Özgün Metin

Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün

Ey ḫurāfāt ile meşbūʿ olan aʿṣār u ʿuhūd
İtdiñ ibṭāli ebātīl ile eṭfāl-i mühūd
Uyur ezhān-ı beşer ġulġul-i cemʿiyyetle
Ninni söyler aña bir mevridi mechūl-i sürūd
Uyusun da büyüsün naġmesi ile çocuġı
Ṣalladıñ bunca zamān ey ḳoca fertūt-ı kebūd
Yüz ḳarasıyla ḳıyām itdi ḳucaġıñda zünūc
Vehm ile melʿabeler yapdı sedīriñde hünūd
İmrenüp ḳardaşınıñ yapdıġı bāzīçelere
Oyuna daldı diger iḫve-i aḳṭār u buʿūd
Virmediñ bir iyice terbiye-i fikriyye
Herbiri ṭutdı birer meslek-i ġayr-ı maḥmūd
Nice milyon ḥaşerāt içre sehī itdi ẓuhūr
Cevher-i fıṭrat-ı ḳudsiyye-i kem-yāb-ı vücūd
İtdiler ḫilḳate telḳīḥ-i fażīletlerini
Müstaʿid oldı saʿīd ehl-i şeḳā nā-mesʿūd
Birbirin sevmemeyi pek sever aḳvām u şuḫūṣ
Herbiri kendini zuʿm eyler eḥibbā-yı vürūd
Sevemez birbirin iḫvān daḫı olsa insān
Çekemez yek-digerin çünkü riyākār u ḥasūd
ʿİzzet-i nefsini hep zuʿm-ı saḫīfinde arar
İstiḳāmetden ider kendi saḳīmin maʿdūd
Ḫōd-pesendi vü ḫōd-endīşe vü ḫōd-kāmıdır
İşte māhiyet-i maʿlūm-ı ḥayāt-ı ḥaydūd
Fırṣat el virmeyüp esbāb-ı tekemmül itmez
Yoḳsa hep pāye-i firʿavn-ı müheyyā-yı ṣuʿūd
Aṣlı bir nuṭfe iken ḫāliḳına ḫaṣm-ı mübīn
İnne'l-insāne li-rabbī le-kefūr u kenūd
Ḥarbi ḳānūn-ı ḳadīm ʿad ider erbāb-ı milel
Adam aldatmaġı meşruʿ bilir ḳavm-i yehūd
Her ḳabīle idiyor kendi ŝenāsıyla sürūr
Her ketībe ḳılıyor nuṣreti ḥaḳḳında vürūd
Kimisi beklemede ḳışda ḳıyāmetde ḥudūd
Kimi kāşāne-i zevḳinde leb ālā-yı ḫudūd
Felek oynar ṭopunı ṣoñra yuvarlar çuḳura
Her ḳafa bir emel ardınca olur pāfersūd
Herkes olmaḳda göñülden güyegi maḳṣadına
Zuʿm ider kendisini ḫalḳ-ı cihāndan maḳṣūd
Ḳalḳışır ḥükm-i ḳażā vü ḳaderi temyīze
Kendi reʾyince niçün olmamalı būd u nebūd
Ṭabʿ-ı ḫōd-kāmı virir çünki lehinde iʿlām
Niçün iʿlāmınıñ aḥkāmını görsün merdūd
Ḳalḳışır kendisi mażmūnını icrāya anıñ
Ḳuvveti var ise yumruḳ! Yoġ ise mekr ü ḥuḳūd
Āşikāra yapılır dürlü silāḥ-ı ḫūn-rīz
Yazılır gizlice ṭālmūt-ı tezāvīr-nümūd
Bulamam ḥayf ki tārīḫ-i ḳadīm-i beşerī
Ḫāke birlikde götürmüş utanup ʿād u ŝemūd
Elde ḳalmış dinilen köhne kitābı gördüm
Ki tevāriḫ u ḳavānīn-i ḫuṣūṣī-i yehūd
Ḥāşelillāh ki kelīme virile öyle kelām
Oluna ʿacz ile tavṣīf-i ḫüdāvend-i vedūd
Sāmirī fitnesini ʿazv idiyor Hārūna
Bir nebīye naṣıl isnād olunur cehl-i cühūd
Çoḳ zamān oldı ki tevrāt-ı tevārī itdi
Evvelā oldı muḥarref giderek hep mefḳūd
O ne tārīḫ-i ġarāʾib ki daha başda yazar
Cehl ile ḫilḳate açmaḳda iken bāb-ı küşūd
"Altı günde yaradup ʿālemi yorġūn düşdi
Ki yedinci güni raḥatça oturdı maʿbūd !"
ʿAcabā ḫāliḳi insān mı ḫayāl eylediler
Ki aña itdiler ʿazv-i taʿab-ı ʿacz-ālūd
Yevm-i sebti buña mebnī idi farż bilüp
Sünnet-i ḫālıḳı taḳlīden olurlar āsūd
"Küllü yevmin hüve fī şeʾnin"i tefŝīr eyler
Cümle ẕerrāt-ı vücūd u bütün āyāt-ı şühūd
Ne anıñ ẕātına mümkün görinür mess-i leġūb
Ne anıñ ḳudretine ʿārıż-ı olur vehn ü ḫumūd
Hafta eyyāmı degil sitte-i eyyāma meʾāl
Çekmemişdi bedr-i ḳudret henüz eyyāma ḥudūd
Ḳudret-i fāṭıra eyyām ile maḥdūd olmaz
Ẕāt-ı bārīsi degil çünkü zamanla maḥdūd
Müddet-i ḫilḳati iʿlām buyursa yedi Ḫudā
Raḳm-ı iflās idüp iʿdādi yutardı maʿdūd
Gerçi bir "ken" ile bir anda hezārān-ı ʿām
Yaradır! ḳudreti müstaġnī-i vaḳt-i memdūd
Sünnetullāh faḳaṭ ḥāfıẓ-ı tedrīc-i ḥakīm
Ṭoḳuz ayda ṭoġuyor baḳ anasından mevlüd
Diger aḥkāma gelince o da biṭ-ṭabiʿ ʿaḳīm
Şerʿ-i āḫirle Ḫudā eyledi tecdīd-i ʿuhūd
Elli ʿaṣr evvel olan şerʿ ile ḳābil mi ʿamel
Meŝelā olsa da tevrāt-ı ṣahīḥan mevcūd
Şerʿ-i Mūsī ile ʿāmil olan ehl-i dīnin
Bir mükāfāt idi neylūlet-i arż-ı mevʿūd
Ḳudemāya o mükāfāt idi bir müstaḳbel
Şimdiki ḳavme o māżīden olur mu bir sūd
Var ise gösteriñiz anda mevāʿīd-i beḳā
Ki mükāfāt olamaz dīnin arāżī vü nuḳūd
Mıṣrdan çıḳdıġıñız günleri yād eylerken
Ne o! Hergün yedigiñ ekmegi taḥḳīre ṣudūd
Neden īcāb idiyor niʿmete küfrān itmek
ʿAcabā ekmege gizlendi mi firʿavn u cünūd
Varṭa-i ḳahr u ġażabdan sizi taḫlīṣ idemez
Ne sürūd u ne dürūd u ne de ṣavm-ı Dāvūd
Çeşm-i hāmānı çıḳarmaḳ emeliyle taḳa taḳ
Ḳara bayrāmda budaḳ ḳaḳma mıdır resm-i ʿuyūd
Bu ne dīvānce-i evżāʿ, çocuḳça ḥarekāt
Bir ḳoçaḳlıya ile hāy ḳocamān ṭıfl-ı ʿanūd
Ṣandı hāmāni ʿacem şāhına ṣadr-ı aʿzām
Ḳıṣṣa istedi taṣnīʿ iden aʿmār u züyūd
Mıṣrdan ḳalma bir ism olduġını añlamadı
Ki virir vāsıṭa-i ẓulme o ʿünvān-ı yehūd
Şöyle bir sözde muʿarrādan işitdim ki diyor
-Naẓar-ı ʿaḳl-ı selīme göre emr-i meşhūd-:
" Bir kitābıñ ki ola cümle-i aḥkāmından
Laġv-ı ṭāʿāt-ı nisā, hill-i şarāb-ı maʿhūd
Diyemem ben o kitāba hele mişkāt-ı münīr
Diyemem ben aña bir vech ile şehrāh-ı suʿūd"

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey hurafelerle doymuş çağlar ve devirler! Beşikteki çocukları boş sözlerle oyaladın.

2. İnsanlığın zihinleri toplumun uğultusuyla uyur; kaynağı bilinmeyen bir şarkı ona ninni söyler.

3. Ey koca, yaşlı mavi gök, çocuğun nağmesiyle uyusun da büyüsün diye bunca zaman (beşiği) salladın.

4. Kucağında Zenciler yüz karasıyla ayağa kalktı; beşiğinde Hintliler vehimle oyuncaklar yaptı.

5. Kardeşlerinin yaptığı oyuncaklara imrenip uzak diyarların öteki kardeşleri de oyuna daldı.

6. (Onlara) iyice bir düşünce terbiyesi vermedin; her biri övülmeyecek bir yol tuttu.

7. Nice milyon haşere arasında, varlıkta az bulunan kutsal yaradılış cevheri seyrek olarak ortaya çıktı.

8. Faziletlerini yaradılışa aşıladılar; mutlu olan (buna) yetenekli oldu, bedbaht olanlar mutsuz kaldı.

9. Kavimler ve kişiler birbirini sevmemeyi pek sever; her biri kendini (Hakkın) sevgililerinden sanır (mısra tam açık değildir).

10. İnsanlar kardeş de olsa birbirini sevemez; birbirini çekemez, çünkü riyakâr ve hasettir.

11. (İnsan) izzetinefsini hep çürük iddiasında arar; kendi eğriliğini doğruluktan sayar.

12. Kendini beğenen, kendini düşünen, kendi çıkarını arayandır: işte haydut hayatın bilinen mahiyeti (mısra tam açık değildir).

13. Fırsat el vermez, olgunlaşmanın sebepleri tamamlanmaz; yoksa hepsi Firavun mertebesine çıkmaya hazırdır.

14. Aslı bir damla su iken yaratıcısına apaçık bir hasımdır; "Şüphesiz insan Rabbine karşı nankördür."

15. Milletlerin ileri gelenleri savaşı eski bir kanun sayar; Yahudi kavmi insan aldatmayı meşru bilir.

16. Her kabile kendi övgüsüyle sevinir; her alay zaferin kendi lehine geleceğini sanır.

17. Kimisi kışın kıyamette sınırlarda bekler; kimi zevk köşkünde yanak yanağadır.

18. Felek top oynar, sonra (topu) çukura yuvarlar; her kafa bir emelin ardından ayak altında aşınır.

19. Herkes maksadına gönülden güvey olur; kendini dünya halkının yaratılış amacı sanır.

20. Kaza ve kader hükmünü düzeltmeye kalkışır: Olmak ve olmamak niçin kendi reyine göre olmasın?

21. Bencil tabiatı kendi lehine hüküm verdiği için, hükmünün gereklerini niçin reddedilmiş görsün?

22. O hükmün içeriğini kendisi uygulamaya kalkışır: gücü varsa yumruk! Yoksa hile ve kin.

23. Açıkça türlü kan döken silahlar yapılır; gizlice sahtekârlık gösteren bir Talmud yazılır.

24. Yazık ki insanlığın eski tarihini bulamam; Âd ve Semûd utanıp onu kendileriyle toprağa götürmüş.

25. Elde kaldığı söylenen eski kitabı gördüm: Yahudilerin tarihleri ve özel kanunları.

26. Hâşâ ki Kelîm'e (Musa'ya) öyle söz verilsin, sevgi dolu Allah acizlikle vasfedilsin.

27. (O kitap) Sâmirî'nin fitnesini Harun'a yüklüyor; bir peygambere Yahudilerin cehaleti nasıl isnat edilir?

28. Tevrat gizleneli çok zaman oldu; önce tahrif edildi, giderek büsbütün kayboldu.

29. Ne garip bir tarih ki, cehaletle yaratılışa kapı açarken daha başta şunu yazar:

30. "(Allah) âlemi altı günde yaratıp yorgun düştü de yedinci gün mabut rahatça oturdu!"

31. Acaba yaratıcıyı insan mı hayal ettiler ki ona acizlikle karışık bir yorgunluk isnat ettiler?

32. Cumartesi gününü buna dayanarak farz bildiler; yaratıcının sünnetini taklit ederek dinlenirler.

33. Varlığın bütün zerreleri ve görülen bütün ayetler "O her an bir iştedir" sözünü tefsir eder.

34. Ne onun zatına yorgunluk dokunması mümkün görünür, ne de kudretine bir zayıflık ve gevşeklik arız olur.

35. "Altı gün" sözünün anlamı haftanın günleri değildir; kudretin dolunayı henüz günlere sınır çekmemişti.

36. Yaratıcının kudreti günlerle sınırlı olmaz, çünkü yaratıcının zatı zamanla sınırlı değildir.

37. Allah yaratılışın süresini bildirseydi, sayılar iflas eder, sayılan kendi sayısını yutardı (beyit tam açık değildir).

38. Gerçi bir "Ol!" ile bir anda binlerce âlem yaratır; kudreti uzun zamana muhtaç değildir.

39. Fakat Allah'ın kanunu hikmetli bir tedricin koruyucusudur; bak, doğan çocuk anasından dokuz ayda doğar.

40. Öteki hükümlere gelince, onlar da tabii olarak kısırdır; Allah son şeriatla ahitleri yeniledi.

41. Diyelim ki sahih bir Tevrat mevcut olsa, elli asır önceki bir şeriatla amel edilebilir mi?

42. Musa'nın şeriatıyla amel eden din ehli için vaat edilen topraklara kavuşmak bir mükâfattı.

43. O mükâfat eskiler için bir gelecekti; o geçmişten bugünkü kavme bir fayda olur mu?

44. Varsa, orada ebedî hayatın vaatlerini gösterin; çünkü dinin mükâfatı topraklar ve paralar olamaz.

45. Mısır'dan çıktığınız günleri anarken, ne o! Her gün yediğiniz ekmeği hor görmeye yöneldiniz.

46. Nimete nankörlük etmeyi ne gerektiriyor? Acaba ekmeğin içine Firavun ve askerleri mi gizlendi?

47. Sizi kahır ve gazap uçurumundan ne şarkı, ne salavat, ne de Davut orucu kurtarabilir.

48. Hâmân'ın gözünü çıkarmak arzusuyla tak tak, "kara bayram"da budak çakmak mıdır bayramların âdeti? (beyit tam açık değildir)

49. Bu ne divanece tavırlar, çocukça hareketler; bir çıngırakla "hay" diye bağıran koca inatçı çocuk (mısra tam açık değildir).

50. Hâmân'ı Acem şahına sadrazam sandı; kıssayı uyduran, yıllar ve eklemeler istedi.

51. (Bunun) Mısır'dan kalma bir isim olduğunu anlamadı; Yahudiler o unvanı zulmün aracına verir.

52. Maarrî'den bir sözde işittim ki diyor, selim aklın bakışına göre görülen bir iştir:

53. "Bir kitap ki hükümlerinin arasında kadınların ibadetlerinin geçersiz sayılması ve bilinen şarabın helalliği bulunsun,

54. ben o kitaba hele aydınlık bir kandil diyemem; ona hiçbir bakımdan mutluluk caddesi diyemem."

Edebî ve Tarihî Yorum

Tevrat'ın gizlenişi anlamına gelen "Tevârî-i Tevrât" başlığı, uzun kasidenin hedefini baştan söyler: divanda Yahudiliğe ve Tevrat'a yöneltilmiş bir polemik. Yine de kasidenin ilk yarısı geniş bir insanlık eleştirisidir: çağlar hurafelerle doymuştur, insan zihni bir ninniyle uyutulmuştur, kavimler birbirini sevmemeyi sever, insan kendi eğriliğini doğruluk sanır ve fırsat bulsa herkes Firavun olmaya hazırdır. On dördüncü beyitteki Âdiyât suresinin "Şüphesiz insan Rabbine karşı nankördür" (100/6) ayeti bu kısmın özetidir.

Tahrif tartışması

Yirmi beşinci beyitten itibaren hedef Tevrat'a döner. Şair, İslam kelâmının "tahrif" görüşünü, yani elde bulunan metnin değiştirildiği düşüncesini savunur ve örnekler verir: Tevrat'ta altın buzağı olayının Hz. Harun'a yüklenmesi Kur'an'da Sâmirî'ye bağlanan anlatıyla çelişir; Allah'ın altı günde yaratıp yedinci gün dinlendiği anlatısı ise Kâf suresindeki "Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı" (50/38) ayetine aykırı görülür. Otuz beşinci ve otuz dokuzuncu beyitler arasında şair "altı gün"ü takvim günleri olarak değil, sınırları henüz çizilmemiş evreler olarak yorumlar ve Allah'ın kanununu dokuz ayda doğan çocuk örneğiyle "hikmetli bir tedric" olarak açıklar. Bu kısım kelâmi bir tartışmadır ve dönemin dinler arası polemik literatürünün bilinen konularını tekrarlar.

Önyargının dili

Kasidenin bazı beyitleri ise tartışmayı aşar ve bir topluluğu toptan suçlayan önyargılara dayanır. On beşinci beyitte Yahudilere toptan ahlaki bir suçlama yönelten söz ve yirmi üçüncü beyitte Talmud'u sahtecilikle itham eden ifade, Avrupa'da ve Osmanlı'da dolaşan, tarihî ve dinî bakımdan dayanaksız antisemitik iddialardır; şiirin metni burada tarihî bir belge olarak çevrilmiştir ve bu iddiaları doğrulamaz. Kırk beşinci ile elli birinci beyitler, Çıkış kitabındaki man ekmeğine dair şikâyet anlatısını ve Purim bayramındaki Hâmân'ın adını susturmak için yapılan gürültü geleneğini alaya alır; müstensihin Ester hakkındaki notu bu bölüme aittir. Son üç beyit Ebu'l-Alâ el-Maarrî'den bir söz aktarır. Kaside bu sayfada, son dönem Osmanlı'da bir Müslüman âliminin dinler hakkındaki polemik dilini belgelemek için yer alır; kelâmi tartışma ile önyargı aynı metinde yan yana durur ve önyargılı ithamların hiçbiri bir olguya dayanmaz. Tezde kesin okunamayan birkaç kelime çeviride ayrıca işaretlenmiştir.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 71-75 (şiir no. 225; yazma vr. 64a-64b-65a-65b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar