Özgün Metin
Vezin: Mefāʿīlün mefāʿīlün feʿūlün
Degildir münferid seyrinde şāʿir
Velev yoḳdur yanında bir müşāvir
Bütün eṭrāfı pür ḥis ü meşāʿir
Ṭuyar sesler ki hep sevdāya dāʾir
Anıñla söyleşir ŝābitle sāʿir
Döker diller hemān şelāle söyler
Leb-i vādideki seyyāle söyler
Cibāle ʿaks iden her nāle söyler
Öten ḳuşlar nihāl-i lāle söyler
Bütün eşyā okur "tublā's-serāʾir"
Tebessüm, girye çeşminde lisāndır
Nigāhī kāʾināta tercümāndır
Beyānında güzellikler ʿiyāndır
Sükūtunda ne maʿnālar nihāndır
Aña bī-lafẓ-ı nuṭḳ eyler żamāʾir
Büyük bir cemʿdir bir ferd-i tenhā
Ne eṭrāfeş hemī āyed süḫanhā
İder ẕī-rūḥ u cāmid ḥālin anhā
Melīkü'l-ʿaḳl ḳad yeʾmür ve yenhā
Velākin mā irādallāh-ı ṣāʾir
Ḳametde şiʿr ü ḥikmet leb bilipdir
Çiçekler anda gülçīn-i edebdir
Güzellik, şiʿr ü ḥikmet yeknesebdir
Ṣafā-yı ṭayʿ-ı şāʿir ümm ü ebdir
Ṭoġar aḥrārdan elbet ḥarāʾir
Görür bir ḳuş olur hemcins anıñla
Çiçekle söyleşirken gülde diñler
Ezelden āşinādır gülşeniñle
Bulunsa lāl olur ancaḳ seniñle
İder ḥüsnüñ anı mebhūt u ḥāʾir
Günümüz Türkçesiyle
1. Şair, yanında bir danışman olmasa bile, gezintisinde yalnız değildir; bütün çevresi duygu ve hislerle doludur; hep sevdaya dair sesler duyar; sabit yıldızlar da gezegenler de onunla söyleşir.
2. Diller hemen dökülür, şelale konuşur; vadinin dudağındaki akarsu konuşur; dağlara yankılanan her inilti konuşur; öten kuşlar, lale fidanı konuşur; bütün eşya "sırların ortaya döküleceği gün"ü okur.
3. Tebessüm ve gözyaşı onun gözünde bir dildir; bakışı kâinata tercümandır; anlatışında güzellikler apaçıktır; susuşunda ne anlamlar gizlidir; gönüllerdeki gizli şeyler ona sözsüz konuşur.
4. Tek başına bir fert, büyük bir topluluktur; (Farsça) çevresinden ne sözler gelir ona; canlı ve cansızın hâlini anlatır; (Arapça) "Aklın hükümdarı emreder ve yasaklar, ama Allah'ın dilediği gerçekleşir."
5. Şiir ve hikmet onda dudak dudağadır (mısra tam açık değildir); çiçekler orada edebin gül derenleridir; güzellik, şiir ve hikmet aynı soydandır; şairin tabiatının safası onların anası ve babasıdır; hür olanlardan elbette hür (ve ipek gibi ince) olanlar doğar.
6. Bir kuş görür, onunla aynı cinsten olur; çiçekle söyleşirken gülde dinler; gül bahçenle ezelden tanışıktır; ancak seninle bulunursa dili tutulur; güzelliğin onu şaşkın ve hayran eder.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şair yalnız gezer ama yalnız değildir: "Şâir" muhammesinin çizdiği portrede çevresindeki her şey duygu doludur, yıldızlar ve gezegenler onunla söyleşir. Divanın şiir üzerine söylediklerinin en romantiği budur. İkinci bentte şelale, vadi deresi, dağların yankısı, kuşlar ve lale fidanı birer konuşan dile dönüşür; bütün eşya Târık suresindeki "sırların ortaya döküleceği gün" (86/9) ayetini okur. Tezdeki "table's-serâir" yazımı bu ayete göre düzeltilmiştir.
Üçüncü ve dördüncü bentler şairin iki yönlü dilini anlatır: bakışı kâinata tercüman olur, gönüllerin sırları ona sözsüz konuşur; tek başına bir fert olduğu hâlde büyük bir topluluktur. Dördüncü bent Türkçe, Farsça ve Arapça mısraları bir araya getirir ve Arapça mısra aklın hükümranlığına bir sınır koyar: akıl emreder ve yasaklar, ama gerçekleşen Allah'ın dilediğidir. Beşinci bentteki "harâir" kelimesi hem hür kadınlar hem ipekler anlamına gelir; hürlerden hürlerin doğması, şairin tabiatının güzelliği, şiiri ve hikmeti aynı soydan doğurması anlamında kullanılır. Son bent beklenmedik bir aşk itirafıyla biter: her şeyle konuşabilen şair, ancak sevgilinin yanında dilsiz kalır.
Kaynakça
- Zeynep Adıyahşi, Merzifonlu İbrâhîm Cûdî Dîvânı (İnceleme-Metin-Sözlük) [43b-87b], Yüksek Lisans Tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun 2017, s. 52-53 (şiir no. 208; yazma vr. 56b-57a). http://libra.omu.edu.tr/tezler/116831.pdf
Çevrimiçi kaynaklar






