Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Naẓm: Ben şiʿrler ḫayāl ideyim siz roman yazıñ
Ben āsumān-şikāf olayım siz zemīn ḳazıñ
Çoḳ farḳımız yoḳ, olsa da arż u semā ḳadar
Sizle iner benimle faḳaṭ yükselir beşer
Siz lafẓa-i mufaṣṣala ben maʿnī-i vecīz
Biñbir kitāba ġālib olur baʿż bir recīz
Siz ʿaşḳ u ḥüsni menfaʿate ḫādim eyleyiñ
Ben aġlayup gülünce siz esbāb söyleyiñ
Ben göz yumup açınca nice biñ şeʾūn geçer
Siz bir kitāb yazmaḳ içün ḫayli gün geçer
Neŝr: Ancaḳ benim ʿaḳıllı deli herkesiñ dili
Muḥtācdır beyānıma nāḳıṣla kāmili
Ben tercemān-ı meclisiyim her cemāʿatiñ
Ḥükmümdedir evāmir-i herbir ḥükūmetin
Söyler benimle şerʿ ü niẓām ü lübb-i fünūn
Oynar seniñle zemzeme-i ceẕbetü'l-cünūn
Yoḳdur işim benim o lisān-ı ṭuyūr ile
Ben ırlanır mıyım ney ü tanbūr-ı sūr ile
Ben olmuşum cihānda aġır başlı bir ḥakīm
Dīvāneler aġasına sen olmuşuñ nedīm
Şiʿriñ şarāba beñzer imiş menfaʿatleri
Ġālib imiş menāfiʿine mefsedetleri
Cāmī şarāb-nābı ṣunarmış nedīmine
Rāġıb gibi görünme gerekmiş naẓīmine
Nefʿī Fużūlī olsa da bir iddiʿā imiş
"Bāḳī ḳalan bu ḳubbede bir ḫōş ṣadā imiş"
Naẓm: Şāʿirlerim ṭuyarsa bu nā-ḫōş laṭīfeñi
Şīrāzeden çıḳar ḳoparırlar ṣaḥīfeñi
Sen şiʿr ü şāʿire dil uzatma ziyān olur
Zīrā o farḳa ekŝeri āteş-zebān olur
Binbir lisān-ı ḥām anı añla ehl-i ḥāl
Çoḳ söz götürmem eyleyemem öyle ḳīl u ḳāl
Bin nāzenīn-i nāṭıḳa, nāzıñ ṭabīʿatım
Senden eşeddir istedigim vaḳt-i şiddetim
Ser-tīzdir silāḥım edaḳḳ-ı ḫayāldir
Bir sāḥirim ki siḥrime dirler ḥelāldir
Neŝr: ʿAḳl u ḫayāli ḫalḳ iden Allāh ṣad ḳısım
Teslīm ider şuʿūrı olan ḥaḳḳı söylesem
Bin ḫāzin-i cevāhir-i sulṭāna nāṭıḳa
Var iḥtiyāc sen gibi üstād-ı ḥāẕıḳa
Bir zerger-i mükemmeliñ öpmezse destini
Cevher ider mi cā ser-izīʿnet-perestini
Elfāẓa intiẓām u maʿānīye iḥtişām
Ḥüsn-i ṭabīʿatıñ virir ey şāhid-i kelām
Lākin lüzūmuñ ekŝeri lā-yelzeme ḳarīn
Elzem bize cemīʿ zamānda muḥarrirīn
Günümüz Türkçesiyle
1. (Nazım:) Ben şiirler hayal edeyim, siz roman yazın; ben gökleri yarayım, siz yeri kazın.
2. Aramızda pek fark yok, yer ile gök kadar olsa da: insan sizinle iner, ama benimle yükselir.
3. Siz ayrıntılı söz, ben veciz anlam; bazen bir küçük recez bin bir kitaba galip gelir.
4. Siz aşkı ve güzelliği faydaya hizmetçi edin; ben ağlayıp gülünce siz sebeplerini söyleyin.
5. Ben gözümü yumup açıncaya kadar nice bin iş geçer; sizin bir kitap yazmanız için epey gün geçer.
6. (Nesir:) Fakat herkesin, akıllının ve delinin dili benim; eksik de kâmil de benim anlatışıma muhtaçtır.
7. Ben her topluluğun meclisinin tercümanıyım; her hükümetin emirleri benim hükmümdedir.
8. Şeriat, nizam ve fenlerin özü benimle konuşur; cezbe deliliğinin uğultusu seninle oynar.
9. O kuş diliyle benim işim yoktur; ben ney ve düğün tamburuyla şarkı mı söylerim?
10. Ben dünyada ağırbaşlı bir hakîm olmuşum; sen ise divanelerin ağasına nedim olmuşsun.
11. Şiirin faydaları şaraba benzermiş; zararları faydalarına galip gelirmiş.
12. Câmî, nedimine saf şarap sunarmış; nazmedenine Râgıb gibi görünmek gerekirmiş (beyit tam açık değildir).
13. Nef'î de olsa Fuzûlî de olsa, (şiir) bir iddiaymış; "Bu kubbede bâki kalan, hoş bir sadaymış."
14. (Nazım:) Şairlerim senin bu nahoş latifeni duyarsa, sayfanı şirazeden çıkarıp koparırlar.
15. Şiire ve şaire dil uzatma, zarar görürsün; çünkü o zümrenin çoğu ateş dillidir.
16. Bin bir ham dil; bunu anla, ey hâl ehli; çok söz kaldırmam, öyle dedikodu edemem (beyit tam açık değildir).
17. Bin nazlı konuşkan; tabiatım nazlıdır; istediğim zaman şiddetim senden daha şiddetlidir.
18. Silahım keskin uçludur, en ince hayaldir; ben öyle bir sihirbazım ki sihrime helal derler.
19. (Nesir:) Aklı ve hayali yüz kısım yaratan Allah; şuuru olan, hakkı söylesem teslim eder:
20. Sultanın konuşan cevherlerinin bin hazinedarının senin gibi usta bir hocaya ihtiyacı var.
21. Kâmil bir kuyumcunun elini öpmezse, cevher kendi süsüne düşkün olanı yerine oturtur mu? (beyit tam açık değildir)
22. Ey sözün güzeli (şâhid-i kelâm), tabiatının güzelliği kelimelere düzen, anlamlara ihtişam verir.
23. Fakat senin gerekliliğin çoğu zaman gereksizle beraberdir; bize her zaman en gerekli olan yazarlardır.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Münâzara-i nazm u nesr", nazım ile nesrin tartışması, divan edebiyatının bilinen münazara türünün son dönemdeki bir örneğidir: iki kavram kişileştirilir ve sırayla kendilerini över, karşılarındakini yerer. Tezde konuşanların değişmesine göre dört ayrı numarayla verilen bölümler burada tek bir şiir olarak birleştirilmiştir. Tartışmada en çok göze batan ayrıntı, nazmın ilk beytinde "roman" kelimesinin geçmesidir: şiir hayal eder, nesir roman yazar. Bu, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı edebiyatına giren romanın, eski edebiyat anlayışında şiirin karşısına yeni bir rakip olarak çıkışının şiirdeki yankısıdır.
Nazmın ve nesrin iddiaları
Nazım kendini gökleri yaran, veciz, bir anda bin işi kavrayan bir güç olarak tanıtır; nesri ise yeri kazan, ayrıntıya boğulan, aşkı ve güzelliği faydaya hizmetçi eden bir uğraş sayar. Nesir buna ağırbaşlı bir cevap verir: herkesin dili, her meclisin tercümanı, hükümetlerin emirlerinin, şeriatın ve fenlerin dili odur. Şiiri ise Bakara suresinde şarap için söylenen "günahı faydasından büyüktür" (2/219) hükmünü hatırlatarak şaraba benzetir. On üçüncü beyit divanın en zarif nüktelerinden birini taşır: Nef'î (faydalı) ile Fuzûlî (gereksiz) adlarını yan yana koyar ve Bâkî'nin ünlü mısraını, "Bu kubbede bâki kalan hoş bir sadaymış" sözünü alıntılayarak şiiri yalnızca bir yankı sayar. Üç büyük şairin mahlası, kelime anlamlarıyla tartışmanın malzemesi olur.
Nazım tehditle karşılık verir: şairler bu şakayı duyarsa nesrin sayfasını şirazeden koparır; şiir "sihr-i helâl", helal sihirdir. Son söz nesrindir ve bir uzlaşmayla biter: söz cevherlerinin hazinedarları nazım gibi usta bir hocaya muhtaçtır, nazım kelimelere düzen ve anlamlara ihtişam verir; ama onun "gerekliliği" çoğu zaman "lâ yelzem", gereksiz olanla beraberdir. Bu ifade aruz ve kafiye bilgisindeki "lüzûm-ı mâ lâ yelzem", gerekli olmayanı gerekli kılma sanatına bir göndermedir. Son mısra açık bir hükümdür: her zaman en gerekli olan yazarlardır. Muallim Cûdî'nin, hem şiiri seven hem de dönemin yeni nesir dünyasının önemini gören tavrı bu münazarada açıkça görülür. Anlamı kesinleşmeyen birkaç beyitte çeviri kendi tereddüdünü saklamaz.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 113-115 (şiir no. 266-269; yazma vr. 78b-79b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






