Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün feʿūlün

Gezer āfāḳda bir ebr-i giryān
Güneş ḳorḳar libās-ı māteminden
Arar gökde, arar yerde o berşi
Bulunmaz sevdigi aġlar ġamından
Ricā eyler bulutlar cūy-bāra:
"Ṭolaş bir kerre baḳ var mı o berşi ?
Bu vādīden ṣadef eylerseñ eyle
Gelir bizden o maṣraflar pey-ā-pey"
İder teşmīr-i sāḳenhār-ı pür çūş
Ḳoşar baḥre, ṣapar gāhīce berre
Baş urdıḳça biḥārepürsiş eyler
Görür pürsişdedir ḫūrşīd ü zerre
Ṣorar enhāra deryā: Aṣlıñız kim
Dir anlar: "Bizleri ebritdi tevlīd
O da sizden tevellüd eylemişdir
Ḥarāretle sizi öpdükçe ḫūrşīd"
Hemān enhārı deryālar ḳucaḳlar
Temās eyler acı, ṭatlı dudaḳlar
Virir maḥṣūlünü ammā hevāya
Egerçi ẓāhiren ḳoynunda saḳlar
Teceddüdler, teʿayyünler fürūzān
Ṭurur gördükleriñ cümle girīzān
Olur peyveste deryā evc-peymā
Döner tekrar olur deryāya rīzān
Vardar ovasından geçiyorum vaḳit: ṣabaḥ saʿat 11.

Günümüz Türkçesiyle

1. Ufuklarda ağlayan bir bulut gezer; güneş onun yas giysisinden korkar; gökte arar, yerde arar o (aradığını); sevdiğini bulamaz, gamından ağlar.

2. Bulutlar dereye yalvarır: "Bir kez dolaş, bak, o (aradığımız) var mı? Bu vadiden sedef yapacaksan yap; o masraflar ardı ardına bizden gelir."

3. Coşkun dere paçalarını sıvar; denize koşar, bazen karaya sapar; başını vurdukça denizlere sorar; görür ki güneş ve zerre de soruşturmadadır.

4. Deniz nehirlere sorar: "Aslınız kim?" Onlar der: "Bizi bulut doğurdu; o da sizden doğmuştu, güneş sizi sıcaklıkla öptükçe."

5. Hemen denizler nehirleri kucaklar; acı ve tatlı dudaklar birbirine değer; ama deniz, görünüşte koynunda saklasa da, mahsulünü havaya verir.

6. Yenilenmeler, belirlenişler parlar; gördüklerinin hepsi kaçıcıdır; deniz göğe yükselip ona ulaşır; yine döner, denize dökülür.

Edebî ve Tarihî Yorum

Suyun döngüsü, "Seyyâh-ı bî-vukûf", yani bilgisiz gezgin başlıklı altı dörtlükte bir arayış masalına dönüşür. Bulut ağlayarak ufukları dolaşır, sevdiğini arar; dereden yardım ister, dere denize koşar; deniz nehirlere aslını sorar ve öğrenir ki nehirleri bulut doğurmuştur, bulutu da güneşin öptüğü deniz. Böylece arayan ile aranan aynı suyun farklı hâlleri çıkar. Başlıktaki "bilgisiz gezgin", aradığının kendi aslı olduğunu bilmeden dolaşan suyun kendisidir.

Şiir, buharlaşma, yoğuşma, yağış ve akış gibi on dokuzuncu yüzyıl okul kitaplarının anlattığı bir doğa bilgisini, tasavvufun "aslına dönüş" düşüncesiyle birleştirir. Son dörtlükteki "teceddüdler, taayyünler", yenilenmeler ve belirlenişler, divanın her an yenilenen âlem düşüncesine bağlanır: gördüğümüz her şekil geçicidir, öz ise döner dolaşır ve yine denize dökülür. Şiirin sonundaki not, Cûdî'nin divanında ender görülen bir tarih ve yer kaydıdır: Rumi 13 Mayıs 1320, yani 26 Mayıs 1904, sabah saat on bir, tren Vardar ovasından geçerken yazılmıştır. Divanda hemen ardından gelen "Şimendifer" şiirleri de bu yolculuğun ürünüdür.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 55-56 (şiir no. 210; yazma vr. 57b-58a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar