Özgün Metin

Gül açılmayınca açılmaz dihanın ey bülbül.
Bedi'siz olamaz mı beyanın ey bülbül?
Güler cinan kızıdır ağzı var fakat dili yok
Lüzumu var güle bir tercümanın ey bülbül.
Tuyur içinde bedayı şinas olan sensin
Bahara dair olu dasitanın ey bülbül.
Küçük vücut ile alemde pek büyük
Hezarıdır anılır namı şanın ey bülbül.
(Bilâl) a benziyor avazı leyli bi darın
Seherden evvel okursun ezanı ey bülbül.
Gülün revayıhı (Attarı) andırırki okur
Çemende mantı tayrı zebanın ey bülbül.
Figan mı, şevkı terennüm mi kimseler bilmez
Lisanı gaybe müşabih lisanın ey bülbül.
Senin de nağmelerin bir akkıyde sazı mıdır
Hayale beste midir tarı kemanın ey bülbül.
Gülün hayatı kadardır devamı şevkı dilin
Geçer sükût ile pek çok zemanın ey bülbül.
Cihanda buyi vefa umud bulmadı Cudi
Gülün de var mı gülistaniyanın ey bülbül.

Günümüz Türkçesiyle

1. Gül açılmadıkça senin ağzın açılmaz, ey bülbül; sözün güzellik sanatı olmadan olamaz mı, ey bülbül?

2. Gül cennet kızıdır, ağzı var ama dili yok; güle bir tercüman gerek, ey bülbül.

3. Kuşlar arasında harikaları tanıyan sensin; destanın bahara dairdir, ey bülbül.

4. Küçük bir vücutla dünyada pek büyüksün; adın ve şanın "hezâr" diye anılır, ey bülbül.

5. Uykusuz gecede sesin Bilâl'inkine benziyor; seherden önce ezanı okursun, ey bülbül.

6. Gülün kokuları Attâr'ı andırır ki çimende senin dilinin "Mantıku't-Tayr"ını okur, ey bülbül.

7. Feryat mı, şevkle şarkı söylemek mi, kimse bilmez; dilin gaybın diline benzer, ey bülbül.

8. Senin de nağmelerin bir inancın sazı mıdır? Kemanının teli hayale mi bestelenmiş, ey bülbül? (beyit tam açık değildir)

9. Gönlünün şevki gülün hayatı kadar sürer; zamanının pek çoğu susarak geçer, ey bülbül.

10. Cûdî dünyada vefa kokusu, umut bulamadı; gül bahçesinin gülünde de var mı, ey bülbül? (mısra tam açık değildir)

Edebî ve Tarihî Yorum

Her beyti "ey bülbül" diye biten bu gazel divan dışında kalmıştır ve baştan sona bülbüle seslenir. Şair, divan şiirinin en bilinen mazmunlarından biri olan bülbül ile gül aşkını bu kez bülbülün kendisini anlatarak işler. İkinci beyit ilişkiye yeni bir anlam verir: gül cennetin kızıdır, ağzı vardır ama dili yoktur; bülbül onun tercümanıdır. Dördüncü beyit "hezâr" kelimesinin iki anlamıyla oynar: bülbülün adı olan hezâr, Farsçada "bin" demektir; küçük bir kuş, adıyla bin kişi kadar büyüktür.

Beşinci ve altıncı beyitler bülbülü iki ünlü isimle buluşturur: seherden önce öten bülbül, İslam'ın ilk müezzini Bilâl-i Habeşî gibi ezan okur; gülün kokuları ise kuşların dilini anlatan "Mantıku't-tayr"ın şairi Ferîdüddîn Attâr'ı hatırlatır; "attâr" kelimesi güzel koku satan kişi anlamına da gelir. Makta beyti gazeli şairin kendi hâline bağlar: dünyada vefa kokusu bulamayan Cûdî, bülbüle gülün bu kokuyu taşıyıp taşımadığını sorar.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 180, 182-183 (Ekler, şiir no. 4). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar