Özgün Metin

Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün feʿūlün

Leb-i sīmīnin açdıḳça sitāre
Tebessümler ṣaçar saṭḥ-ı biḥāra
Ṣafā-yı sīneye mālikse deryā
Ṭolar āġūşı ḫand-ı pāre pāre
Bu āfāk enfüse bir istiʿāre
Nübüvvetsiz zamāndır ẓulmet-i şeb
Ḥekīmān var ise leyl-i mükevkeb
Semānıñ secde ʿaks-ı zāhirātı
Sünūḥāt-ı ḥakīm-i ṣāf-meşreb
Görir mi bedr işin biñlerce kevkeb
Aḳar mehtābdan bir seyl-i ebyaż
Açar deryāda bir minhāc-ı enver
Beyāż emvāc o minhācıñ içinde
Ḳanad çırpar perīlerdir şināver
Bunı fehm eylediñ mi ey dilāver
O mehtāb Aḥmed, ol minhāc, şerʿī
O deryā baḥr-ı tevḥīd-i ilāhī
O emvāc-ı beyāż efvāc-ı islām
Şināver ümmet-i ʿirfān-penāhı
Ḳamer şaḳ eyledi leyl-i siyāhı:
Ḳaranlıḳ baḥrdır deryā-yı vaḥdet
Yüzinde serv-i sīmīndir şerīʿat
Ḳaranlıḳda siyāh emvāc, ḳāfir
Derūn-ı serv-i sīmīn ehl-i cennet
Ṣırāṭ-ı müstaḳīme eyle diḳḳat
ʿUmūm-ı baḥre nisbet serv-i sīmīn
Feżāya ḳarşı engüşt-i şehādet
Anıñ çün küfr ü ṭuġyān çoḳṣuç az
İlāhī ʿaḳıl irmez bu ne ḥikmet
İrerse ʿaḳlıñ olmaz anda vüsʿat
Evet, öyle velākin bir de şöyle
Düşün: meclā-yı ḥaḳ ancaḳ bu yer mi
ʿAvālim nūra ġarḳ olmuş serāpā
Ki hūrşīd anlara nisbet şerer mi
Degil görmek ʿaceb insān sezer mi
Başıñ ḳaldır semāya iktināh it
O envār ʿāleminde bir şināh it
Bütün sükkānıdır ervāḥ-ı maʿṣūm
Saña dirler: Yere in de günāh it
Hemān ḳalbiñ temīz ṭut ḥaḳ-penāh it
Siziñ yerden çıḳan toz ẕerre gelmez
Yem-i ġufrān ġaffārü'ẕ-ẕünūba
Faḳaṭ üftādegān-ı çāh-ı işrāk
Düşer ġayyā-yı ʿallāmü'l-ġuyūba
Keŝāfetdir sebeb cümle ʿuyūba

Günümüz Türkçesiyle

1. Yıldız gümüş dudağını açtıkça denizlerin yüzüne tebessümler saçar; deniz göğsün safasına sahipse kucağı parça parça gülüşle dolar; bu ufuklar (dış dünya), iç dünyalar için bir istiaredir.

2. Gecenin karanlığı peygambersiz bir zamandır; hakîmler varsa gece yıldızlıdır; (orta mısralar tam açık değildir) ...; binlerce yıldız dolunayın işini görebilir mi?

3. Ay ışığından beyaz bir sel akar; denizde nurlu bir yol açar; o yolun içindeki beyaz dalgalar kanat çırpıp yüzen perilerdir; ey yiğit, bunu anladın mı?

4. O ay ışığı Ahmed (Hz. Muhammed), o yol şeriattır; o deniz ilahî tevhit denizidir; o beyaz dalgalar İslam'ın alaylarıdır; yüzenler, sığınağı irfan olan ümmettir; ay kara geceyi ikiye yardı.

5. Birlik denizi karanlık bir denizdir; yüzünde şeriat gümüş bir selvidir; karanlıktaki siyah dalgalar kâfirdir; gümüş selvinin içi cennet ehlidir; sırat-ı müstakime dikkat et!

6. Bütün denize oranla gümüş selvi, uzaya karşı kaldırılmış şehadet parmağı gibidir; bu yüzden küfür ve azgınlık çok, (iman) azdır; Allah'ım, akıl ermez, bu ne hikmettir; ererse aklın orada genişliği kalmaz.

7. Evet öyle, ama bir de şöyle düşün: Hakkın görünme yeri yalnız bu yer mi? Âlemler baştan başa nura gark olmuştur; güneş onlara göre bir kıvılcım mı? Şaşılacak olan görmek değil, insan sezebilir mi?

8. Başını göğe kaldır, künhüne er; o nurlar âleminde bir yüz; bütün sakinleri masum ruhlardır; sana "Yere in de günah işle" derler; yalnız kalbini temiz tut, Hakka sığın.

9. Sizin yerden çıkan toz, günahları bağışlayanın mağfiret denizine bir zerre bile gelmez; fakat şirk kuyusuna düşenler, gaybları bilenin Gayyâ'sına düşer; bütün kusurların sebebi yoğunluktur (kesafettir).

Edebî ve Tarihî Yorum

Ay ışığı altında bir gece denizi, "Temsîl" muhammesinde adım adım bir alegoriye dönüşür. Divanda bu kadar düzenli kurulmuş şiir azdır. İlk bentlerde manzara verilir: yıldızlar denize tebessüm saçar, ay ışığı denizin üstünde beyaz bir yol açar, o yolun içindeki dalgalar kanat çırpan periler gibidir. İlk bendin son mısraı bütün şiirin anahtarıdır: "Bu âfâk enfüse bir istiâre", dış dünya iç dünyanın bir istiaresidir.

Dördüncü bentte alegori açıkça çözülür: ay ışığı Hz. Muhammed, ışıktan yol şeriat, deniz ilahî tevhit, beyaz dalgalar İslam'ın alayları, yüzenler ümmettir. Bendin son mısraı Kamer suresinin başındaki ayın yarılması mucizesine (54/1) bağlanır. Beşinci ve altıncı bentler aynı manzaradan daha karanlık bir sonuç çıkarır: ay ışığının denizdeki "gümüş selvi"si, karanlık denizin bütününe oranla küçük bir şehadet parmağı gibidir; inananlar azdır, karanlık dalgalar çoktur.

Yedinci bentte şair alegoriyi genişletir: Hakkın görünme yeri yalnız bu dünya değildir, nura gark olmuş sayısız âlem vardır ve güneş onlara göre bir kıvılcımdır. Bu, divanın astronomi şiirlerinde görülen kozmik genişlik duygusudur. Sekizinci bentteki "Yere in de günah işle" sözü, insanın göklerin masum sakinleri karşısındaki yerini ironiyle hatırlatır. Son bent "kesafet", yoğunluk kavramıyla biter: ruhu ağırlaştıran maddi yoğunluk, bütün kusurların sebebidir. Dokuzuncu bent için müstensihin kaydettiği ikinci okuma da şiirin bir kez yazılıp bırakılmadığını düşündürür.

Kaynakça

  • Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 53-55 (şiir no. 209; yazma vr. 57a-57b). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf

Çevrimiçi kaynaklar