Özgün Metin
Vezin: Mefāʿilün feʿilātün mefāʿilün feʿilün
Mayıs evāʾili sebz ü ṭarī ekincikler
Küme küme arada ḳırmızı gelincikler
Yoluñ yemīn ü yesārındaki meyīllerde
Yabān çiçekleri bir ṭarz-ı rūḥ-ı perverde
Ṣabā esince hemān hepsi ihtizāza gelir
Bize selām-ı muʿaṭṭarla būy-ı tāze gelir
Menāẓır öyle güzel; çirkini seçilmezdi
Ne görse gözlerimiz baḳmadan geçilmezdi
Olurdı gāh uzaḳlarda bir sürü manẓūr
Ḳaçardı mandalar ötdükçe öñdeki nāḳūr
Yeşil zemīndesin bir bulut gibi aḳarız
Uzunca köprü geçerken gürülderiz çaḳarız
Ṭurur bu heybete ḳarşı aḳan ṣular bir ān
Süyūle ögretiriz ṭarz-ı sürʿat-ı cereyān
Tiren, o tīr-i siyeh, ḳarşıya atılmış oḳ
Uçar feżāda faḳaṭ ḳuş gibi ḳanadları yoḳ
Ezer geçer ovayı pençe-i ḥadīdi ile
Ṭurur selāmına ṭaġlar ṣaf-ı medīdi ile
Ufuḳda māvi dumanlar içinde nīm-i pedīd
İken şu ḳarşıki ṭaġlar görür gibi tehdīd
Uyandı ḳalḳdı yerinde ki yükselir giderek
Ḳarardı çehresi māvilige vedāʿ iderek
Uzaḳdan anları biz māvi bir dumān diyerek
Meger ki ṭaş ile ṭopraḳmış aṣlına irerek
Düşerdi gāh bir ormān kenārına yolumuz
Żiyā, ẓilāl-i telāḳīsi ṣaġımız, ṣolumuz
Tünel didikleri sūrāḫdan gelüp geçdik
Süzüldük oḳ gibi gūyā ki ṭaġ delüp geçdik
İlāhi! Nevʿ-i beşer ʿaḳl ile neler yapmaz
Ṭarīḳ-i ʿaḳla giden semt-i zahmete ṣapmaz
Cünūn u cehl-i bezm-i şarḳa bir ḫaṣīṣa gibi
Kemāl-i ġarb görünmekde bir naḳīṣa gibi
Şimendifer ne güzel ṣunʿ-ı pāk ʿaḳl-ı selīm
Vebālimiz gibi ḥayvān da aldı bār-ı ʿaẓīm
Hani ḳaṭırcı dinen, kārvān dinen o gürūh
Hani o sebb ü şütūm u tefevvüh-i mekrūh!
Hani o ḳışda ḳıyāmetde bir ḳonaḳ aramaḳ
Hani yolu şaşırıp ḳarda ṭaġları ṭaramaḳ!
Hani refīḳ-i ġamı, ḳāṭıʿ-ı ṭarīḳ-i ġamı!
Hani ṣular ḳabarıp aldı köprüyü elemi!
Hani yıḳıldı yere beygir, oldı māl-ı şikest
Hani düşen yükü yükletmek üzre bir hem-dest
Diyüp cevābına naṣb-ı nigāh-ı istimdād
Çamurda, tozda, yaġmurda üst baş berbād
Şimendifer bu beliyyātı pāy-māl itdi
Medāʾini medeniyetle hem-viṣāl itdi
Semerci, nāʿl u nemedci vü ḫāndaki ʿallāf
Gibi ufaḳ tefek eslāfdan ḳalan eṣnāf
Egerçi münḳariż oldu kesād-ı ṣanʿatla
Faḳaṭ güler yüzü her tarlanıñ zirāʿatle
Ḳoşar şitābla her memleket mübādeleye
Bulundu sürʿate yol mevḳiʿ-i mücādeleye
Ḳıṭār-ı bend-i biġāl olma bin şimendifere
Şimendifer medeniyyet ṭarīḳidir beşere
Günümüz Türkçesiyle
1. Mayıs başı, yemyeşil ve taze ekinler; aralarında küme küme kırmızı gelincikler.
2. Yolun sağındaki ve solundaki yamaçlarda ruh besleyen bir tarzda kır çiçekleri.
3. Seher yeli esince hepsi hemen titreşmeye başlar; bize kokulu bir selam, taze bir koku gelir.
4. Manzaralar öyle güzeldi ki çirkini seçilmezdi; gözlerimiz ne görse bakmadan geçilmezdi.
5. Bazen uzaklarda bir sürü görünürdü; öndeki düdük öttükçe mandalar kaçardı.
6. Yeşil zeminde bir bulut gibi akarız; uzunca bir köprüden geçerken gürler, şimşek çakarız.
7. Bu heybet karşısında akan sular bir an durur; sellere hızla akmanın usulünü öğretiriz.
8. Tren, o kara ok, karşıya atılmış bir ok; boşlukta uçar, ama kuş gibi kanatları yok.
9. Demir pençesiyle ovayı ezip geçer; dağlar uzun saflarıyla onu selamlamak için durur.
10. Ufukta mavi dumanlar içinde yarı görünür hâldeyken, şu karşıdaki dağlar bir tehdit görür gibi
11. uyandı, yerinde kalktı, gittikçe yükseliyor; maviliğe veda ederek yüzü karardı.
12. Uzaktan onlara "mavi bir duman" diyorduk; meğer, aslına ulaşınca, taş ile toprakmış.
13. Bazen yolumuz bir orman kenarına düşerdi; sağımız solumuz ışık ve gölgelerin buluşmasıydı.
14. Tünel dedikleri delikten gelip geçtik; sanki dağı delip ok gibi süzülüp geçtik.
15. Allah'ım, insan aklıyla neler yapmaz! Akıl yolundan giden zahmet tarafına sapmaz.
16. Doğu'nun delilik ve cehalet meclisine özgü bir huy gibi, Batı'nın kemali bir eksiklik gibi görünmekte.
17. Şimendifer, selim aklın ne güzel ve temiz bir eseri! Hayvan da bizim günahımız gibi büyük bir yük almıştı (mısra tam açık değildir).
18. Hani katırcı denen, kervan denen o topluluk? Hani o sövüp saymalar, o çirkin sözler?
19. Hani kışın kıyamette bir konak aramak? Hani yolu şaşırıp karda dağları taramak?
20. Hani gamın arkadaşı, gamın yol kesicisi? Hani suların kabarıp köprüyü alıp götürdüğü dert?
21. Hani beygirin yere yıkılıp malın kırılması? Hani düşen yükü yüklemek için bir yardımcı (aramak),
22. cevap için yardım dileyen gözlerle bakmak? Çamurda, tozda, yağmurda üst baş berbat?
23. Şimendifer bu belaları ayaklar altına aldı; şehirleri medeniyetle kavuşturdu.
24. Semerci, nalbant, keçeci ve handaki yemci gibi atalardan kalan ufak tefek esnaf,
25. gerçi zanaatlarının kesadıyla yok oldu, ama her tarlanın yüzü tarımla güler.
26. Her memleket alışverişe hızla koşar; mücadele meydanına varmak için hıza bir yol bulundu.
27. Bağlı katırlardan bir katar olma, bin şimendifere; şimendifer insanlığa medeniyet yoludur.
Edebî ve Tarihî Yorum
Aynı tren yolculuğu, "Şimendifer" muhammesinin ardından bu mesnevide daha geniş bir tabloya yayılır. İlk on dört beyit bir yolculuk manzumesidir: Mayıs başında yeşil ekinler ve kırmızı gelincikler, düdük öttükçe kaçan mandalar, köprüden geçerken gürleyen tren, ok gibi süzülerek geçilen tünel. Onuncu ve on ikinci beyitler arasında ince bir gözlem vardır: uzaktan "mavi bir duman" sanılan dağlar, tren yaklaştıkça uyanıp kalkar, maviliğe veda ederek kararır ve sonunda taş ile toprak olduğu anlaşılır. Hareket hâlindeki bir yolcunun gördüğü değişen perspektif, şiire neredeyse sinemaya yakın bir hareket kazandırır.
On beşinci beyitten itibaren şiir bir düşünceye döner: akıl insanı zahmetten kurtarır. Şair, kervan yolculuğunun eski sıkıntılarını "hani" diye başlayan bir dizi soruyla sayar: katırcıların küfürleri, kışın konak aramak, karda yol şaşırmak, selin götürdüğü köprü, yıkılan beygir ve dağılan yük. Demiryolu bu belaları ayaklar altına almıştır. Şair kaybedeni de görür: semerci, nalbant, keçeci, handaki yemci gibi eski esnaf ortadan kalkmaktadır; ama tarla ve ticaret kazanmıştır. On altıncı beyitte Doğu'nun Batı'nın kemalini kusur gibi görmesi eleştirilir ve son beyit açık bir çağrıyla biter: "Bağlı katırlardan bir katar olma, şimendifere bin." Batılılaşmaya şüpheyle bakan öteki şiirlerin yanına konunca ortaya çıkan tavır açıktır: Cûdî teknik ilerlemeye kapısını açar, kültürel taklide mesafeli durur.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 57-59 (şiir no. 212; yazma vr. 58b-59a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






