Özgün Metin

Şair sivadı hanıdır esrarı hilkatin
Bir tercümandır suhufı sun'ı kudretin
Hassas kalbi maderi müşfik kadar rekıyk
Anlar lisanı halini tıflı tabiatın.
Billur tab'ıdır adsı camı şule suz
Akseyleddikçe anda büyür hüsnü san'atın.
Hissi ile akeder ve hayaliyle resmeder
Nakşın hezarı rengini elvahı fıtratın.
Şiirin teressümati değil bi hayat
Umkunda mevc urur sesi hüznün, meserretin.
Her perdesinde bir yeni ilham nağmesi
Teziz eder simahını ışkı bedaatın.
Zehnen hayale dalsa da taban olur yine
Şair esiri cazibesi bir hakıykatın.
Zinet verir hurugu, durugu hakıykate
İcâzı anda zahir olur kabiliyetin.
Şair tahakküm eylemek ister tabiate
Guya asasıdır kalemi harkı adetin.
En canlı söz tabiati şiiriyeden doğar
Ferzendi ayemutu odur natıkıyyetin.
Ahengi veznü kafiye seci tuyurdan.
Bir yadigarıdır bize sazı muhabbetin.
Cudi kifayet eylemiyor hissi şaire
Sermayeyi beyanı bediin, belagatin.

Günümüz Türkçesiyle

1. Şair yaratılışın sırlarının yazısını okuyandır; kudretin sanatının sayfalarına bir tercümandır.

2. Duyarlı kalbi şefkatli bir anne kadar incedir; tabiat çocuğunun hâl dilini anlar.

3. Tabiatı alev yakan billur bir mercek kadehidir; (her şeyi) yansıttıkça onda sanatın güzelliği büyür.

4. Hissiyle yansıtır, hayaliyle resmeder, yaradılış levhalarının nakşının bin rengini.

5. Şiirin tasvirleri hayatsız değildir; derinliğinde hüznün ve sevincin sesi dalgalanır.

6. Her perdesinde yeni bir ilham nağmesi, yeniliğin aşkının kulağını yüceltir.

7. Düşüncede hayale dalsa da yine (ona) çekilir; şair bir hakikatin çekiminin esiridir (beyit tam açık değildir).

8. Çıkışı ve inişi hakikate süs verir; kabiliyetin mucizesi onda görünür (mısra tam açık değildir).

9. Şair tabiata hükmetmek ister; sanki kalemi mucizelerin asasıdır.

10. En canlı söz şiir tabiatından doğar; konuşan aklın ölümsüz evladı odur.

11. Ahenk, vezin, kafiye ve seci kuşlardan (gelir); muhabbetin sazı bize bir yadigârdır.

12. Ey Cûdî, şaire yalnız his yetmiyor; sermaye, söz sanatının ve belagatin beyanıdır.

Edebî ve Tarihî Yorum

Tez bu gazeli 5 ve 6 numaralarıyla iki ayrı şiir gibi verir; ama aynı vezin ve kafiyeyi sürdürür, aynı konuyu işler ve tek bir mahlas beytiyle biter; bu yüzden burada tek şiir olarak okunmuştur. Konusu şair ve şiirdir. Divandaki "Şâir" muhammesiyle aynı soruyu sorar: şair nedir? Cevap iki yönlüdür. Bir yanda şair yaratılışın sırlarını okuyan, kudretin sayfalarını tercüme eden, tabiatın sessiz dilini bir anne şefkatiyle anlayan duyarlı bir kalptir.

Öbür yanda şiir bir sanattır: şairin tabiatı ışığı toplayan bir billur mercek gibidir, hissiyle yansıtır ve hayaliyle resmeder. Onuncu beyit şiiri "konuşan aklın ölümsüz evladı" sayar; on birinci beyit ahengin, veznin ve kafiyenin kökünü kuşların sesinde arar. Makta beyti ise bir uyarıdır: yalnız his şaire yetmez; asıl sermaye, söz sanatının ve belagatin bilgisidir. Hayatı boyunca edebiyat öğretmenliği yapan Cûdî'nin bu son beyti, ilham ile ustalık arasındaki dengeyi savunan bir muallimin sesi gibidir.

Kaynakça

  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 180, 183-184 (Ekler, şiir no. 5-6). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar