Özgün Metin

Vezin: Feʿilātün feʿilātün feʿilātün feʿilün

Gül-i ruḫsārın öpen sünbülüñ āġūşunda
Parlar elmāslar āvīze-i mengūşunda
Çifte kevkeb gibidir nāḥiye-i düşünde
Müncelī ṣubḥ-ı ezel ṭarf-ı bināgūşunda
Muḫtefī şām-ı ebed zülf-i siyeh-pūşende
Yoḳdı ol cāzibe leylāda zelīḫāda bile
Laʿl-i şīrīnde gül-i ʿārıż-ı ʿaẕrāda bile
O ṣafāyı göremem cām-ı muṣaffāda bile
Yoḳ o ḫāṣiyyet-i dem nuṭḳ-ı mesīḥāda bile
Ki var ol rūḥ-ı revānıñ leb-i ḫamūşunda
Levḥa-i ḥüsnini devr eyleyen envār-ı siyāh
Ṣanki eṭrāf-ı ruḫunda ṭolaşan āh ile vāh
Zülf-i müşkīnini ṣarḳıtmış iki yandan āh
Ṭavḳ-ı gīsūda görüp gerdanını reşk ile māh
Ḥalḳa bend ġam olur hāleniñ āġūşunda
Rām olur mı ġama maḥrūm-ı merām olsa daḫı
Behre-i ẕāʾiḳası telḫī-i kām olsa daḫı
Ṭatlı söyler üdebā ḳaṣdı melām olsa daḫı
Ehl-i dil sīne tehī-i mey-i kām olsa daḫı
Neşʾe-i feyż-i ṣafā var dil-i pür cūşunda
Cūdiyā ādeme cennet daḫı olsa meʾvā
İster elbette yanında ola bir de ḥavvā
Ẕevḳ-i ṣoḥbetdir iden neşʾe-i ḳalbi iḥyā
Yārsız nūş idilen cām-ı cemiñ Nāʾiliyā
Ne ṭolusunda ṣafā var u ne de boşunda

Günümüz Türkçesiyle

1. Yanağının gülünü öpen sümbülün (saçın) kucağında, küpesinin sarkıtmasında elmaslar parlar; omzunun yanında çifte yıldız gibidir. Kulak memesinin kenarında ezel sabahı görünür; siyah giyinmiş zülfünde ebed akşamı gizlidir.

2. O çekicilik Leylâ'da, hatta Züleyha'da yoktu; Şirin'in lal dudağında, hatta Azra'nın yanağının gülünde bile; o safayı en saf kadehte bile göremem. Nefesin o özelliği Mesih'in sözünde bile yoktur ki o akıp giden canın (sevgilinin) susan dudağında vardır.

3. Güzelliğinin levhasını kuşatan kara nurlar, sanki yanağının çevresinde dolaşan "âh" ve "vah"lardır; misk kokulu zülfünü iki yandan sarkıtmış, eyvah! Ay, saç tasmasında onun gerdanını görüp kıskançlıktan hâlenin kucağında halka halka gama bağlanır.

4. Gönül ehli muradından mahrum kalsa da gama boyun eğer mi? Tadının payı damak acılığı olsa da; ediplerin niyeti kınamak olsa da tatlı söyler. Gönül ehli, gönlünün dileğinin şarabından göğsü boş kalsa da, coşkun gönlünde feyiz ve safa neşesi vardır.

5. Ey Cûdî, cennet de Âdem'e yurt olsa, elbette yanında bir de Havva olmasını ister; kalbin neşesini dirilten sohbet zevkidir. Ey Nâilî, sevgilisiz içilen Cem kadehinin ne dolusunda safa vardır ne de boşunda.

Edebî ve Tarihî Yorum

Tahmis, bir başka şairin gazelinin her beytinin önüne üç mısra ekleyerek beşer mısralık bentler kuran bir nazire biçimidir. Cûdî burada "Nâilî-i Cedîd", yeni Nâilî diye anılan şairin bir gazelini tahmis eder; bu lakap, on yedinci yüzyılın ünlü şairi Nâilî'den (Nâilî-i Kadîm) ayırt etmek için sonraki dönemde aynı mahlası kullanan bir şaire verilmişti. Her bendin son iki mısraı Nâilî'nin, ilk üç mısraı Cûdî'nindir; Cûdî'nin mısraları Nâilî'nin beytini hazırlayan bir giriş gibi kurulur.

İlk üç bent sevgilinin güzelliğini süsler arasından anlatır: küpedeki elmaslar omuz başında çifte yıldızdır, kulak memesinde ezel sabahı, siyah zülüfte ebed akşamı vardır. İkinci bent Leylâ, Züleyha, Şirin ve Azra'yı sıralayarak sevgiliyi bütün aşk hikâyelerinin kahramanlarından üstün tutar ve Hz. İsa'nın dirilten nefesini bile onun susan dudağının yanında eksik bulur. Dördüncü bent tonu değiştirir ve gönül ehlinin muradından mahrum kalsa da gama boyun eğmediğini söyler. Son bent, Cûdî'nin kendi mahlasıyla Nâilî'nin maktaını yan yana getirir: cennette bile Âdem'in bir Havva istemesi gibi, sevgilisiz içilen Cem kadehinin ne dolusunda ne boşunda safa vardır.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 81-82 (şiir no. 230; yazma vr. 67b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar