Özgün Metin
Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün
Yāre aġyār olamam ʿāşıḳa olmam vāşī
Faḳaṭ ey ehl-i tevellā geçinen bektāşī!
İki ṣaġlam göz ile bir baḳalım şu gidişe
Gerçi baḳmış aña yek çeşm ile ḫayli şaşı
Murtażāyı ḥüseyini ne içün sevmede biz
Şüphesiz ḳurbet-i peyġamber-i ḥaḳdan nāşī
Ḳurbı maḥbūb olanıñ kendi eḥab olmalıdır
Göremem sizde nebīye o ḳadar şāpāşı
Seven Allāh u Resūlü gözedir emr ile nehy
Olur elṭāfına rācī ġażabından ḫāşī
Red idüp ẓāhir-i şerʿī didiñiz bāṭını var
Göz çıḳarmaḳ buña dinmez mi yaparken ḳāşı
Görürüm ḳopyasını sizde ḥüsn-i ṣabbāḥıñ
Size bu rengi geçen üste naṣıl bir kāşī
Taḳye dindi külehe taḳye ṣaḳınmaḳ dimedir
Ḳullanır setr-i mezāhibde ʿacem ḳallāşı
Gerçek insān iseñiz setr-i hüviyyet ne içün
Başḳa māhiyyet içündür o havāş ü ġāşī
Evliyā kisvesi renginde cilālandıraraḳ
Ṣatdıñız ṣāf dil etrāke çürük aḳmāşı
Yaşayor bābek-i ḫurrem o külāh altında
Āl u evlād sözi dāne-i dām-ı lāşī
Hind ü Çin'e gidemezsiñ ki mecūsī göresiñ
Naẓar it āyineye mūma egerken bāşı
Cem dinen şāh, mecūsī idi bir dīnsiz idi
Yaḳışırdı aña āyīn-i cem andan nāşī
Müslümān öyle ḳızılbaşlıġı eyler mi ḳabūl
Ḳadın erkek olalar birbiriniñ oynaşı
Ḥükm ider ām-ı ḫabīŝ ortada yoḳ żābiṭ-i dīn
Babası duḫterini oġlı da ḳız ḳardaşı
Diḳḳat ister ki ḳıl üzre yürimekdir islām
Sarḫoşuñ pāyı ne ḥākim mi dumanlı başı
"Kāfirī der naẓarem revnaḳ-ı diger dāred"
Diye ḫalṭ itmiş idi baʿż-ı ʿAcem evbaşı
Ḫargele cemʿi midir nüktesi ʿayne'l-cemʿiñ
Nitekim tābiʿ o ḳānūn-ı devāb u māşī
Tercümānlar oḳunur tekyede ḳurʾān yerine
Bir söze beñzese bārī süḫan-ı ḫaşḫāşi
Secde-gāhımdır ʿAlī ḳıble-gehimdir Aḥmed
Diye küfr itmededir ṭāʾife-i bektāşī
Hep ʿAlī ibni Ebī ṭālibe Allāh dirler
Ẓāhirīdir diye peyġambere miḥrāb tāşı
ʿUlemā oldıġı yerden ḳaçaraḳ avlarlar
Ẓulmet-i cehlde pervāz ḳılan ḫuffāşı
Rafż u el-ḥād u tenāsüḫle ḥulūl-ı ervāh
Biri Hind turşısıdır digeri īrān āşı
Bu naṣıl ṭurfe ṭarīḳat bu ne berbād gidiş
Buraya silkme o süprüntü ṭolıferrāşi
Bu ḫurāfāta tenezzülden ider istiḥyā
Her kimiñ ʿaḳlına yār olsa birazcıḳ başı
Rūḥdan ḫalʿ ider īmānı bu ḳıṭāʿ-ı ṭarīḳ
Bunlara nisbeten ehven görürüm nebbāşı
Ḥaḳḳı ibṭāl idemez dīni fesāda viremez
Her kim Allāh u peyamberden olursa ḫāşī
Yoḳ imiş bizde lüzūmı ḳadar evvel ʿulemā
Ehline ḥürmetimiz oldı ʿAcemde fāşī
Yüridi Rūm'a nice ʿilm ü şeyḫ ü kātib
Gördiler milletimizden kerem ü şābāşı
Gerçi itdi nicesi devlet ü dīne ḫidmet
İçlerinde var idi baʿżı cihān ḳallāşı
Ḳurdılar çarḫ-ı fesād anı ṭarīḳat diyerek
Ṣaldılar her ṭarafa ṣīt-i kerāmet-pāşı
Oldı bi'l-cümle vilāyāt, vilāyet delisi
Taḳiyelendi nice cuhhāl ʿaḳılsız başı
Geçdi yekser naẓarımdan o "Velāyetnāme"
Naḳl-i ʿan-Niḳola menḳıbe-i Bektāşī
Acırım āh-ı mübārek vaṭan u milletime
Ṣalıvirmişler aña mār-ı helāhil-pāşı
ʿUlemā lāzım imiş anlar içün eyvallāh
Bize lāzım mı idi bir de ḥacı Bektāşī
ʿUlemā añlamamış diḳḳat idüp meslegini
Çıḳdı bāzāra nihāyet ne ise iḳmāşı
Fikr-i insān eŝerinden olunur istidlāl
Bildirir naḳş yedi mertebe-i naḳḳāşı
ʿĀlim-i ʿārif imiş pīr-i süḫan Molla Celāl
Yādigār itdi bize meŝnevi-i dür-pāşı
Anıñ efrād-ı ṭarīḳında da var ḫayli bozuḳ
Görürüm sikkesi altında nice ʿayyāşı
Vardır anlarda daḫı şāʿibe-i sırr-ı ʿacem
Birikilir o dıraḫta daḫı urmış āşı
Bedeviyye ile saʿdiyye rifāʿiyye bile
ʿArabī pīri ḳoyup oldı ʿacem yoldāşı
Kerbelā fāciʿası vaḳʿa-i ḫabek ṣiffīn
Dökdirir ḥaşre ḳadar ümmete ḳanlı yāşı
Bu cerāyıḥ bu ḳarāyıḥ bu ṭıḳanmaz raḫne
Beñzer ol ḳalʿaya kim düşmede her dem ṭaşı
Günümüz Türkçesiyle
1. Ben sevgiliye rakip olamam, âşığa da gammaz olmam; fakat ey Ehl-i Beyt sevgisiyle geçinen Bektaşî!
2. Şu gidişe iki sağlam gözle bir bakalım; gerçi ona nice şaşı tek gözle bakmıştır.
3. Murtazâ'yı (Hz. Ali'yi) ve Hüseyin'i biz niçin seviyoruz? Şüphesiz Hak peygamberine yakınlıklarından dolayı.
4. Yakınlığı sevilen kişinin kendisi daha sevgili olmalıdır; sizde Peygamber'e o kadar aferin göremiyorum.
5. Allah'ı ve Resulü seven, emir ve yasağı gözetir; lütuflarını umar, gazabından korkar.
6. Şeriatın zâhirini reddedip "bir bâtını var" dediniz; kaş yaparken göz çıkarmak buna denmez mi?
7. Sizde Hasan Sabbâh'ın kopyasını görüyorum; size bu rengi geçen usta ne biçim bir çinicidir!
8. Külaha "takye" dendi; "takiyye" sakınmak (gizlenmek) demektir; Acem dolandırıcısı onu mezhepleri gizlemekte kullanır.
9. Gerçek insansanız kimliği gizlemek niçin? O, başka bir mahiyet içindir (ikinci mısra tam açık değildir).
10. Evliya kisvesinin rengiyle cilalayarak saf gönüllü Türklere çürük kumaşı sattınız.
11. O külahın altında Hürremî Bâbek yaşıyor; "âl ve evlat" sözü boş bir tuzağın yemidir.
12. Ateşperest görmek için Hint'e, Çin'e gidemezsin; mumun önünde başını eğerken aynaya bak.
13. Cem denen şah mecusi idi, dinsiz biriydi; "âyin-i cem" ona bundan dolayı yakışırdı.
14. Bir Müslüman, kadınla erkeğin birbirinin oynaşı olduğu öyle bir Kızılbaşlığı kabul eder mi?
15. Ortada din bekçisi yok, pis bir genel kural hüküm sürüyor: baba kızını, oğul da kız kardeşini...
16. Dikkat ister, çünkü İslam kıl üstünde yürümektir; sarhoşun ayağı mı sağlam, dumanlı başı mı?
17. Acem'in bazı ayaktakımı (Farsça) "Benim gözümde küfrün başka bir parlaklığı var" diyerek (inanç ile inançsızlığı) karıştırmıştı.
18. "Aynü'l-cem'"in (birlik makamının) nüktesi bir eşek sürüsü toplamak mıdır? Nitekim o, hayvanların ve yürüyenlerin kanununa tabidir (beyit tam açık değildir).
19. Tekkede Kur'an yerine tercümanlar okunur; bari esrarkeşin sözü bir söze benzese!
20. "Secde yerim Ali, kıblegâhım Ahmed'dir" diyerek Bektaşî taifesi küfre giriyor.
21. Hepsi Ali bin Ebî Tâlib'e Allah derler; Peygamber'e ise "zâhirîdir" diye (ikinci yarı tam açık değildir).
22. Âlimlerin bulunduğu yerden kaçarak cehalet karanlığında uçan yarasayı avlarlar.
23. Rafızîlik, ilhad, tenasüh ve ruhların hulûlü: biri Hint turşusu, öbürü İran aşı.
24. Bu nasıl tuhaf bir tarikat, bu ne berbat gidiş! O çerçöple dolu süpürgeyi buraya silkme (mısra tam açık değildir).
25. Aklının yanında azıcık başı olan herkes bu hurafelere tenezzül etmekten utanır.
26. Bu yol kesiciler imanı ruhtan soyar; bunlara göre mezar soyguncusunu daha ehven görürüm.
27. Allah'tan ve Peygamber'den korkan kimse hakkı iptal edemez, dini fesada veremez.
28. Önceleri bizde yeterince âlim yokmuş; ehline gösterdiğimiz hürmet Acem'de duyuldu.
29. Rum'a nice âlim, şeyh ve kâtip yürüdü; milletimizden cömertlik ve alkış gördüler.
30. Gerçi pek çoğu devlete ve dine hizmet etti; (ama) içlerinde bazı cihan dolandırıcıları da vardı.
31. Ona tarikat diyerek bir fesat çarkı kurdular; her tarafa keramet saçan bir şöhret saldılar.
32. Bütün vilayetler velayet delisi oldu; nice akılsız cahil başı takye giydi.
33. O Velâyetnâme baştan başa gözümün önünden geçti: Nikola'dan aktarılmış bir Bektaşî menkıbesi.
34. Ah, mübarek vatanıma ve milletime acırım; onun üstüne zehir saçan yılanı salıvermişler.
35. Âlimler onlar için gerekliymiş, eyvallah; bize bir de Hacı Bektaşî mi gerekliydi?
36. Âlimler dikkat edip onun yolunu anlamamış; sonunda ne malı varsa pazara çıktı.
37. İnsanın düşüncesi eserinden anlaşılır; nakış, nakkaşın derecesini bildirir.
38. Söz pîri Molla Celâl (Mevlânâ) âlim ve ârif imiş; bize inciler saçan Mesnevî'yi yadigâr bıraktı.
39. Onun tarikatının mensupları arasında da epey bozuk var; sikkesinin altında nice ayyaş görüyorum.
40. Onlarda da Acem sırrının şaibesi var; o ağaca da aşı vurulmuş.
41. Bedevîlik, Sa'dîlik, hatta Rifâîlik bile Arap pîrini bırakıp Acem'in yoldaşı oldu.
42. Kerbelâ faciası, (Cemel?) vakası ve Sıffîn, kıyamete kadar ümmete kanlı gözyaşı döktürür (ikinci kelime tam açık değildir).
43. Bu yaralar, bu bid'atler, bu tıkanmaz gedik, her an taşı düşen o kaleye benzer (beyit tam açık değildir).
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanın en sert ve en tartışmalı metni, "Tezyîf-i züyûf", yani sahtelerin çürütülmesi adını taşır. Cûdî bu kasidede Ehl-i Beyt sevgisini kendine bir kimlik olarak alan Bektaşîlere seslenir ve onları Sünnî bir medrese âliminin bakışıyla eleştirir. İlk beyitler meseleyi bir sevgi mantığına bağlar: Hz. Ali ile Hz. Hüseyin Peygamber'e yakınlıkları için sevilir; o hâlde Peygamber'in kendisi daha çok sevilmeli, emir ve yasakları gözetilmelidir. Şeriatın zâhirini bırakıp yalnız bâtına yönelmek, şaire göre "kaş yaparken göz çıkarmak"tır.
Polemiğin dili
Kasidenin büyük bölümü, Osmanlı Sünnî polemik geleneğinin bilinen suçlamalarını sıralar: Hasan Sabbâh ve Hürremî Bâbek gibi tarihî isimlerle akrabalık kurulur, "takke" ile "takiyye" arasında kelime oyunu yapılır, "âyin-i cem" İran efsanesindeki Cem şahla birleştirilir. Ondördüncü ve on beşinci beyitlerde yer alan ahlak dışı ilişki suçlaması, Alevî ve Kızılbaş toplulukları hakkında yüzyıllar boyunca dolaşmış ve hiçbir tarihî dayanağı olmayan bir iftiradır; şiirin metni burada tarihî bir belge olarak çevrilmiştir ve bu suçlamaların doğruluğuna dair hiçbir şey göstermez. Hz. Ali'nin tanrılaştırıldığı, şeriatın bütünüyle bırakıldığı ya da topluluğun Bâbek ve Hasan Sabbâh'ın mirasçısı olduğu yolundaki öteki ithamlar da aynı polemik kalıplarından gelir; Bektaşîlerin kendi inanç ve âdetlerini değil, onlara yöneltilmiş önyargıyı kaydeder. Cem ayininde mum ve çerağ kullanılmasına yapılan imalar da aynı önyargılı dilin parçasıdır.
Tarihî bir kaygı
Yirmi sekizinci beyitten itibaren kaside bir tarih anlatısına döner. Şaire göre Anadolu'ya İran'dan nice âlim, şeyh ve kâtip gelmiş, çoğu devlete ve dine hizmet etmiş, ama aralarına kötü niyetli kişiler de karışmıştır. Otuz üçüncü beyit, Hacı Bektaş Velî'nin menkıbelerini anlatan Velâyetnâme'yi anar ve bir menkıbenin "Nikola'dan" aktarıldığını söyler; bu, Bektaşî menkıbeleriyle Hristiyan aziz hikâyeleri arasında benzerlik kuran bir iddianın şiirdeki yankısıdır. Şair Mevlânâ'yı ve Mesnevî'yi ayrı tutar, ama Mevlevîlikte de, Bedevîlik, Sa'dîlik ve Rifâîlikte de bozulmalar gördüğünü söyler. Kaside Kerbelâ ve Sıffîn'in ümmete döktürdüğü kanlı gözyaşlarıyla ve taşları düşen bir kale benzetmesiyle biter.
Kaside burada, son dönem Osmanlı'da tasavvuf ve tarikatlar üzerine yürüyen tartışmaların bir belgesi olarak yer alır: Sünnî bir taşra âliminin ne kadar sert bir dil kullanabildiğini gösterir, içerdiği ithamları doğrulamaz. Divanın tekke ve şeyh eleştirileriyle aynı damardan gelir, ama burada eleştiri bir topluluğun bütününe yöneltilmiş bir saldırıya dönüşür. Çeviriyazıda okunuşu kesinleşmeyen birkaç kelimeye karşılık uydurulmadı; çeviride bu yerler parantez içinde işaretlidir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 39-42 (şiir no. 194; yazma vr. 51b-52a-52b-53a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






