Özgün Metin

Vezin: Fāʿilātün fāʿilātün fāʿilün

Olmuş idi Yūsuf-ı ṭabʿ-ı melūl
Gāʿib-i ġayyābe-i cübbü'l-ḫumūl
İtmege ārāyiş-i Mıṣr-ı ḳabūl
Eyledi Cibrīl nigāhıñ nüzūl
Ḥayyü'l-ilāhī mi nesin ey Besīm
Nuṭḳa getirdiñ beni Allāh ʿalīm
Küsmüş idim ṭāliʿ-i bed-kīşime
Renk ü ḫafā virmiş idim ʿayşıma
Ey şeb-i muẓlimde çıḳup peşime
Sen seher olduñ şeb-i teşvīşime
Nūru'l-ilāhī mi nesin ey Besīm
Cilveleriñ nüzhet-i dārü'l-naʿīm
Nāmeleriñ berk-i gül-i nev-bahār
Būy virir her süḫan-ı müşkbār
Nükte gibi nuṭḳa idüp istitār
Dilde maʿānī gibi ḳıldıñ ḳarār
Rūḥu'l-ilāhī mi nesin ey Besīm
Gülşen-i ḳalbimdesin olduñ Nesīm
Haydi göñül sür yüzini pāyına
Böylece ʿarż it derdü'l-cāyına
Ṭabʿıña olsaydı gönül āyına
Ġam yüzi görmez idi herāyine
Lüṭfu'llāh mı nesin ey Besīm
Sengelicek göñüle gider ḳayd-ı bīm
Nuṭḳ-ı revān-baḫşıñ iken hep ḥayāt
Ey ʿaceb öldirdi beni iltiḳāt
Gösteriyor feyz demek muʿcizāt
Cān virir enfāsıña ʿaẓm-ı rufāt
Nefḥü'l-ilāhī mi nesin ey Besīm
Nuṭḳuña eyler ḳısm-ı ʿaẓm-ı remīm
Sen uyanıḳ ben ise meşġūl-ı ḫvāb
Eyliyorum ṭoġrısı senden ḥicāb
Lāyıḳım itseñ de efendim ʿitāb
Ḳaldı ger menāmeleriñ bī-cevāb
Nevḥa-i ʿāşıḳ mı nesin ey Besīm
Gūş-ı teġāfülde olursın ʿadīm
Eyledim eyvāh seni dīde-vār
Muḥteriḳ-i nā'ire-i intiẓār
Geçdi ara yerde nice rüzgār
Çoḳ mıdır itseñ de baña iġbirār
Merdüm-i çeşmim mi nesin ey Besīm
Derd-i teraḳḳuble olursın elīm
Merdüm-i çeşmimsin ey insān-ı ʿayn
Derd-i teraḳḳub olur insāna dīn
Eylemez ebʿād bizi baʿde-bīn
İtmişim Allāh'ıma meddü'l-yedeyn
Vaṣlla ben şād olurum ey Besīm
Çekme elem Ḥażret-i Allah Kerīm
Āh mine'd-dehri ve ḥālātihī
Eşgale ẕihnī bi-ḫayālātihī

Günümüz Türkçesiyle

1. Tabiatımın Yusuf'u bezgin düşmüş, unutulmuşluk kuyusunun dibinde kaybolmuştu; kabul Mısır'ını süslemek için bakışın Cebrail gibi indi. İlahî hayat mısın, nesin ey Besîm? Beni söze getirdin; Allah bilir.

2. Kötü huylu talihime küsmüştüm; yaşayışıma solgunluk ve gizlilik vermiştim. Ey karanlık gecede peşimden çıkan, sen karışık gecemin seheri oldun. İlahî nur musun, nesin ey Besîm? Görünüşlerin Naîm cennetinin sefasıdır.

3. Mektupların yeni baharın gül yaprağıdır; misk kokulu her sözü koku verir. Söze bir nükte gibi gizlenip gönülde anlamlar gibi yerleştin. İlahî ruh musun, nesin ey Besîm? Kalbimin gül bahçesindesin, sen (bahar) nesimi oldun.

4. Haydi gönül, yüzünü onun ayağına sür; (derdini) böylece arz et (mısra tam açık değil). Tabiatına gönül aynası olsaydı, gam yüzü hiçbir aynada görünmezdi (mısra tam açık değil). Allah'ın lütfu musun, nesin ey Besîm? Sen gelince gönülden korku bağı çözülür.

5. Can bağışlayan akıcı sözün baştan başa hayat iken, ne tuhaf, (senin) iltifatın beni öldürdü. Lütfun ne demek olduğunu mucizeler gösteriyor; çürümüş kemik nefeslerinle can bulur. İlahî nefes misin, nesin ey Besîm? Senin sözün çürümüş kemiği (diriltir).

6. Sen uyanıksın, ben ise uykuya dalmışım; doğrusu senden utanıyorum. Efendim, mektuplarına cevapsız kaldıysa, beni azarlasan da hak ederim. Âşığın ağıdı mısın, nesin ey Besîm? İhmalin kulağında yok olur gidersin.

7. Eyvah, seni göz gibi bekledim, bekleyişin ateşinde yandım. Arada nice zaman geçti; bana gücensen çok mu? Gözümün bebeği misin, nesin ey Besîm? Gözleme derdiyle acı verirsin.

8. Ey gözün insanı, sen gözümün bebeğisin; gözleme derdi insana bir borç olur. Uzaklıklar bizi birbirimize uzak kılmaz; Rabbime iki elimi açmışım. Kavuşmakla sevinirim, ey Besîm; üzülme, Allah kerimdir. (Arapça:) "Ah zamandan ve hâllerinden; zihnimi hayalleriyle meşgul etti."

Edebî ve Tarihî Yorum

Manzum bir mektup olan bu müseddes, Besîm adlı bir dosta yazılmıştır. Havva Tok Yıldız'ın tezine göre Cûdî, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı siyasetçisi ve şairi Mehmed Besim Bey'le yıllarca süren bir dostluk kurmuş ve onun için bir gazel yazmıştır; şiirdeki Besîm büyük ihtimalle bu dosttur. Şiirden anlaşıldığına göre Besîm şaire mektuplar ve şiirler göndermiş, şair ise uzun süre cevap verememiştir. Her bendin beşinci mısraı "... mi nesin ey Besîm?" soru kalıbıyla biter: ilahî hayat, ilahî nur, ilahî ruh, Allah'ın lütfu, ilahî nefes, âşığın ağıdı, gözümün bebeği. Bu nakarat benzeri tekrar, dostun etkisini her bentte başka bir yüce kavramla ölçer.

İlk bent mektubun şaire ne yaptığını Yusuf kıssasıyla anlatır: şairin tabiatı, kuyuya atılmış Yusuf gibi unutulmuşluğun dibindedir; dostun bakışı Cebrail gibi iner ve onu "kabul Mısır'ına" çıkarır, yani şaire yeniden söz söyletir. Üçüncü bentte "Besîm" ile "Nesîm" (seher yeli) arasında bir ses oyunu yapılır; beşinci bent Yâsîn suresinde çürümüş kemiklerin diriltilmesine dair ayeti (36/78) hatırlatan "azm-ı remîm" ifadesiyle dostun sözünü dirilten bir nefese benzetir. Altıncı ve yedinci bentler mektuplara geç cevap vermenin özrünü taşır; son bent "Allah kerimdir" teselliyle kapanır ve sonuna zamanın hâllerinden yakınan Arapça bir beyit eklenir. Dördüncü bendin iki mısraında birkaç kelime bugünkü okumayla anlam vermediğinden, çeviride bu yerler parantez içinde belirtildi.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 35-36 (şiir no. 191; yazma vr. 49b-50a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
  • Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 7 (Besim Bey ile dostluk). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf

Çevrimiçi kaynaklar