓ-ı ḥaḳ meʾāl-i vücūd
Ḥudūŝ , ṭarz-ı tecellī-i vech-i pāk-ḳıdem
Vücūd ṣūret-i medlūl-i lā-yezāl-i vücūd
Gerek sürūş-ı muʿaẓẓam, gerek hevām-ı ḥaḳīr
Ḫülāṣa: herbiri bir zübde-i kemāl-i vücūd
Bu hīçlikler içinde ṣuver-peẕīr oluyor
Gehī ḫayāl-i ḥaḳīḳāt, gehī ẓılāl-ı vücūd
Degil degil bu heyūlā-yı hīç şekl-peẕīr
Ne ḥaddidir ki suṭūḥ itsün iştimāl-i vücūd
Suṭūḥ u şekl ü ṣuver serseridir eyleyemez
Ne intisāb-ı vücūd u ne iʿtizāl-i vücūd
Hezār-ı ṣafḥada her ān bī-tecezzīde
Bir öz ki şīvede ẓāhir olur cemāl-i vücūd
Füsūna reng-i ḥaḳīḳat viren menām gibi
ʿAyān, beyān görinür añlaşılmaz āl-i vücūd
Ṣulandı dīde-i dehr āfitāb-ı sermedden
Sevād-ı cünbüş-i mendīlidir leyāl-i vücūd
Ḥayāt, heykel-i kevniñ ẕekā-yı tīzi midir
Vücūdı añlamadan eyler intiḳāl-i vücūd
Cemād ü nābit ü ḥayvān heder midir yā Rab
Eger bu ʿaḳl ise terkīb-i iʿtidāl-i vücūd
Vücūdı bilmek içün ḫalḳ olunmadıḳsa eger
Nedir? Bu ʿaḳl diyenin ʿuḳde-i ʿiḳāl-i vücūd
Çi sūd? Derk-i ḥaḳāyıḳdan ey göñül ola gör
Meẕāḳ-ı ʿacz ile mecrā-yı ibtihāl-i vücūd
Günümüz Türkçesiyle
1. Varlığın tutuşma sebepleri ne ateştir ne nur; yazık ki varlığın hâli gözümde aydınlanmadı.
2. Hayalin sınırının ötesinde olan bu yücelik; varlığın celal sahibi aklın dairesine sığar mı?
3. Varlığın mahiyetini yine varlık anlatır; varlığın kınından sıyrılışı, lafzın kınından daha beliğdir.
4. Uzay kara sayfalar, unsurlar nurdan harfler; oluşun nakışları, her biri Hakkın bir kelimesi, varlığın anlamıdır.
5. Sonradan olma, temiz ve ezelî yüzün tecelli biçimidir; varlık, ölümsüz varlığın gösterdiğinin suretidir.
6. İster yüce melek olsun, ister değersiz haşere; kısacası her biri varlığın kemalinin bir özüdür.
7. Bu hiçlikler içinde suret kabul ediyor: bazen hakikatlerin hayali, bazen varlığın gölgeleri.
8. Hayır, hayır; bu hiçlik heyulası şekil kabul etmez; yüzeylerin varlığı kuşatmaya ne haddi var?
9. Yüzeyler, şekil ve suretler serseridir; ne varlığa bağlanabilir, ne varlıktan ayrılabilir.
10. Bin sayfada, her an bölünmeden, bir öz ki varlığın güzelliği onun edasında görünür.
11. Büyüye hakikat rengi veren bir rüya gibi, varlığın anlaşılmaz serabı apaçık görünür (mısra tam açık değildir).
12. Zamanın gözü ebedî güneşten sulandı; varlığın geceleri onun mendilinin sallanışının karasıdır.
13. Hayat, oluş heykelinin keskin zekâsı mıdır? Varlık, varlığı anlamadan göçüp gider (beyit tam açık değildir).
14. Ya Rab, akıl varlığın dengeli bir terkibi ise, cansız, bitki ve hayvan boşuna mıdır?
15. Varlığı bilmek için yaratılmadıysak, "akıl" diyene varlığın bu bağ düğümü nedir? (beyit tam açık değildir)
16. Ne fayda? Ey gönül, hakikatleri kavramaktan (vazgeç); acizlik tadıyla varlığın yakarış yatağı ol (beyit tam açık değildir).
Edebî ve Tarihî Yorum
Cûdî'nin felsefi şiirlerinin özü sayılabilecek "Vücûd", çağdaşlarının da gözünden kaçmamıştır. Tok Yıldız'ın aktardığı hatırasında Ali Canip Yöntem, Cûdî'nin şiirlerini kıskançlıkla saklayıp yayımlamadığını, ama "Vücûd" adlı uzun manzumesini İstanbul'da çıkan bir gazetede, galiba Resimli Gazete'de bulup ezberlediğini anlatır; 1903-1904 yıllarında bu manzumeyi şaire ezberden okuyunca aralarında bir baba oğul yakınlığı başlamıştır. Yöntem'in aktardığı üç beyitten ikincisi divandaki metinden farklıdır. Gazel varlığın ne olduğunu sorar ve her beyitte "vücûd" redifiyle bu soruya döner. İlk iki beyit aklın sınırını çizer: varlığın tutuşma sebebi ne ateştir ne nur; hayalin ötesindeki yücelik aklın dairesine sığmaz.
Üçüncü beyit gazelin en güçlü buluşunu taşır: varlığın mahiyetini ancak varlık anlatır; varlığın kınından sıyrılması, sözün kınından daha beliğdir. Dördüncü beyit, divanda sık görülen kâinat-kitap benzetmesini en açık biçimiyle verir: uzay kara sayfalar, unsurlar nurdan harfler, oluşun nakışları Hakkın birer kelimesidir. Altıncı beyit yüce melekten değersiz haşereye kadar her varlığı kemalin bir özü sayar.
Gazelin ikinci yarısı felsefe dilini yoğunlaştırır: heyula, yüzey, şekil ve suret gibi kavramlar, varlığı kuşatamayan "serseri" kalıplar olarak görülür; bin sayfada bölünmeden görünen tek bir öz vardır. Son beyitler aklın gücünü sorgular: akıl varlığın dengeli bir terkibi ise cansızlar, bitkiler ve hayvanlar boşuna mıdır? Gazel, hakikatleri kavramaktan vazgeçip acizliğin tadıyla bir yakarışa dönen bir öğütle kapanır. Tezdeki okumayla anlamı oturmayan birkaç beyitte çeviri yalnızca bir yaklaşım sunar.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 119-120 (şiir no. 274; yazma vr. 80b-81a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 6-7 (Ali Canip Yöntem'in "Unutulmuş Şöhretlerden: Muallim Cûdî Efendi" yazısından aktarma). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






