Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün mefāʿilün mefāʿilün mefāʿilün
Ḫudānıñ añlamaz yehūd, ẕātını ṣıfātını
Hemān mırıldanır ḫurāfe-i tevāriyātını
Kitābıñız degil münevvirü'l-ʿuḳūl bir kitāb
İçinde çünki münderic ḥelāldir diyü şarāb
Ḫudāya nān u ḫamr ile taḳarrüb itmeñiz ġarīb
Dumānla Rabb-i ʿālemīni beslemek de pek ʿacīb
Kelīm sāyesinde buldıñız ḫalāṣ-ı ġarḳdan
Faḳaṭ ḫalāṣa çare yoḳ suyūf-ı ḳahr-ı berḳden
Şu ḥādiŝāt-ı dehre ʿaṭf iden ṣaḥīḥ bir naẓar
Kemān ider ki müşkilāta çāre-sāz olur ḥaẕer
Olur mı hiç oḳuma - kim ider taʿabbüd-i ṣalīb -
Ẓalām-ı vehmden ḫalāṣ ile hüdā-yı ḥaḳ naṣīb
Mecūsıñ eskidir ḍelāleti ḍelāl-i rāsiḫa
Ṭapar nücūm u āteşe ṣapar reh-i tenāsüḫe
Bidāyetinde düşdi tā Yahūd yine ḥayrete
Belā-yı mefsedetle ṣoñra da çeh-i meẕellete
Ḥanīfe yaʿni müslimīn olup dūçār-ı tefriḳa
Hezār-ı fikre mesken oldı Asiyā vü Afriḳā
Dü ḳısmdır benī beşer görünse de ṣunūfı çoḳ
Ya ʿaḳlı var da dīni yoḳ ya dīni var da ʿaḳlı yoḳ
Ḫayır! Unutma bir de var o çancı rehrev-i bevār
Ne dīni var ne ʿaḳlı var miŝāl-i ʿicl-i ẕī-ḫvār
Günümüz Türkçesiyle
1. Yahudi, Allah'ın zatını ve sıfatlarını anlamaz; hemen tarihlerinin hurafelerini mırıldanır.
2. (Yahudilere:) Kitabınız akılları aydınlatan bir kitap değildir, çünkü içinde şarabın helal olduğu yazılıdır.
3. Allah'a ekmek ve şarapla yaklaşmanız tuhaftır; Âlemlerin Rabbini dumanla beslemek de pek acayiptir.
4. Kelîm (Musa) sayesinde boğulmaktan kurtuldunuz; fakat kahır şimşeğinin kılıçlarından kurtuluşa çare yoktur.
5. Zamanın şu olaylarına çevrilen sahih bir bakış, sakınmanın güçlüklere çare olduğunu sanır.
6. (Hristiyanlara:) Haça tapan Hristiyanlara vehim karanlığından kurtulmak ve hak yola erişmek hiç nasip olur mu?
7. (Mecusilere:) Mecusinin sapkınlığı eskidir, köklü bir sapkınlık; yıldızlara ve ateşe tapar, tenasüh yoluna sapar.
8. (Yine Yahudilere:) Yahudi daha başlangıçta hayrete düştü; sonra da fesat belasıyla zillet kuyusuna.
9. (Müslümanlara:) Hanîfler, yani Müslümanlar, ayrılığa uğrayıp Asya ve Afrika bin türlü düşünceye yurt oldu.
10. Âdemoğulları iki kısımdır, sınıfları çok görünse de: ya aklı var da dini yok, ya dini var da aklı yok.
11. Hayır! Bir de şunu unutma: helak yolunun o çan çalan yolcusu; ne dini var ne aklı, böğüren buzağının benzeri.
Edebî ve Tarihî Yorum
Divanda üç parçalık bir zincirin son halkası "Terceme" başlığını taşır. Önce Ebu'l-Alâ el-Maarrî'nin Yahudilere ve dönemin askerlerine taş atan Arapça bir şiiri gelir; onun son beyti bilinen bir hükümdür: "Yeryüzünün ehli ikidir: biri akıllıdır ama dini yoktur, öbürü dindardır ama aklı yoktur." Ardından Cûdî, Maarrî'nin bu ikili ayrımına Arapça bir beyit ekler: "Hayır, onlara bir üçüncüsünü de katarız: onlarda ne din vardır, akılları da illetlidir." Son olarak bütünü Türkçeye "meâlen", anlamını alarak çevirir.
Tercüme, Maarrî'nin şiirinin şüpheci ve kavgacı tonunu korur ve her beyti bir topluluğa yöneltir: Yahudilere, Hristiyanlara, Mecusilere ve sonunda Müslümanlara. Bu hitaplar yazmada mısraların başına etiket olarak yazılmıştır. Yahudiler, Hristiyanlar ve Mecusiler hakkındaki yargılar dönemin polemik dilinin sert kalıplarını taşır; bu topluluklar hakkında bilgi vermez, önyargı aktarır. Müslümanlar da eleştiriden kurtulmaz, çünkü onlar da ayrılığa düşmüş ve Asya ile Afrika'yı bin türlü görüşün yurdu yapmıştır.
Onuncu beyit Maarrî'nin ünlü hükmünün Türkçe karşılığıdır ve divanın en çok alıntılanmaya elverişli mısralarından biridir: "Ya aklı var da dini yok, ya dini var da aklı yok." On birinci beyit Cûdî'nin eklediği üçüncü sınıfın çevirisidir: ne dini ne aklı olan, "böğüren buzağı" gibi helak yolunun yolcusu. Bu benzetme, A'râf ve Tâhâ surelerinde anlatılan altın buzağı kıssasını hatırlatır. Önceki sayfalardaki Maarrî naziresi de hesaba katılırsa, Cûdî'nin bu şüpheci Arap şairini yakından okuduğu ve onunla tartışmaktan geri durmadığı anlaşılır.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 76-77 (şiir no. 228; yazma vr. 65b-66a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






