Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Evet ḥaḳīḳat-ı dīniyye, vaḥy-i evvel-i ḥaḳ
Budur ki münṭabiʿ-i ṭabʿ u ʿaḳl-ı kāmildir
Muḥammedī vü Yehūdī vü ʿīsevī cümle
Bu aṣla tābiʿ iken iḫtilāfa māʾildir
Bu aṣla vāḳıf olan ehl-i ḥaḳḳa: islāma
Bigayr-i ḥaḳḳın iki ṭāʿife-i mücādildir
Taʿaddüd eyleyemez birdir aṣl-ı millet ü dīn
Muvaḥḥidīn buña āgāh, ġayrı cāhildir
Esās, vaḥdet-i maʿbūd, refʿ-i şirket iken
Yeḫūd küfre, naṣārā şerīke ḳāʾildir
ʿUmūm-ı ehl-i kitāba ṣalā ider ḳurʾān:
"Geliñ şu bir kelime beynimizde şāmildir"
Ḫudāya ḥaṣr-ı ʿibādetle iḥtirāz idelim
Biribirimizi rabb ittiḫāzı bāṭıldır
Faḳaṭ ḥaḳīḳati kim diñler kim añlar
Beşer ki rāh u reviş bilmeyen ḳavāfildir
Bu üç mücādeli ṣulḥ itmege ḳıyām itdi
Nice dihāt ṣanup bu maḥāli ḳābildi
Evet maḥāldir, edyān bugün menāfiʿdir
Riyā, riyāset o nefʿi fedāya ḥāʾildir
Çi sūd ḥaḳ u ḥaḳīḳatden ehl-i edyāna
Arar mı ḥaḳḳı ki buṭlāda nefʿ ḥāṣıldır
Günümüz Türkçesiyle
1. Evet, dinî hakikat, Hakkın ilk vahyi şudur: o, tabiata ve kâmil akla nakşedilmiştir.
2. Muhammedî, Yahudi ve İsevî hepsi bu asla tabi oldukları hâlde ayrılığa meyleder.
3. Bu aslı bilen hak ehline, yani İslam'a karşı, iki taife haksız yere mücadele eder.
4. Milletin ve dinin aslı çoğalamaz, birdir; tevhit ehli bunu bilir, ötekiler cahildir.
5. Temel, mabudun birliği ve ortaklığın kaldırılması iken, Yahudiler küfre, Hristiyanlar (Allah'a) ortağa kail olur.
6. Kur'an bütün Ehl-i Kitab'a çağrıda bulunur: "Gelin, aramızda ortak olan şu söze!"
7. "Kulluğu Allah'a hasredip (şirkten) sakınalım; birbirimizi rab edinmek batıldır."
8. Fakat hakikati kim dinler, kim anlar? İnsanlar yolu yordamı bilmeyen kervanlardır.
9. Bu üç tartışanı barıştırmaya kalkanlar oldu; nice zeki kişi bu imkânsızı mümkün sandı (beyit tam açık değildir).
10. Evet, imkânsızdır; dinler bugün çıkar olmuştur; riya ve başa geçme hırsı, o çıkarı feda etmeye engeldir.
11. Hak ve hakikatin din ehline ne faydası var? Batılda kazanç varken hakkı arar mı?
Edebî ve Tarihî Yorum
"Usûl-i İbrâhîmiyye" şiirinin devamı olan on bir beyit, İbrahim'in tevhit yolundan dinler arası ilişkiye dair bir sonuç çıkarır. İlk beyitler İslam düşüncesindeki "fıtrat" kavramına dayanır: dinin özü tabiata ve kâmil akla nakşedilmiştir; Muhammedîler, Yahudiler ve Hristiyanlar aynı köke bağlı oldukları hâlde ayrılığa düşer. Şair bu kökü tek sayar ve beşinci beyitte Yahudilik ile Hristiyanlığı geleneksel kelâm diliyle eleştirir.
Altıncı ve yedinci beyitler, Âl-i İmrân suresinde Ehl-i Kitab'a yöneltilen "Gelin, sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve birbirimizi Allah'tan başka rabler edinmeyelim" (3/64) çağrısını neredeyse kelimesi kelimesine Türkçeye aktarır. Şiirin son bölümü ise karamsardır: bu üç dini barıştırmaya kalkanlar olmuş, ama şaire göre bu imkânsızdır, çünkü dinler artık çıkar hâline gelmiştir ve riya ile başa geçme hırsı bu çıkarı feda etmeye izin vermez. Son beyitteki Farsça "Çi sûd", ne fayda, sorusu, hakikati değil kazancı arayan din ehline yöneltilir. Şiir, ortak bir kökü kabul eden ama tarihî dinlerin bu köke dönmesinden umudunu kesmiş bir düşünceyi yansıtır. Dokuzuncu beytin söz dizimi açık olmadığından çevirisi bir tahmin olarak okunmalıdır.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 68-69 (şiir no. 223; yazma vr. 62b-63a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






