Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün mefāʿīlün

Naṣıl maʿbūd olur şems ü ḳamer, encüm ki āfildir
Benim Rabbim ne āfildir ne zāʾildir ne ġāfildir
Nücūmı, āteşi biẕẕāt ḫulḳ-ı ẓan iden maḫlūḳ
ʿUlüv-i fikre mālik olmayan ṣınf-ı esāfildir
Bu esfellerden esfeldir ki dir cehlen "ene'l-aʿlā"
Gerek firʿavn-ı mıṣrīdir gerek nemrūd-ı bābildir
Ne aġreb ki peder: heykeltrāş-ı ḳavm olan āzer
Meʿābidde muḳīm-i ṣaff u ʿubbād-ı heyākildir
Benim ʿaḳlım şehādet eyler: Allāh Rabb-i vāḥiddir
Vücūd u ḳudret ü ʿilminde ferd-i bī-mümāsildir

Günümüz Türkçesiyle

1. Batan güneş, ay ve yıldızlar nasıl mabut olur? Benim Rabbim ne batar, ne yok olur, ne de gafildir.

2. Yıldızları ve ateşi kendiliğinden yaratıcı sanan yaratık, yüce düşünceye sahip olmayan alçaklar sınıfındandır.

3. Bu alçakların en alçağı, cehaletle "Ben en yüceyim" diyendir; ister Mısır firavunu olsun, ister Babil Nemrut'u.

4. Ne tuhaf ki kavmin heykeltıraşı olan babası Âzer, mabetlerde putlara tapanların safında oturmaktadır.

5. Aklım şahitlik eder: Allah tek Rab'dir; varlığında, kudretinde ve ilminde benzersiz tektir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Kur'an'daki Hz. İbrahim kıssası, "Usûl-i İbrâhîmiyye yâhud Hanîfiyyet", yani İbrahim'in yolu ya da hanîflik başlıklı beş beyitte konuşanın ağzından yeniden kurulur. İlk beyit En'âm suresinde İbrahim'in yıldızı, ayı ve güneşi görüp her biri battığında "Ben batanları sevmem" dediği sahneye (6/76-79) dayanır: batan bir şey mabut olamaz. "Âfil", batan kelimesi, gazelin kafiyesinde "zâil" ve "gâfil" ile birleşerek Allah'ı bütün değişmelerden münezzeh gösterir.

Üçüncü beyit iki "Ben en yüceyim" diyeni yan yana koyar: Nâziât suresinde bu sözü söyleyen Firavun (79/24) ve geleneğin İbrahim'i ateşe attıran hükümdar olarak andığı Nemrut. Dördüncü beyit, Kur'an'da İbrahim'in babası olarak adı geçen Âzer'i, kavminin heykeltıraşı olarak anar ve onun putların önündeki yerini tuhaf bulur. Son beyit, İbrahim'in yolunu aklın tanıklığına bağlar: tevhit bir akıl hükmüdür. "Hanîflik", Kur'an'da İbrahim'in dini için kullanılan, şirkten uzak saf tevhit anlamındaki addır; divanda hemen ardından gelen uzun şiir, bu ortak kökün Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam'ı nasıl birleştirmesi gerektiğini tartışır.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 68 (şiir no. 222; yazma vr. 62b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar