Özgün Metin
Vezin: Mefʿūlü fāʿilātü mefāʿīlü fāʿilün
Yatmış firāş nāzına bir tāze ḳız gibi
Mestāne çeşmi nīm-i küşād ḫumār-ı ḫvāb
Almış anı ḳucaġına kühsār-ı sebz-pūş
Yüz sürmede ayaġına ṣaḥrā-yı pür ḫiḍāb
Şelāleler ḳulaġına söyler terāneler
Yelpāze ṣallar üstüne her dem perī-i āb
Taḳdīm ider revāyiḥin ezhār, pāyına
Şemm eyledikçe zülfün alır bād-ı pīçtāb
Gül-būy-ı cāme-ḫvāb-ı bahārın ṭavāf ider
Bülbül oḳur devāmına daʿvāt-ı müstecāb
"Ṭūbā lehüm ve ṣan-ı meʾāb" āyetin yazar
Ẓıll-ı dıraḫt u sebz-i çemen, gülşen-i şebāb
Atmış ridā-yı pākını saḥrā-yı sebzine
Ruḫsār-ı āfitābı öpüp raḳṣ iden seḥāb
Sermiş feżā-yı feyżine seccādeler yeşīl
Olmuş cenāb-ı ḫıżra meger cāy-ı intiḫāb
Her dem bahār, çehresi olmaz ḫazān-nümā
Virmez temūz o veche ḫużāret-meʾāba tāb
Ḫoş bir zemīn ki muttaṣıl-ı ilhām iner
Ḥüsn-i beyāna ḳor anı envār-ı āfitāb
Manẓūr olur meʾāl-i refīḳi ṭabīʿatıñ
Oḳşar nigāh-ı diḳḳati mażmūn-ı müsteṭāb
Yoḳdur mecāl, bikr-i ḫayāliñ firārına
Āġūş-ı ṭabʿ-ı şāʿire eşʿār ider şitāb
Cūlar ṣafā-yı ṭabʿıma cūyā-yı intisāb
Şellāle feyż-i kilkime timŝāl-i inṣibāb
Bir şehr-i şāʿirāne ki ʿaşḳ āşiyānedir
Çekmiş liḳāsı üzre yeşīl nūrdan niḳāb
Pür-şiʿr olan ḫilāl-i ẓılālında ʿaşḳ uyur
Her ihtizāz bergine dil eyler inciẕāb
Bir ṭatlı ses virir derelerden revān olur
Bülbülleriñ ṣadāsını nūş eyledikçe āb
Siz sevdigim ṣabāḥ u mesā hep güzelsiñiz
Her şām ider bu levḥa güzellikden insilāb
Binlerce böyle manẓar-ı cennet-nümā diger
Düşdükçe nūr vechiñize ẓıll-ı müşk-nāb
Sizden tehī münāẓara göz açmadım henüz
Ḫoşdur ḥużūruñuz naẓarımda ʿani'l-ġıyāb
Günümüz Türkçesiyle
1. Nazın yatağına uzanmış taze bir kız gibi; sarhoş gözü yarı açık, uyku mahmurluğu (mısrada bir kelime eksiktir).
2. Yeşiller giyinmiş dağlar onu kucağına almış; kınaya boyanmış ova ayağına yüz sürmekte.
3. Şelaleler kulağına nağmeler söyler; su perisi durmadan üstüne yelpaze sallar.
4. Çiçekler kokularını ayağına sunar; kıvrılan rüzgâr koklayıp durdukça zülfünü alır.
5. Gül kokusu baharının yatak odasını tavaf eder; bülbül onun devamı için kabul olunmuş dualar okur.
6. Ağacın gölgesi, çimenin yeşili, gençliğin gül bahçesi "Onlara ne mutlu, dönüş yerleri de ne güzel" ayetini yazar.
7. Güneşin yanağını öpüp dans eden bulut, temiz örtüsünü onun yeşil ovasına atmış.
8. Feyiz dolu boşluğuna yeşil seccadeler sermiş; meğer Hızır Hazretlerinin seçtiği yer olmuş.
9. Her daim bahardır, yüzü güz göstermez; temmuz, sonu yeşillik olan o yüze sıcağını vermez.
10. Hoş bir yer ki üstüne durmadan ilham iner; güneşin nurları onu güzel bir anlatıma koyar.
11. Tabiatın arkadaşının anlamı görünür olur; dikkatli bakışı hoş bir mazmun okşar.
12. Hayal bakiresinin kaçmasına imkân yoktur; şiirler şairin tabiatının kucağına koşar.
13. Dereler tabiatımın safasına bağlanmak ister; şelale, akışında kalemimin feyzine benzer.
14. Aşkın yuvası olan şairane bir şehir; yüzüne yeşil nurdan bir peçe çekmiş.
15. Şiirle dolu gölgeleri arasında aşk uyur; yaprağının her titreyişine gönül çekilir.
16. Su, bülbüllerin sesini içtikçe derelerden akıp tatlı bir ses verir.
17. Ey sevdiğim, sabah akşam hep güzelsiniz; her akşam bu tablo güzelliğinden soyulur.
18. Yüzünüze misk gibi saf bir gölge düştükçe, binlerce başka böyle cennet gibi manzara (beyit tam açık değildir).
19. Sizden yoksun bir manzaraya henüz göz açmadım; huzurunuz, uzakta olsanız da gözümde hoştur.
Edebî ve Tarihî Yorum
"Kara Firye", Osmanlı kaynaklarında Karaferye diye geçen, bugün Yunanistan'da Veria (Veroia) adıyla bilinen Makedonya kasabasıdır. Selanik vilayetine bağlı bu kasaba bol suları, bahçeleri ve yeşil yamaçlarıyla tanınırdı. Tok Yıldız'ın aktardığı Ali Canip Yöntem hatırasına göre Cûdî bir dönem Selanik İdadisi'nde öğretmenlik yapmıştır; divanda 1904 tarihli Vardar ovası tren notunun da bulunması, şairin bu yıllarda Makedonya'da olduğunu doğrular. Ama şiirde kasabaya ne zaman ve hangi vesileyle gidildiği söylenmez.
Kaside, kasabayı nazın yatağına uzanmış, gözü yarı açık genç bir kız olarak kişileştirir ve bu benzetmeyi beyit beyit genişletir: yeşil dağlar onu kucağına almış, kınalı ova ayağına yüz sürer, şelaleler kulağına şarkı söyler, su perisi ona yelpaze sallar. Altıncı beyit Ra'd suresindeki "Onlara ne mutlu, dönüş yerleri de ne güzel" (13/29) ayetini cennet benzetmesi için kullanır; sekizinci beyit yeşil seccadeleriyle bu yeri, yeşilliğin ve bereketin simgesi Hızır'ın seçtiği yer olarak görür.
Kasidenin ikinci yarısı şiirin kendisine döner: bu yerde ilham durmadan iner, hayal bakiresi kaçamaz, dereler şairin tabiatına, şelale kaleminin feyzine benzer. Son beyitlerde ise bir "siz"e, sevilen birine seslenilir; bu muhatabın kasabanın kendisi mi yoksa orada bulunan biri mi olduğu açık değildir. Tezin dipnotu ilk beyitte bir kelimenin eksik olduğunu belirtir; on sekizinci beytin anlamı ise çeviride bir yaklaşım olarak verilmiştir.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 69-71 (şiir no. 224; yazma vr. 63a-63b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
- Havva Tok Yıldız, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [1b-43a], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 6 (Cûdî'nin Selanik İdadisi'ndeki öğretmenliği). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116853.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






